Girdap

Aykan SEVER yazdı —

23 Mart 2021 Salı - 23:00

  • TC ekonomik açıdan ciddi bir sıkışma içinde. Batı pazar, yatırım alanı ve Ortadoğu ile arasında (özellikle göçmenler için) bariyer, tampon bölge olarak gördüğü ülkeyi kaybetmek istemiyor. Bugüne kadar bölge ülkelerindeki siyasi ve askeri iktidar boşluğundan yararlanan TC de sınırlarına geldi. 

 

Son haftalarda diktatörlüğün halkları teslim almaya dönük topyekün saldırısı karşısında Batı’dan rejime yönelik eleştiriler arttı. Hatta bugüne kadar altan alan NATO’nun bile Türkiye ile “bazı anlaşmazlık konularımız var” diyesi geldi. Kimi insan hakları kuruluşları ise yıllar önce söylemeleri gerekenleri nihayet dile getirerek Avrupa ülkelerine seslenip “suç ortaklığı yapmayın” demeye kadar işi vardırdılar. 

Fakat daha iki adım atmadan bunların bir göz boyamaca olduğunu da gördük. Gerek rejimle yapılan pazarlıklar gerekse de ABD ve AB yetkilerinden gelen açıklamaların “endişe” belirtmeyle sınırlı kaldığı yaptırıma dönüşmeyeceği, Biden’ın bu konuda istekleri olduğu da basına yansıdı. Biden istemeseydi AB yönetimi adım atar mıydı, hiç sanmam. İşleri Biden havale etmek kendi etkisiz politik hatlarına sadece yeni mazeretler yaratıyor. Ayrıca AB içi kamuoyunun Türkiye’deki diktatörlüğe tepki gösteren kesimlerini yatıştırmak için başka bahaneler elde ediyorlar.

ABD yönetiminin daha önce de TC’yi Karadeniz, Irak, Suriye ve Libya cephelerinde işe koşarak yeniden kazanmaya çalışacağına işaret etmiştim. Bu işe koşma politikasının odağında “sözde müttefik”in “düşman Rusya” ile karşı karşıya getirilerek, çatışarak S-400’den bir biçimde kurtulmasının sağlanması yer alıyor. Rejimin saldırıları doruğa çıkmışken ABD Büyükelçisi Satterfield’in ABD’nin bu ara gözde malı olan “demokrasi ve insan hakları”ndan bahsetmeyip "Türkiye S-400'lerden vazgeçmeli. Amerikan kongresinde savunabileceğimiz tek çözüm bu…” ya olayı hapsetmesi niyetin açık beyanıdır.

Bugün rejimin işe koşulduğu cephelerden ikisi ön plana çıkıyor. Karadeniz’de Gürcistan ve Ukrayna açıklarında yapılan NATO tatbikatlarına TC de katılıyor. ABD’li kendini düşünce kuruluşu diye adlandıran gerçekte savaş makinesinin bir parçası olan bazı kurumlar Karadeniz’deki “yeni" konumlanışta yani İran, Rusya ve Çin’e karşı denge arayışında TC’nin önemli roller üstlenebileceğini söyleyerek motive etmeye çalışıyorlar. Ukrayna’da yeniden hareketlenen Donbas bölgesine karşı savaşta TC’nin SİHA’lar ve eğitimci vb. rollerle askeri personelinin cephede yer alabileceği konuşuluyor. “TC’nin Kırım’ın ilhakını kabul etmeyiz” tutumunun Batı tarafından desteklenmesi ve Ukrayna ile TC arasında artan askeri ortaklık da buna uygun zemin oluşturuyor. Bu başlığı doğrudan ilgilendiren Azerbaycan’daki yeni askeri tatbikatlar ve TC destekli Azerbaycan’ın ele geçirdiği yeni bölgelerden Şuşi yakınlarındaki Varanda’da askeri harekata uygun havaalanı inşaatı ayrıca dikkat çekiyor. Bu havaalanının sadece Dağlık Karabağ ve Ermenistan’a karşı değil; Azerbaycan ve Türkiye’nin yanı sıra İsrail ve NATO tarafından Rusya ve İran karşıtı amaçlarla kullanılabileceği de dile getiriliyor.

Asıl ön plan çıkansa Suriye cephesi. TC Eyn İsa bölgesine bir süredir yığınak yapıyor ve Ruslar da buna dikkat çekiyordu. Hafta sonu TC SDG güçlerine karşı hava saldırısı düzenlerken ortada anlaşmalar olmasına rağmen gerek Rusya gerekse de ABD sessiz kaldı. İkili oyunlarını sürdürdüler. Asıl dertleri bölge halklarının geleceği olmadığı TC ile ilişkilerinin devamının esas olduğu bir kere daha belgelendi. Sonrası İdlib’de TC destekli güçlere karşı yapılan saldırı ile Rusya bu ikili politikanın devamını getirdi. Önümüzdeki aysa ikinci S-400 alımını TC’ye dayatacak. 

Eski ABD Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey’in ağzından “Biz Amerikalılar olarak Türkiye’nin İdlib’de olmasından çok memnunuz…” diyen ABD ise Rusya ve Esad’ın saldırılarını kınadı, fakat Kürtlere yönelik saldırılara ses çıkarmadı. Sonrası beklemede. Muhtemelen bu bölgede TC ile Rusya arasındaki çatışmayı daha da derinleştirmenin yollarını arıyorlar. Fakat eskisi gibi etkili olamıyorlar. Son örnek ABD’nin Rusya'dan S-400 almaya hazırlanan Hindistan'ı yaptırımla tehdit etmesi oldu. Halbuki ABD Savunma Bakanı Austin, oralara Çin’e karşı Hindistan’ı stratejik müttefik olarak konumlandırma niyetiyle gitmişti.

TC ekonomik açıdan ciddi bir sıkışma içinde. Batı pazar, yatırım alanı ve Ortadoğu ile arasında (özellikle göçmenler için) bariyer, tampon bölge olarak gördüğü ülkeyi kaybetmek istemiyor. Bugüne kadar bölge ülkelerindeki siyasi ve askeri iktidar boşluğundan yararlanan TC de sınırlarına geldi. Çok sayıda aktörün aynı anda hamle yaptığı paylaşım savaşından bir toplum olma özelliğini çoktan kaybeden Türkiye’nin, bu çalkantıdan, bölge halklarını kavrayıp umudu olacak köklü bir değişimi üstlenen ve diktaya son veren bir siyasal hareketlenme olmadığı takdirde çıkması zor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.