Gazeteci Ataman’ı hücreye attılar

Ziya Ataman

Ziya Ataman

  • Gazeteci Ziya Ataman 7,5 yıldır cezaevinde tutuluyor. Ailesi, bağırsak ve kalp hastalıklarına rağmen Erzurum’da tek kişilik hücrede tutulan Ataman’ın durumundan kaygılı. Ataman, günde sadece 1,5 saat gün ışığı görüyor ve karanlık bir hücrede tek başına tutuluyor.

MIHEME PORGEBOL

Bir gazeteci hapishanesi olan Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre 180 ülke arasında 165’inci sırada. Mayıs 2023 tarihli rapora göre Türkiye, Taliban yönetimindeki Afganistan’ın bile 13 sıra gerisinde. Dünya ülkeleri arasında en çok gazetecinin tutsak edildiği ülkelerden biri olan Türkiye’de 1 Ağustos itibariyle 59 gazeteci tutsak.

Delilsiz geçen 7,5 yıl

Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutsak edilen gazetecilerden biri de Ziya Ataman. 2016’da çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) çalışan Ziya Ataman, 10 Nisan 2016’da haber takibi yaptığı sırada Van’da gözaltına alınmıştı. Ataman, hemen sonraki gün çıkarıldığı mahkemece herhangi bir somut delil gösterilmeden “örgüt üyeliği” gerekçesiyle tutuklanmıştı. Tutuklanmasına gerekçe gösterilen iddialara dair ise geçen 7,5 yıla rağmen herhangi bir somut delil sunulmadı.

Tek kişilik hücrede tutuluyor

Hala Erzurum’da bulunan Dumlu 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Ataman, günde sadece 1,5 saat gün ışığı görüyor ve karanlık bir hücrede tek başına tutuluyor. Yıllardır bağırsak hastalıklarıyla boğuşan Ataman’a, aynı zamanda kalpte ritim bozukluğu teşhisi de konuldu. Ailesinden aldığımız bilgiye göre Ziya Ataman, en son 23 Ağustos’ta hastaneye götürülerek sağlık kontrolünden geçirildi. Ataman’a yeni ilaçlar verilerek eski ilaçlarının da dozu arttırıldı. Tutsak gazetecinin 3 aylık ilaç kullanımından sonra kalpteki ritim bozukluğundan ötürü tekrar kontrole gitmesi gerekecek. Diğer yandan Ataman’ın, diğer hastalıkları için zaten 2 ayda bir sağlık kontrolünden geçmesi gerekiyor.

Ailesi kaygılı

Ailesi, Ziya Ataman’ın ilk zamanlarda sağlığa erişim hakkına ilişkin çok sıkıntı çekmesine rağmen sorunlarından bahsetmediğini ifade ederek, kardeşlerinin sağlık durumu hakkındaki bilgileri ancak avukatlarından alabildiklerini söyledi. Ziya Ataman’ın ağabeyi, kardeşinin kalp ve bağırsak hastalıklarına rağmen tek kişilik hücrede kaldığının altını çizerek, “Van cezaevindeyken sık sık yerleri değiştirilmesine rağmen 3’er kişilik odalarda kalıyordu. Bu ona daha iyi geliyordu. Yalnız kalmadığını bilmek bizi de rahatlatıyordu. Erzurum’a götürüldüğünden beri tek kişilik hücrede kalıyor” dedi.

Babasının cenazesine katılamadı

“Ziya ilk tutuklandığı dönemlerde aile olarak çok zorluk çektik” diyen ağabeyi sözlerini şöyle sürdürdü: “Suçsuz yere içeride olması başta babam olmak üzere hepimizi çok yıprattı. Babam, Ziya’nın tutuklanmasından sonra rahatsızlandı. 2020 yılının Şubat ayında da vefat etti. Babam vefat ettiğinde ailenin tamamını toplayıp ‘başkasından duymasın’ diyerek görüşüne gittik. Orada ben söyledim ona babamızın vefat ettiğini. Ziya da ‘Ben hissetmiştim’ dedi. Haberi alınca kötü oldu ama bizden duyması daha iyiydi. Ziya, babasını son kez göremedi. Cenazesine katılmasına bile izin verilmedi.”

‘Muhalif basın kriminalize ediliyor’

Ziya Ataman’ın savunmasını üstlenen MLSA Hukuk Birimi Koordinatörü Merve Kurhan son dönemlerde basına yönelik baskıların çok daha fazla arttığına dikkat çekti. Özellikle özgür basına yönelik toplu gözaltı operasyonlarını hatırlatan Kurhan, “Muhalif basına ve muhalif gazeteciliğe yönelik engellemeye, susturmaya yönelik politikalar. Gazeteciler, yaptıkları bir haber yüzünden ya da muhalif gazetecilik pratikleri nedeniyle hedef gösterilip kriminalize ediliyor” dedi.

Türkiye'nin ağır bir ekonomik ve siyasal kriz içinde olduğunu ifade eden Kurhan, “Böylesi bir kaos halinde, halkın habere ve bilgiye ulaşabilmesi her zamankinden daha önemli. Bu çerçevede, basın daha kilit bir rol oynuyor, buna bağlı olarak da daha fazla baskı görüyor. Amaç, basının sesini kısmak ve kamunun hakikate erişimini engellemektir” şeklinde konuştu.

Mevcut iktidarın basına yönelik saldırılarının anayasaya ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunun altını çizen Kurhan sözlerini şöyle sonlandırdı: “Basın özgürlüğü temel hak ve özgürlükler açısından yaşamsal öneme sahip. Halkın haber alma ve hakikate ulaşma hakkının sağlanabilmesi, basının özgürce yazabilmesinden geçiyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) basın özgürlüğünü düzenlerken, devlete iki ayrı görev ve sorumluluk yüklüyor. Devlet hem basını keyfi ve kuraldışı engellemeyecek hem de gelişmesi ve özgürce faaliyet yürütebilmesi için koruyucu ve geliştirici bir rol üstlenecektir.”

 

*****

Beş adımlık kafes görünümlü hücre

Güneş yüzü görmüyoruz

Ataman, geçtiğimiz 28 Mart’ta Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’ndeki meslektaşlarına yazdığı mektupta cezaevi koşullarına ilişkin şunları aktarmıştı: “Malumunuzdur ki yeni oluşturulan bu tip cezaevi sistemi her yanıyla hak ihlali kokuyor. Muştuyla kurdelesi kesilen insan karşıtı bu yerde 7 ayımı doldurmak üzereyim. Bazen aynadaki yansımam aracılığıyla insan olduğumu hatırlar oluyorum. Sadece söylem değil ağır bir tecrit politikasıyla da yüz yüzeyiz. Daha önce de duyurmaya çalıştığım ‘güneş yüzü görmüyoruz’ söylemine beton dökülmüş olup, sabit kulluğumuz kurumaya bırakılmıştır!  İyileştirmeler bekliyorken, avlu saatimiz azaltılıyor; her hafta yapılan aramalarla var olan düzen ve huzurumuz(!) bozuluyor; kimi personelin ideolojik yaklaşımıyla tartışma olup, tutanak tutuluyor; İdare Gözlem Kurulu var olduğumuzu unutuyor; idareciler taleplerimizin çoğunu reddediyor. Ve bunlar oluyorken, hiçbir gerekçe sunulmuyor. Hiçbir kapı aralanmıyor. Duyuruyoruz sesimizi ama duyan olmuyor. Ve bunlar sadece birkaç olumsuzluktur. Dahası… Beş adımlık kafes görünümlü hücremden selamlıyorum sizleri. Sağlıcakla kalın, kolaylıklar diliyorum.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.