Gülistan Doku gerçeğini anlamak

Dosya Haberleri —

  • Dêrsim’de devlet içerisindeki kolonyalist zihniyetin bürokrasiyle iş birliği içerisinde üstü örtülen cinayeti sadece bir kişi üzerinden ele alırsak yaşanan çürütme siyasetinin sonuçlarını doğru anlayamayız. Kolonyalist zihniyetin rolüyle birlikte Judenratçı kesimin rolünü de tartışmak zorunludur.
  • Değişen egemen yaklaşımı; Dêrsim’de ve Kürdistan genelinde egemenlerin yeni bir konsept uyguladıklarını görüyoruz. Toplumun öncüleri ve diri güçleri ya tutuklanmış ya da sürgüne çıkmak zorunda bırakılmıştır. Toplumu öncüsüz bırakınca da yerellerdeki tüm çete güçleri, tarikatlar vb. devreye sokulmuştur.

ERGİN DOĞRU

Dêrsim’de failleri belli olan ama devlet içerisindeki inkârcı, kolonyalist zihniyetin bürokrasiyle iş birliği içerisinde üstü örtülen cinayeti sadece bir kişi üzerinden ele alırsak yaşanılan çürütme siyasetinin sonuçlarını doğru anlayamayız. Yaşanan kadın kırımlarının politik karakteri olduğu yıllardır dile getirilen bir gerçektir. Bununla beraber yoğunlaşılması gereken bir diğer nokta da kısaca kolonyalist zihniyetin politikaları kadar yerellerde oluşan işbirlikçi zihniyetin rolünü de düşünmektir. Her ne kadar sorunun kaynağı olan devletçi yaklaşım baş sorumlu olsa da Kürdistan gerçekliğinde var olan Judenratçı kesimin rolünü de tartışmak, fotoğrafı bütünüyle görmek açısından zorunludur.

Gülistan Doku olayı neyi gösteriyor?

Gülistan Doku cinayetini kadın kırımlarının yoğunluğu içinde ele alırken salt bir kadın kırımı olarak görmek eksik kalır. Zira özellikle Kürdistan’da kadın kırımları sistematik ve toplumsal kırımın bir parçası olarak ortaya çıkıyor. Yakın dönemde devlet yetkililerinin “dağa çıkacaklarına fuhuş yapsınlar” yaklaşımı, tecavüzcü kültürün meşrulaştırılması kadar hedeflerini de ortaya koyuyor. Türkiye’nin batısında kadın kırımı toplumsal bir olaydır ve eril zihniyetin tahakkümcü, mülkiyetçi yanını ortaya koyar. Ama her konuda olduğu gibi olay ve olguların Kürdistan’daki yansımalarında kesinlikle inkârcı, kolonyalist yaklaşımın politikaları belirleyici oluyor. Kürt coğrafyasında çocukların katledilmesi, genç kadınların fuhuş batağına çekilmesi, ajanlaştırılması, tecavüze uğraması, intiharlara sürüklenmesi kesinlikle kolonyalist yaklaşımın sonucudur. Bu politika, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Leyla Aydemir, Narin Güran gibi çok gündem olan kırımlarla görünür olsa da Kürt coğrafyasında tarihsel bir sürekliliğe sahiptir. Batman’da, Şırnak’ta, Hakkâri’de fuhuş çeteleri bize bunu gösteriyor.

Yanılgılar ve tuzaklar

Bugün Gülistan Doku olayının raftan indirilerek gündemleşmesi ve kastik katiller kulübünün üyelerinin yargılanıyor olması elbette önemlidir. Ama arka planındaki zihniyet ve politikalar mahkûm ettirilmeden demokratik topluma erişilmesi mümkün değildir. Gülistan Doku ailesinin ve demokratik kamuoyunun yürüttüğü mücadelenin sonuçları olarak görmek yerine, dün katliamı gerçekleştiren zihniyeti ve gücü normalleştirerek bürokrasi kahramanları yaratmak, derin aklın politikalarını anlamamak anlamına geliyor. Katliamcı zihniyetin bir yüzünü mahkûm ederken, bu zihniyetin konjonktürel ve afişe olmasından, klik çatışmalarından kaynaklı zorunluluk halini “kahramanlar” yaratarak açıklamaya çalışmak aslında devletçi zihniyetin yarattığı toplumsal kırılmanın bir yansımasıdır.

