Bir dervişin dağlardaki yürüyüşü
Dosya Haberleri —

Heval Savaş (Mehmet Soysüren)
- Sinemilli Ocağı'nın önde gelen insanlarının arasında, Alevi değerleriyle büyümesi, onun kişiliğine damgasını vurdu. Bu değerleri özümseyerek yaşamasını bildi, olay ve olgulara bakışında farklı bir derinlik yarattı.
- Kim bu arkadaşları görse, bakışlarında, nefeslerinde PKK'nin olduğunu hissederdi. Bunlar yüzde yüz Apocu’ydu. Bu arkadaşlardan büyük moral alınırdı.
SERTAV DOĞAN
Heval Savaş (Mehmet Soysüren), 1977 yılında Maraş'ın Elbistan ilçesine bağlı Kantarma Köyü'nde dünyaya geldi. Yetiştiği çevre, Alevi kültürünün önemli merkezlerinden biri olan Sinemilli Ocağı'nın dergâhıydı. Babası Şeho Dede, bölgede tanınan ve Sinemilli Ocağı'nın önde gelen dedelerindendi. Heval Savaş, böylesi bir ocakta, bir dergâh ortamında büyüdü.
Sinemilli Ocağı'nın etkisi
Bir dede çocuğu olarak dünyaya gelmesi, onun kişiliğinde derin izler bıraktı. Aleviliğin ahlaki değerleri, dergâhın kendisine kazandırdığı bilinç, toplum içinde öncülük yapma sorumluluğu, Sinemilli Ocağı'nın temsil ettiği değerleri taşıma bilinci daha küçük yaşlarda onu şekillendirmeye başladı. Sinemilli Aşireti, Kürdistan'daki en büyük aşiretlerdendir ve bu ocağın temsilcisi olmak, Heval Savaş'ın olaylara, olgulara bakışında farklı bir derinlik yarattı. Sıradan koşullarda yetişen bir çocuktan farklı olarak, bir dergâhta, sürekli ocağın önde gelen insanlarının arasında, Alevi değerleriyle büyümesi, onun kişiliğine damgasını vurdu. Bu değerleri özümseyerek yaşamasını bildi.
Üniversite yılları
Üniversite yılları İstanbul'da başladı. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde okuyordu. Okuduğu bölüm, toplumu anlama, toplumsal sorunları çözümleme ve Aleviliğin felsefi yönünü derinlemesine kavrama açısından onun için önemliydi. "Öncelikle anlama, anlam verme" yönü çok baskındı. Bir işi yaparken, yaşarken anlamıyla yaşayabilme onun en belirgin özelliklerindendi. Anlamadan bir iş yapmaz, bir işe girişirken mutlaka o işin felsefi ve düşünsel boyutunu kavramaya çalışırdı. Doğru bir pratik geliştirmenin, yaşamı anlamlı kılmanın yolu, onu doğru tanımlamaktan geçiyordu.
Üniversite yıllarında Türkiye'deki çelişkiler, PKK'nin mücadelesi ve devrimci hareketler, Heval Savaş'ı bir tutum almaya yöneltti. Sadece felsefi ve düşünsel olarak anlamak, çözümlemek yetmiyordu; bunun bir eylem gücüne, örgütlü bir güce dönüşmesi gerekiyordu. Tercihini PKK'den yana kullandı. Bunun nedeni, PKK'nin temsil ettiği değerlerin, ideolojik olarak Kürt toplumunun öz değerlerini, tarihsel değerlerini en güçlü şekilde temsil eden hareket olmasıydı.
