Heval Mahir ve Çiyager'le yoldaşlık...
Dosya Haberleri —

Savaş Maraş (Mehmet Soysüren)
- Heval Mahir Dêrsim'e giderken Beşiri'de bir grup arkadaşla şehit düştü. Bu şehadet, Heval Savaş'ta çok derin izler bıraktı. Heval Mahir'le birlikte şehit düşen Heval Ferhat, Heval Şervan, Heval Piro ile de derin bağları vardı.
- Birçok arkadaş Heval Savaş'tan çok etkilenmiştir. Onlardan biri Heval Çiyager'di. Heval Çiyager'in kişiliği daha canlı, ilginç fikirleri, düşünceleri, önerileri olan, yaratıcı, akışkan bir arkadaştı. İlginç önerilerinin hepsini Heval Savaş'tan geçirirdi.
- Heval Savaş elini kaybetti. İmkanlarımız bazı işleri geliştirmede ideal ortamlar değildi, hata yaptığında sonuçları ağır olabiliyordu. Tedavi süreçleri oldu, çok uzun sürmedi çünkü kendini hep borçlu görürdü; şehitlere, Önderliğe borçluydu.
SERTAV DOĞAN
O süreçlerde, Heval Savaş'ın (Mehmet Soysüren) yaşamında önemli etkiler bırakan başka durumlar da vardı. Bir yandan tasfiyeci eğilimler karşısında ideolojik bir duruş sergilemek, bir yandan da savaş gerçekliğine göre kendini tekrardan hazırlamak, Kuzey'de gerilla mücadelesini yeniden başlatmak gibi görevler önümüzdeydi. 2002-2003 yıllarında komutanımız Şehit Mahir Dêrsim arkadaştı (Şerif Yalçın). Heval Mahir komutasında Heval Savaş daha da büyüdü diyebilirim. Heval Delal'la başlayan süreç, Heval Mahir'in yanında devam etti.
İdeolojik sağlamlığını biliyordu
Heval Mahir, Heval Savaş'ı çok severdi. Dêrsim'den tanıyordu, onun askeri duruşunu, ideolojik duruşunu biliyordu. Hepimizi eleştirirdi ama Heval Savaş'ı o kadar eleştirmezdi. Heval Savaş bir şey söylese anlar, bize söylediği gibi sert bir üslupla değil, sohbet ederek anlatırdı. 2003'te birçok arkadaş Kuzey'e geçti. Heval Mahir de Dêrsim'e giderken Beşiri'de bir grup arkadaşla şehit düştü. Bu şehadet, Heval Savaş'ta çok derin izler bıraktı. Heval Mahir'le birlikte şehit düşen Heval Ferhat, Heval Şervan, Heval Piro ile de derin bağları vardı. Bizi savaşa hazırlayan, umudun kaynağı, büyük beklentilerin komutanı olmuş Mahir arkadaşın orada şehit düşmesi, bütün arkadaşları derinden etkiledi. Heval Savaş, Heval Mahir'le birlikte Dêrsim'e gitmeyi çok istiyordu. Güney'de gördüğü parti eğitimlerinin ardından, yeniden Dêrsim’e dönmenin, orada daha büyük başarılara ulaşmasını sağlayacağını biliyordu.
Heval Mahir'e duyduğu bağlılık ve güven, onun komutasında Dêrsim'de gerillacılık yapmak, örgütü taşımak, özellikle 1 Haziran Hamlesi'ne giden yolda gerekli altyapıyı oluşturmak onun için çok önemliydi. Bu yüzden şehadetten çok etkilendi, etkisinde kaldığı dönemler oldu.