Özel savaş politikaları

Tarihsel gerçekler içerisinde açığa çıkan kolonyalist yaklaşımın karakteri bellidir. Ama hegemonik güçlerin politikalarını hep aynı tarzda yürütmediği de bir gerçektir. Bu gerçekliği tarihsel süreç içerisinde birçok bölgede gördüğümüz gibi, bizzat Kürt coğrafyasında yaşayarak deneyimledik. Egemenler, inkârcı tekçi resmî ideolojiyi zorun gücüyle inşa etme noktasında karşılaştıkları öz savunma ve direniş sonrasında politikalarını sürekli değiştirmişlerdir. Bu yönüyle Cumhuriyet dönemi Dêrsim’deki kıyımla vahşet boyutunda uygulanırken, sonrasında geliştirilen kışla kültürü ve “beyaz kırım” olmuştur. Toplumsal muhalefetin resmî ideoloji karşısındaki direnişleri, faşist darbelerle durdurulmaya çalışılmıştır. 12 Eylül faşist darbesinin ardından, eşitlik ve özgürlük çıkışı ile ortaya çıkan demokratik Kürt hareketine yönelik egemen yönelim; zindanlar, işkenceler, kitlesel kıyımlar ve 90’lardaki zorunlu göç ettirme politikası olmuştur. Kürt halkının demokratik direnişi karşısında fiziksel zor ile sonuç alamayan egemenler, Kürt coğrafyasında kastik katiller kulübü ile birlikte topluma yönelerek, toplumsal direnç oluşturan gelenek, inanç ve toplumsallığı dağıtmaya yönelmiştir. Egemen yönelim karşısında demokratik Kürt hareketinin halklaşması ve toplumsallığı büyütmesi egemen politikaları zorlamış ve yeni yönelimler açığa çıkarmıştır. 2013’te çözüm sürecinin rafa kaldırılması ile artan devlet şiddeti, demokratik güçlere karşı siyasal kırım gerçekleştirirken, toplumsal rıza üretimine ağırlık vererek işbirlikçi kesimi güçlendirme ve asimilasyonu inceltilmiş politikalarla sürdürmeye çalışmıştır. Devlet aklı, siyasal kırım ile demokratik Kürt hareketi üzerinde yeni bir politikayı devreye koymuştur. Seçtiği pilot bölgelerde, Kürt direnişinin önemli merkezlerinde toplumsal kırımı uygulamaya başlamıştır. Toplumsal kırım politikalarının en önemli ayağı ise kadın kırımı olmuştur. Bunun yanında toplum içinde uyuşturucu, fuhuş ve kumarı geliştirerek toplumsal birlik ve siyasal kimlik yok edilmeye çalışılmıştır. Amed, Dêrsim, Bingöl ve Botan, egemenlerin özellikle hedef aldığı yerler olmuştur. Egemenler burada kastik katiller kulübünün işbirlikçi ayağını oluşturarak Judenratçılığı güçlendirmiştir. Devletin valisi, emniyet müdürü vs. yanlarına komprador kesimlerin temsilcilerini alıp yarattıkları yerel çetelerle Kürdi değerlere saldırmışlardır.

