Göçün kurduğu kulüp: Manchester United
Dosya Haberleri —

Manchester United/foto:AFP
- Göçten Manchester United kadar yararlanmış az kurum var. Kulüp, daha iyi bir hayat ve fırsat arayışıyla sınır aşan insanların emeğiyle büyüdü. Takımın başarılarında göç belirleyici oldu. Bunu aşındıran ise yönetim zaafı ve finansallaşmış sahiplik modeli oldu.
Nicholas O’Neill* - Çeviri: Yeni Özgür Politika
Manchester United ortak sahibi Jim Ratcliffe’in Britanya’nın “göçmenler tarafından sömürgeleştirildiği” yönündeki sözü açık bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Göçten Manchester United kadar yararlanmış az kurum var. Kulüp, daha iyi bir hayat ve fırsat arayışıyla sınır aşan insanların emeğiyle büyüdü. Takımın başarılarında göç belirleyici oldu. Bunu aşındıran ise yönetim zaafı ve finansallaşmış sahiplik modeli oldu.
Bu çelişki, modern futbolun tam merkezinde duruyor. Sir Alex Ferguson, 2008’de Moskova’daki Şampiyonlar Ligi finali öncesinde, birçok oyuncunun sonradan en etkileyici takım konuşması diye anlattığı konuşmasını yaptı. Patrice Evra’nın aktardığına göre Ferguson, oyunculara nereden geldiklerini hatırlattı. Farklı ülkelerden, kültürlerden, dinlerden ve hayat deneyimlerinden geliyorlardı, ama ortak bir amaç için birleşmişlerdi. Futbol, yabancıları kardeşe dönüştürmüştü.
O soyunma odası hem Manchester United’a hem de modern futbola dair temel bir gerçeği yansıtıyordu. Başarı, göçle kuruluyor. Oyuncular sınır aşıyor, farklı kültürleri ve deneyimleri ortak bir yapıya taşıyor. United’ın tarihi bu gerçekten ayrı düşünülemez.
Ratcliffe’in sözleri ve kulübün gerçekliği
Bu nedenle Ratcliffe’in göçmenleri hedef alan sözleri son derece tuhaf duruyor. Söyledikleri yalnızca kışkırtıcı değil, aynı zamanda yanlıştı. Birleşik Krallık nüfusunun 2020’de 58 milyondan bugün 70 milyona çıktığını öne sürdü. Oysa resmi veriler, nüfusun 2020’de yaklaşık 66,7 milyon, 2025 ortasında ise yaklaşık 69,4 milyon olduğunu gösteriyor. Ratcliffe daha sonra kullandığı dil nedeniyle “bazı insanları incitmiş” olmaktan ötürü özür diledi, ama yanlış konuştuğunu kabul etmedi.
Üstelik çelişki bununla da sınırlı değil. Ratcliffe 2020’de Monaco’ya taşındı ve haberlerde, böylece Birleşik Krallık’ta 4 milyar sterlini aşan vergiden kaçındığı belirtildi. Buna rağmen ülkenin ekonomik sıkıntılarından göçmenleri sorumlu tuttu.
Britanya’nın sömürgeci geçmişi ise bugün günah keçisi ilan edilen nüfus hareketlerinde önemli rol oynadı. Güncel sorunların kaynağı başka yerdeyken, göçmenler kolay hedef haline getiriliyor. Asıl sorun kötü yönetim, zayıf liderlik ve beceriksiz kararlar. Manchester United da giderek bu daha geniş tablonun bir yansımasına dönüşüyor.
Sorun göçmenler değil, kötü yönetim
Ratcliffe’in şirketi INEOS, 2024’te Erik ten Hag’ın sözleşmesini uzattı ve transfer piyasasında ona güçlü destek verdi. Ancak birkaç ay sonra, yüksek bir bedel ödeyerek görevine son verdi. Yerine gelen Ruben Amorim için de ciddi bir çıkış bedeli ödendi, fakat o da tam bir sezonu tamamlayamadan Ocak 2026’da gönderildi. Oysa yalnızca üç ay önce Ratcliffe, Amorim’e kendini kanıtlaması için üç yıl süre vereceğini söylemişti. Benzer bir örnek de Dan Ashworth’un sportif direktörlüğe getirilmesiydi. Büyük çabayla ve yüksek maliyetle göreve getirilen Ashworth, Ratcliffe’in onu kamuoyu önünde “10 üzerinden 10’luk sportif direktör” diye övmesinden kısa süre sonra ayrıldı.