Bilge bir gerilla
HPG 1. Konferansı'ndan sonra gerillada yeniden yapılanma süreci başlamıştı. Savaş anlayışında, taktikte, teknikte, ideolojik olarak profesyonel gerillacılığı geliştirmek için ilk adımlar atılıyordu. Teknolojik gelişmeleri yakalayıp gerillaya aktarabilmek için ilk kurumlaşma örgütlendi. İlk oluşumda Heval Savaş yer aldı. Büyük hayalleri vardı: Tekrar Kuzey'e, Dêrsim'e gitmek, savaşın en sıcak ortamında yer almak, savaşabilmek. Bu isteği çok yüksekti, hiçbir zaman geri adım atmadı. Ama örgüt ondan farklı görevler bekliyordu. Gerilla içinde kendi hayallerinden ayrılıp teorik ve bilimsel çalışmalara yoğunlaşmak zordur, herkesin üstesinden gelebileceği çalışmalar değildir. Bir de bizim koşullarımızda bu alanda başarıyı ortaya çıkartmak hiç de kolay değildi. Ben de Heval Savaş'la aynı çalışmadaydım. O daha bilgeceydi. Bugün tekniğe dayalı yapabildiğimiz ve başardığımız birçok çalışmada onun emeği ve çabası belirleyiciydi.
Hüseyni bir komutan...
2003'ün ortalarıydı, Heval Hüseyin (Kadri Çelik) karargah komutanımızdı. Oturmuş sohbet ediyorduk. Heval Hüseyin, komutanlık anlayışı ve yoldaşlığı çok sade olan, yılların tecrübesi, birikimi, emeği olan bir arkadaştı. Her ortamda bu birikimi bizimle paylaşırdı. Heval Savaş'a döndü, "Heval Savaş, seni de metropollere göndermeyelim mi?" dedi. Heval Savaş birden şaşırdı, "Olmaz Heval, ben metropolde yapamam, bir de tipim belli" dedi. Heval Hüseyin, "Heval Sertav olmaz mı?" dedi. Ben de "Olur, saçını boyarız, o dikkat çeken şey de ortadan kalkar, Savaş gidebilir" dedim. Sonra çıktığımızda "Ya sen nasıl öyle bir şey söylersin, ben nasıl metropole gideceğim?" diyordu. "Heval Hüseyin şaka yaptı" dedim ama aslında şaka yapmamıştı, her arkadaşın farklı görevlerde tecrübe edinmesi gerektiğine inanırdı. Heval Savaş'a çok güveniyordu. O dönem hangi görevde yer alsa, hangi sorumluluğu üstlense yüzde yüz başarabilecek bir arkadaş gözüyle bakılırdı ona.
Önderlik savunmaları...
2000'li yıllar, Önderlik savunmalarının da geldiği, yoğun tartışmaların, ideolojik eğitimlerin olduğu süreçti.
Heval Savaş, Önderlik savunmalarından çok etkilendi. Özellikle felsefik ve tarihsel olarak. Önderliğin yaratmak istediği tarih bilinci, tarih bakış açısı, tarihi anlamlandıran ve bugün kendi kişiliğinde temsil edebilen devrimci duruş arayışı, Heval Savaş'ın kendini derinleştirdiği konulardı. Sürekli Önderlik savunmaları temelinde yoğunlaşır, onları anlamak için tarihsel ve felsefik kitaplar okurdu.
2004 yılında Kuzey düzenlemeleri oldu, bu dönem Heval Savaş'la ayrı alanlara düştük. Kuzey'e gelen arkadaşlarla ondan haberler geliyor, eleştirilerini iletiyordu. Çünkü biz coğrafik olarak Güneybatı'da gerillacılık yapıyorduk. Düşman karşısındaki duruşumuz, performansımızla ilgili eleştirileri oluyordu. Özellikle Güneybatı açısından. 2004'te Heval Hüseyin, Heval Nurhak, Heval Şiyar'ın ilk giden gruplarla şehit düşmesinden sonra Güneybatı'yı doldurmak zordu. Orayı tanıyan arkadaşlar fazla kalmamıştı. Bizim şanssızlığımız, yanımızda Güneybatılı arkadaş olmamasıydı. Giden arkadaşlar Kürdistan'ın farklı bölgelerindendi: Mazlum Goyi, Rojhat Mamhuri, Heval Sefkan (Adıyamanlı) vardı ama bölgeli arkadaş yoktu. Bu da bölgeyi tanıma açısından zorluk yaratıyordu.