Özel seçilen Dêrsim

Kürt coğrafyasının genelinde uygulanan özel harp politikaları, Gülistan Doku kıyımı üzerinden Dêrsim özgülünde değerlendirilirse yukarıda bahsettiğimiz politikaların birebir uygulamalarını görürüz. Dêrsim, egemenler açısından tarihsel kin ve öfkenin yanı sıra Kürt toplum birliğinin parçalanması için farklılıkların kışkırtılarak ayrıştırılması ve tarihsel direniş kimliğinin yok edilmesi açısından da hedef haline getirilmiştir. Bu sebeple kolonyalist zihniyet Dêrsim’e daha sinsice ve ağır yönelmiştir. 2015 siyasal kırım operasyonlarıyla beraber devlet, Dêrsim’e özel valiler göndermiştir. Hukukun askıya alınarak her türlü gericiliğin öne çıkarıldığı, demokratik alanın yok edilmeye çalışıldığı bu dönemde ayrıca yerli Judenratlar aracılığıyla toplumsal meşruluk sağlanmaya çalışılmıştır. Bu toplumda kadın kırımcı politikaların merkez üslerinden biri olarak ise Munzur Üniversitesi seçilmiştir. Munzur Üniversitesi’ne gelen Kürt coğrafyasındaki öğrenciler kirli politikaların aracı haline getirilmeye çalışılmıştır. Dêrsim demokratik güçleri ve siyasal öncüleri siyasi kırımlarla zindanlara gönderilmiş, halkın seçilmiş iradelerine kayyum atanarak çok yönlü baskı topluma korku vermek ve öncüsüz bırakmak için Dêrsim geneline yayılmıştır. Dêrsim gençliği öncüsüz bırakılmış, baskılarla kaçırılmış, para imkânlarıyla çeteciliğe özendirilerek toplumsallıktan koparılmaya çalışılmıştır. Dêrsim’de bütünüyle özel harp politikaları uygulamaya konulmuştur. Dêrsim, tarihsel ve siyasal kimliğinden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Dêrsim adeta yeni bir 38 ile yüz yüze bırakılmıştır.

Judenratlar yaratıldı

Bugün adı geçen vali, özel olarak dönemin İçişleri Bakanı tarafından görevlendirilmiştir. Bu vali, Dêrsim’in değerlerine ve kimliğine olan öfkesi ve Kürt düşmanlığıyla şehirde terör estirmiştir. Gerçekleştirdiği hukuksuzluk ve terörü maskelemek için de işbirlikçi bir kesim oluşturmuştur. Maskeleme görevi sermaye temsilcilerine, inanç önderlerine ve düzen siyasetçilerine verilmiştir. Her adımın izlendiği, iki kişi bir araya geldiğinde müdahale edilen Dêrsim’de ne hikmetse gelen uyuşturucu ve sokulan silahlar ile oluşturulan çeteler görülmemiştir. Kast sistemi tüm sınıf ve katmanlarla devreye sokulmuş, toplumsal kırımın mevzileri oluşturulmuştur. Toplumun siyasal öncüleri kırıma uğratılınca doğan boşluk işbirlikçi kesimle doldurulmaya çalışılmıştır. Devletin imkânları bu kesimlere sunulmuş, sınırsız bir talan ve yolsuzluğun önü açılmıştır. Doğa talanı hız kazanmış, kafe adı altında yozlaştırma politikaları devreye sokulmuştur. TÜGVA, Dêrsim gençliğine saldırıların merkezi haline getirilmiştir.

Yozlaşmada rıza üretimi

Değişen egemen yaklaşımı; Dêrsim’de ve Kürdistan genelinde egemenlerin yeni bir konsept uyguladıklarını, bu politikanın özellikle 2015 çözüm süreci sonrasında aktif olarak uygulandığını görüyoruz. Politikanın ilk ayağı olarak hukuk ve demokrasi askıya alınmış, kaba zor ve imha politikaları, siyasi kırım operasyonları devreye konulmuştur. Toplumun öncüleri ve diri güçleri ya tutuklanmış ya da sürgüne çıkmak zorunda bırakılmıştır. Toplumu öncüsüz bırakınca da yerellerdeki tüm çete güçleri, tarikatlar vb. devreye sokulmuştur. Bu özel savaş politikası her ilin kendi özgünlüğü içerisinde yapılmıştır. Seçilen pilot illerde özel yöneticiler seçilerek gönderilmiştir. Bu yöneticiler halkla ilişki içerisinde kendilerini toplum içinde örgütlemeye çalışmışlardır. Halkı etkilemek için ekonomik çıkarlar yaratmaktan inanç önderlerine kadar her kesim devreye sokulmuştur. Toplumsal ahlak ile oynanmış, uyuşturucu ve fuhuş bölge genelinde yaygınlaştırılmıştır. Din, para ve milliyetçilik rıza üretiminin temel araçlarına dönüşmüştür.