Katılım kararı
İstanbul gibi büyük bir metropolde, 90'lı yıllarda Kürdistan'da yaşanan savaş sonucu göç eden milyonlarca insanın çelişkilerini yakından görüyordu. 78 Maraş Katliamı'yla yapılanın, 90'larda tüm Kürdistan'da uygulanan bir yöntem olduğunu daha derinden kavradı. Düşmanın Kürt toplumu üzerinde yürüttüğü savaşı, Kürdistan'ı insansızlaştırma, Kürtleri kendi tarihlerinden koparma politikalarını net bir şekilde görebiliyordu. Kürt gençliğinin ve toplumunun arayışları karşısında tek çarenin, bu sistemle mücadele eden devrimci bir hareketten geçtiğini anladı ve 1997 yılında bir grup arkadaşla PKK'ye katılma kararı aldı.
Koçgiri Eyaleti'nden PKK'ye katıldı. Bu onun için ayrı bir anlam taşıyordu. Alişerlerin, Zarifelerin mücadele ettiği, direndiği topraklarda gerillacılığa adım atmak, tarihsel bir sorumluluktu. Dêrsim de onun için çok önemliydi. Koçgiri, Dêrsim... Devlet karşısında direnişin merkezi olan, Aleviliğin en direngen, sistem karşısında en güçlü durduğu, düşmana geçit vermeyen coğrafyalardı. Zarifeler'in, Alişerlerin, Seyit Rızaların direndiği coğrafyalarda, PKK'nin bir gerillası olarak mücadele etmek, Heval Savaş için tarihsel ve manevi bir anlamı taşıyordu. İlk gerillaya adım attığı dönemler, onun açısından şanslı bir süreçti. Alişer Koçgiri gibi unutulmaz yoldaşlarla birlikte kaldı, orada derin bağlar inşa etti.
İlk karşılaşma
Heval Savaş'la 2001 yılında Kandil'de karşılaştık. O dönem Özel Kuvvetler'in yeni bir eğitim devresi oluşturulmuştu. Biz de Xinere'den Kandil'e geçmiştik. O taburun komutanı Heval Delal'dı. O devrede Şervan Varto, Mazlum Antep, Mazlum Tekman, Kurtuluş gibi daha sonraki mücadele yıllarında pratikleriyle, savaş duruşlarıyla, fedai duruşlarıyla hareketin temel taşları olacak çok değerli arkadaşlar vardı.
Heval Delal'in etkisi
Heval Delal'i anlatmaya gerek yok; sadeliğiyle, komutanlığıyla, öncülüğüyle hareketin en zorlu süreçlerinde fedai bir komutan olarak öne çıkan isimlerdendi. Böyle bir arkadaşın komutasında savaşçı olmak, insanın PKK'yi anlamlandırmasında büyük kolaylık sağlıyordu. Çünkü PKK'de yaşam bir duruştur. Söylenenlerden çok yaptıkların, davranışların, ilişkilerin ve temsil ettiklerin önemlidir. O arkadaşların yaşam duruşları böyleydi. Sabah kalktığında onları izlesen bile PKK'nin nasıl bir parti olduğunu, yoldaşlığın ne demek olduğunu anlardın. Büyük fedakarlıklar, sevgi, bağlılık, birbiriyle yürüme, birbirini yüceltme, zayıflıklar karşısında durma vardı. Çünkü bu zayıflıklar, düşmanın bireyin kişiliğinde yarattığı parçalanmışlıklardı. Yaşanan parçalanmışlık sadece coğrafi değil, bireylerin kişiliğinde de yaşanan bir durumdu. Ancak yaşadığın ortam bu zayıflıklarla mücadeleye destek olacak, güç katacak bir ortamsa, bunun bilincine varmak ve yöntemini bulmak daha kolaydı. İşte orası öyle bir yerdi.
Efsanevi tabur...