Hepsi şehit düştü
Güney'e geldikten sonra tekrar Heval Savaş'ı gördüm. Öz olarak aynı Heval Savaş'tı ama derinlik olarak çok değişmişti. Geçen yıllar, birbirimizden uzak kaldığımız süreçler ona çok şey katmıştı. Ama değişmeyen yönleri de vardı: Yoldaşların anıları, ilk süreçlerde kişiliğine damgasını vuran arkadaşlar, ilk günkü sıcaklığıyla anı anı yaşıyordu. Bir araya geldiğimizde tüm gündemimiz o arkadaşlardı. O günü yaşıyorduk ama geçmişte yaşıyorduk sanki. Konuştuğumuz, anılarını paylaştığımız arkadaşların hepsi şehit düşmüştü. Biz birlikte yaşarken de şunu çok iyi biliyorduk: Bu arkadaşlar nasıl yaşıyorlarsa, pratikte, savaşta da sonuna kadar öyle yaşarlardı.
Heval Çiyager'le yoldaşlıkları...
Birçok arkadaş Heval Savaş'tan çok etkilenmiştir. Onlardan biri Heval Çiyager'di. Geldiğinde belki en çok kaldığı arkadaşlardan biri Heval Savaş'tı. Uzun süre aynı çalışmada kaldılar. Heval Çiyager'in kişiliği daha canlı, ilginç fikirleri, düşünceleri, önerileri olan, yaratıcı, akışkan bir arkadaştı. İlginç önerilerinin hepsini Heval Savaş'tan geçirirdi. Normalde Heval Savaş'ı ikna edip harekete geçirmek kolay değildir. Ama Heval Çiyager, "Biz bunu böyle yapalım, böyle deneyelim" diyerek onu ikna edebiliyordu. Heval Savaş öyle kolay ikna olacak bir arkadaş değildi; bir şey söylediğinde sana yüz tane soru sorar, somut gerçekliğini, yolunu yöntemini sorgular, saatlerce konuşur, her ayrıntıyı sorardı. Heval Çiyager de saatlerce cevap verir, anlatırdı. Sonunda Heval Savaş "Tamam, senin dediğin gibi olsun, bir de böyle deneyelim" derdi. Bu tür tartışmalarla Heval Savaş'ın, arkadaşların tarzlarında, olayları ve mücadeleyi ele alışlarında çok katkısı oldu.
Elini kaybetti ama umursamadı
Bir çalışma sırasında bir kaza oldu, Heval Savaş elini kaybetti. İmkanlarımız bazı işleri geliştirmede ideal ortamlar değildi, hata yaptığında sonuçları ağır olabiliyordu. Tedavi süreçleri oldu, çok uzun sürmedi çünkü kendini hep borçlu görürdü; şehitlere, Önderliğe borçluydu. "Nasıl ben tedavide zaman geçirebilirim?" diyordu. Birkaç ay tedavide kaldı, yaraları iyileştikten hemen sonra çalışmasına döndü.
Pir bir gerilla...
Heval Savaş dağlardaki yolculuğunda birçok arkadaş ona "pir" gözüyle bakardı.
O, dağlarda yürüyen bir gerilla değildi. O, bu dağların dervişiydi. Onu ilk görenler de bunu fark ederdi.
Birçok arkadaş ona “pir” derdi. Ama bu bir unvan değildi. Bu, onun varlığının yarattığı etkiden doğan bir hakikatti. Çünkü Pir, yol gösteren değildir sadece. Pir… yolun kendisine dönüşendir.
“Bir lokma, bir hırka…” Bu, onun için bir söz değildi. Bir felsefeydi. Bir lokma yerdi. Ama bu, az yemek değildi sadece. İhtiyacını bilmekti. Çünkü o, karnını değil, kendini terbiye ediyordu. Hiçbir zaman fazlasını istemedi. Çünkü fazlalığın insanı ağırlaştırdığını biliyordu.
Her fazla eşya,
her fazla istek,
her fazla arzu…
İnsanı kendinden uzaklaştırırdı.
Bir lokma, bir hırka...
Başarmak için çok şeye ihtiyacın yok. Bir lokman da olsa, bir hırkan da olsa yeter. Başarmak için yapabileceğin her şeyi Önderlik ve halk sana vermiş, bu parti sana vermiş. Düşünce, tecrübe, donanım, imkan... Eğer yapamıyorsak, başaramıyorsak, bu imkanların azlığıyla alakalı değil, bizimle alakalıdır. Heval Savaş öyle bakardı.