Bu zikzaklar, ortada tutarlı bir sportif plan değil, tepkisel bir karar alma biçimi olduğunu gösteriyor. Yine de Manchester United’daki daha derin yapısal sorunlar Ratcliffe ve INEOS’tan çok önce başladı. Kaynağı, Glazer ailesi döneminde yerleşen finansallaşmış sahiplik modeliydi.
Britanya’nın sömürgeci geçmişi bugün günah keçisi ilan edilen nüfus hareketlerinde önemli rol oynadı. Güncel sorunların kaynağı başka yerdeyken, göçmenler kolay hedef haline getiriliyor. Asıl sorun kötü yönetim, zayıf liderlik ve beceriksiz kararlar. Manchester United da giderek bu daha geniş tablonun bir yansımasına dönüşüyor.
Finansallaşma ve kulübün boşaltılması
Glazer ailesinin 2005’te Manchester United’ı borçla satın alması, kulübün sırtına ağır bir yük bindirdi. Böylece gelecekte elde edilecek gelirler, fiilen mali yükümlülükleri karşılamanın aracına dönüştü. Sonraki yirmi yılda faiz ödemeleri, temettüler ve benzeri kalemler yoluyla kulüpten 1 milyar sterlini aşkın para çıktı. Transfer harcamaları yüksek kaldı, fakat yeterli futbol bilgisine sahip olmayan yöneticilerin etkisiyle oyuncu alım politikası kötü yönetildi.
Finansallaşma tam da budur: Bir spor kurumu, değer üretmekten çok değer çekip almanın aracına çevrilir. Kulüp bir varlık, taraftarlar ve futbolcular da gelir kaynağı gibi görülür. Kararlar giderek futbol mantığından uzaklaşır. Sonuçlar açık: On yılı aşkın süredir lig şampiyonluğu yok, yıllardır dağınık transfer politikaları sürüyor ve stat acil yenileme bekliyor. Bunlar yalnızca futbol başarısızlıkları değil, yapısal sonuçlardır.
Futbol da, daha geniş ekonomi gibi, sınır aşan emeğe dayanıyor; ama ödüller başka yerde toplanıyor. Göçmenler değer yaratıyor, finansallaşmış sahiplik ise o değeri çekip alıyor. Manchester United’ın hikâyesi, bu farkı görmezden gelmeyi imkânsız hale getiriyor.
Kulübün kimliğini kuran emek
Buna karşılık kulübün gerçek kimliğini kuran şey emekti. Liam “Billy” Whelan, Münih hava faciasında yaşamını yitirmeden önce Dublin’den gelip Matt Busby’nin takımına katılmıştı. Eric Cantona yetenekli bir takımı şampiyonluğa taşıdı. Roy Keane, Ferguson döneminin damgasını vuran isimlerden biri oldu. Ole Gunnar Solskjær ise kulüp tarihinin en belirleyici golünü attı. Kuşaklar boyunca Manchester United’ın başarıları, dışarıdan gelen ve kulübü yeniden şekillendiren insanların katkısıyla kuruldu.
Bu durum bugün de sürüyor. Kaptan Bruno Fernandes’in yanı sıra Bryan Mbeumo, Casemiro, Cunha, Amad Diallo, Lisandro Martínez ve Senne Lammens gibi farklı ülkelerden gelen oyuncular kadronun önemli parçaları. INEOS dönemindeki az sayıdaki olumlu gelişmeden biri de, Alman göçmen Christopher Vivell’in öncülüğünde oyuncu alım sürecinde görülen iyileşme oldu.
Sonuç
Bugünün takımları uluslararası yapılar. Manchester United’ın küresel taraftar tabanı da kulübün ticari gücünün temel dayanaklarından biri. Göç olmadan bildiğimiz Manchester United da olmazdı: Ne dünya çapında bir kimlik, ne küresel bir seyirci kitlesi, ne de ticarileştirilecek bir marka ortaya çıkardı.
Ratcliffe’in sözlerinin açığa çıkardığı çelişki yalnızca bir kişiye ait değil. Futbol da, daha geniş ekonomi gibi, sınır aşan emeğe dayanıyor; ama ödüller başka yerde toplanıyor. Göçmenler değer yaratıyor, finansallaşmış sahiplik ise o değeri çekip alıyor. Manchester United’ın hikâyesi, bu farkı görmezden gelmeyi imkânsız hale getiriyor.
* Nicholas O’Neill, Dublin City University’de doktora sonrası araştırmacıdır ve Manchester United taraftarıdır.
Tribune kısaltılarak alındı.
Kaynak link: https://tribunemag.co.uk/2026/02/manchester-united-built-by-migrants-ruined-by-billionaires/
fotoğraflar: AFP