O taburdakilerin her biri, aranan arkadaşlardı. Biz karargah taburunda kalıyorduk, göreve gittiğimizde yolumuz o taburun içinden geçiyordu. Patikamız oradan geçiyordu, nöbetçilerinin yanından ilerliyorduk. İlk oradan geçtiğimde Heval Savaş'ı gördüm. Beyaz saçlı, yaşça bizden büyük gösteren bir arkadaştı. Bakışları biraz farklıydı; sert ve keskin bakardı. Bizi ilk defa gördüğü için dikkatini çekmiştik, "Ne işiniz var burada, ne geçiyorsunuz?" der gibi bakıyordu. Aslında tabura uğrayıp arkadaşlara selam vermek istemiştim ama biraz çekindim. "Şimdi dese ki, ne arıyorsunuz burada, arkadaşlar eğitimde" diye düşündüm. Yanımdaki arkadaşlara “hiç durmayalım, kendimizi aşağı bırakalım” dedim. O da bize doğru gelmek istedi ama biz hızla patikadan aşağı indik. Sonra arkadaşlara, "Bu arkadaş kim? Çok eski bir arkadaşa benziyor. Yaş olarak da büyük, niye Özel Kuvvetler'e gelmiş? Normalde daha dinamik, genç arkadaşlar gelir. Belli ki komutan" dedim. İlk karşılaşmamız böyle oldu.
Öncü bir kişilik...
Sonraki günlerde bir gün oradan geçerken Heval Savaş'ı göremedim. Arkadaşların taburuna girdim, hemen hemen hepsini tanıyordum. Heval Şervan, Heval Mazlum'la sohbet ediyorlardı, ben de selam verdim, sohbete daldık. O zaman fark ettim ki aslında öyle sert bir arkadaş değilmiş. Dışarıdan göründüğü gibi değil, tam tersi yoldaş canlısı, hoş sohbet bir arkadaşmış. Hemen çay getirdi, ikram etmek istedi. Sonra tanıdığım arkadaşlara sordum, "Bu arkadaş kim?" diye. "Savaş, Maraşlı" dediler. Şehit Şervan Varto, Mazlum Tekman gibi arkadaşların yanında olması, bende ona karşı daha fazla sempati oluşturdu. Ama şunu söylemeliyim ki, ilk karşılaştığımızda nasıl insanın çekidüzen vermesini sağlayan bir arkadaşsa, sonrasında da hep öyleydi. Her zaman bir ayna gibiydi; o aynada kendini görüp, kendi gerçekliğini sorgulayacağın bir arkadaştı. PKK'nin öncülük görevlerini, komutanlığını üstlenebilecek bir arkadaştı. Heval Savaş başından beri böyleydi.
Özel kuvvetler...
O dönem Hezen Taybet eğitimleri çok zordu. Fiziki olarak insanın iradesinin sınırlarını zorluyordu. Ama bu sadece fiziki bir zorluk değil, inanca ve bağlılığa dayalı bir durumdu. Amaçsız, hedefsiz bir şekilde fiziki olarak zorlanmanın bir anlamı yoktu. Bilincinde olmak, inancında olmak, neden yaptığını fark etmek önemliydi. Eğitimler çok zordu: Sabah dört buçukta Rojbaş ile başlar, kesintisiz bir şekilde akşama kadar devam ederdi. Spor, komando eğitimi, askeri eğitimler, ideolojik eğitimler, birçok görev... Özel kuvvet olmak, fedailiği ilk eğitimlerde sınamak demekti. Sen ne kadarsın, sınırın nereye kadar? Kendini gerçek anlamda tanırsın. Özel Kuvvetler'de tanıyıp da yaşamından en derin etkilendiğim arkadaşlardan biriydi. Rojbaşla birlikte kalkar, her şeyini toplar, etrafını düzenler, hazır bir şekilde bekler, fanus ışığında kitabını okumaya başlardı. Askeri olarak da öyleydi. Bir gün onun raxtını çıkardığını görmedim. Raxtıyla yatardı, raxtıyla kalkardı, silahından bir santim uzaklaştığını görmezdim. Fedailer Ocağı'nda öğrendikleri, gördükleri onun için hayatının var oluş biçimiydi.