Yaşamında ders çıkaracağımız, öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki... Bunların hepsi PKK'nin özüyle alakalı konular. PKK'nin özü neyse, Heval Savaş en derin şekilde onu temsil etti. PKK'ye kendine göre değil, PKK'ye göre katıldı. PKK'nin gerçekliği önderlik ve şehitlerdir. Onlara göre yaşadı, onlara göre katıldı, onlara göre mücadele etti, onlara göre de şehit düştü. Heval Savaş'ı anlatmak, aslında bir dervişi anlatmaktır. Bu dağların dervişini anlatmaktır.
Şehadeti, bir Newroz gecesi...
Heval Savaş'ın şehadeti, 2019 Newroz gecesiydi. O gün PKK talimatı gelmişti, bayramın, coşkusu vardı. Newroz'un bizim yaşamımızda farklı bir yeri var. PKK'nin Newroz'la bütünleşmesi, PKK şahsında Kürtlerin yaşamında yeni bir yaşamın yaratılması, ilk isyan ateşinin PKK tarafından bu kadar güçlü yakılması, canlı tutulması... Hepsini bir araya getirdiğinde Newroz'un bizde farklı bir duygusu var. O gün parti talimatında "Newrozlar PKK'yle güzelleşti, PKK'yle anlamlı oldu" gibi bir söz geçiyordu. Konuşuyorduk, ben dedim ki "Bu Newroz da seninle güzel, bir arada kutlayalım." Yıllarca birlikte kutlamıştık. Ama onun bir çalışması, bir görevi vardı. "Oraya gitmem gerekiyor" dedi. Gitmesini istemedik, koşullardan kaynaklı taraftar değildik. Ama sonrasında kendisi Haftanin alanına gitti.
Tam Newroz'da kaybettik
20 Mart gecesi, onların kaldığı noktaya hava saldırısı oldu. Heval Savaş, Heval Munzur, Heval Tirêj ve Cemal Amed arkadaşlar şehit düştü. Bir arkadaş gelip acil bir not olduğunu söyledi, yüzünden anlaşılıyordu kötü bir haber olduğu. Bazı haberler vardır, duymak istemezsin, hazır değilsindir. Hele bu Heval Savaş'sa... Belki elinde başka bir fırsat olsa onu yaşamak istersin, kendi canını vermek olsa seve seve verirsin. Ayrılırken birbirimize çok sarıldık. Newrozumuzu kutladık. Sonra hep o an aklıma geliyor. Bilmezsin aslında neden böyle ayrılıyorsun, o an çok fazla anlamını veremiyorsun ama sonrasında fark ediyorsun ki belki bir yanın hissediyor, yaşanabilecek gerçekliği hissedebiliyor. Tam Newroz gecesi Heval Savaş'ı kaybetmek... Heval Savaş'ın şehadetinden sonra her yer Heval Savaş'tı. Birçok arkadaşın anıları, yaşanmışlıkları üzerimizde çok etkili ama her yerde onun anlattıkları, iz bıraktığı o kadar çok şey var ki...
İlk gördüğüm o an, o patikadan inerken Heval Savaş'ı gördüğüm an, yaşamımızın çakıştığı o an, son gün ayrılana kadar, her anında örnek aldığım bir arkadaş oldu. Onunla yaşamak bir ayrıcalıktı. Böyle bir arkadaşın bu mücadelede yoldaşı olmak, tanıyan arkadaşlar için çok büyük bir şans. PKK'nin gerçek yoldaşlığını görebileceğin, kendini görebileceğin tam bir ayna rolündeydi Heval Savaş.
İnsan yürüdüğü yerde değil…
bıraktığı anlamda yaşar.
O…
bu dağların dervişiydi.
Bu dağların hafızası…
bu dağların dili…
bu dağların suskun gerçeği…
Bazı arkadaşlar vardır…
Gittikten sonra bile
seni değiştirmeye devam eder.
Yürüdüğün yolu…
bakışını…
BİTTİ