Şiyar ve Renas arkadaşlar
Tesadüf müydü bilmiyorum, o bölgeden katılan arkadaşların birçok ortak yönü vardı. Bu arkadaşlardan biri İsmet Temirci (Şiyar) arkadaştı. 98 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden (KATÜ) katılmıştı, katılmadan önce KATÜ YCK sorumlusuydu. Onunla ilk defa Eskişehir'de karşılaşmıştım, amcaoğlu Ahmet Temirci (Ş.Renas arkadaş) yanına gelmişti, birkaç gün aynı evde kalmıştık. Renas arkadaşla bir daha yollarımız çakışmasa da Şiyar arkadaşla, Özel Kuvvetler'in ilk oluşum sürecinden Güneybatı'ya gidene kadar aynı alanlarda kaldık. Nereye giderse gitsin, sanki görünmez bir çekim gücüne sahipti, arkadaşlar fark etmeden yönünü ona çevirirlerdi.
Hüseyni bir heval...
Heval Hüseyin (Bülent Doğan) kelimelerin ötesinde bir dinginliğe sahipti, geçmiş yaşam tecrübeleri, arayışları onda büyük bir birikimi yaratsa da, bunu asla bir üstünlük olarak taşımazdı. Ruhunda binlerce yılın birikimini, zihninde devasa bir bilgi ormanını taşırdı. Bu ağırlığı bir gurur gibi değil, bir emanet gibi sırtında taşırdı. Aynı mevsimin yoldaşlarıydılar, aynı eğitimlerde sınanmış, aynı tozlu patikalardan geçerek bir araya gelmişlerdi. Onlara baktıkça insan, kadim bir sırrın izini sürmekten alamıyordu kendini: “Bu toprakların suyunda, bu coğrafyanın rüzgarında başka bir simya var.” Hangi şehrin ışıklarında yürürlerse yürüsünler, hangi iklimde nefes alırlarsa alsınlar; içlerindeki o bozulmayan Alevilik özü onlara pusula oluyordu.
Yan köylüsü Sinan heval
O dönemin arkadaşlarından biri de Taylan Mede (Şehit Sinan). Heval Sinan, Heval Savaş'ın yan köylüsüydü, Gücük'lüydü. Orada da Sinemilli Ocağı'nın etkileri güçlüydü. Heval Savaş'la bazen tartışırlardı, köylerini, geçmişlerini, hatıralarını, ama bu tartışmalar bir rekabetin değil derinleşmenin tartışmalarıydı. İkisi de bilgi ve yaşam birikimi çok güçlü arkadaşlardı.
Heval Sinan, YCK yıllarında sorumluluk yapmış, Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde öncülük etmiş bir arkadaştı. Partiye katıldıktan sonra da doğal bir öncülüğü vardı. Özellikle tasfiyeci süreçlerde, çizgi dışı eğilimler ortaya çıktığında, onun değerlendirmeleri arkadaşlar için yol açıcı olurdu.
Komplo yılları...
2000'li yıllar, Önderliğe yönelik komplolardan sonra sistemin ve uluslararası güçlerin PKK'yi içeriden tasfiye etmeye çalıştığı yıllardı. Planları, "Önderlik giderse PKK ayakta kalamaz, altı ay sonra dağılır" şeklindeydi. Ancak o dönem bu fedai öncülük, bu militan duruş, uluslararası komploya bir cevap oldu. İçimizde ortaya çıkan tasfiyeci eğilim karşısında nasıl bir militanlığın temsil edilmesi gerektiğini herkese gösterdiler. Kim bu arkadaşları görse, bakışlarında, nefeslerinde PKK'nin olduğunu hissederdi. Bunlar yüzde yüz Apocu. Diğer arkadaşlar ise bu arkadaşlardan büyük moral alır, onların söylediklerine, yaptıklarına büyük önem verirdi.
YARIN: Heval Mahir ve Çiyager'le yoldaşlıkları...