Demokratik siyasetin yetmezliği

Bugün Gülistan Doku olayı üzerinden durumu anlamaya çalışırken, olay ve olguları sadece egemenlere bağlamak büyük bir yetmezlik olacaktır. Dêrsim ve Kürdistan’da egemenler kendini kastik yapılar ve aracılar üzerinden örgütlerken demokratik siyaset yetersiz kalmıştır. Yaşanılan siyasal kırım saldırısı kapsamlı olsa da demokratik siyasetin özeleştirel yaklaşması zorunludur. Öncelikle çözüm sürecinde oluşan atmosfer bir dalga yaratsa da erken iktidar hastalığı ile toplum siyasal özne haline getirilememiş, bu durum sonrasında yaşanan süreçte açığa çıkmıştır. Demokratik toplum hedefi gerçekleştirilememiş, süreç doğru okunamayarak toplumun öz savunması eksik bırakılmıştır. Siyasetin kendisi halkçı olmasına rağmen daha üstten bir siyasal yaklaşım gelişmiştir. Demokratik toplumun öznesi olan halk gerçekliği ıskalanmış, öz savunma olmayınca toplum saldırılara açık hale gelmiştir.

Uzun siyasal geçmişe rağmen siyasal bilincin yükseltilememesi, kadro sürekliliğinin sağlanamaması ve egemen karakterin yeterince aşılmaması toplumda sarsıntı yaratmıştır. Dêrsim ve Kürdistan gerçekliğinde en önemli zafiyet ise demokratik hareketin ahlak, yaşam ve kişilik özelliklerinden uzaklaşmasının toplumda oluşturduğu güvensizlik olmuştur. Siyasal kırım sonrasında kalan kadro gücü kendi hakikatini var edemediği için algı operasyonlarıyla iç içe bir sıradanlaşma yaşanmıştır. Gençlik sahiplenilememiş, kadın kırımına karşı etkili tedbirler alınamamıştır. Halk yaşanan ölçüsüzlük ve sıradanlaşmaya karşı tepkili olmuştur. Oluşan boşluğu egemenler doldurmuştur. Toplumu güçlendiren ve demokratik toplumu inşa edecek diğer ayaklar da zayıf kalmıştır. Adeta halk kendi sorunlarıyla baş başa bırakılmıştır. Oluşan boşluğu ise devlet doldurmuştur.

Çıkış yolu ve toplumsal onarım

Dêrsim özgülünde baktığımızda dil, inanç ve doğa kırımı had safhaya ulaşmıştır. Dêrsim’de kolonyalist valiye “Xızır” diyen pirler türemiştir. Toplumsal çözülüşün en önemli sebeplerinden biri de özgürlük savaşçılarıyla toplum arasındaki bağın kopması ve demokratik siyaset üzerindeki etkinin yitirilmesi olmuştur. Demokratik siyaset boşluğu dolduramamış, bu boşluk yıkıma sebep olmuştur. Bunun en önemli sonucu ise demokratik siyasetin öngörüsüz ve hazırlıksız olmasıdır.

Demokratik siyasetin emek ve direniş hattı zayıfladıkça, toplumsal hareketi var eden ölçüler aşınmıştır.

Kürt coğrafyasında bölgesel farklılıklar olmakla birlikte halkın kendisine en büyük acıları yaşatanlara dahi “acaba” ile yaklaşmasının temel nedeni, demokratik siyasetin güçlü ve güven veren bir alternatif olamamasıdır.

Nitekim Gülistan Doku’nun ailesinin, “valiye güvenmiştik” şeklindeki açıklamaları bu ruh halinin açık bir yansımasıdır.

Oysa Kürt coğrafyasının acılarla yoğrulmuş tarihsel deneyimi bize şunu göstermiştir: Egemenlerin yaklaşımında samimiyet, vicdan ve insani bir duruş aramak çoğu zaman karşılıksızdır. Yarım asırlık demokratik Kürt mücadelesi, egemen sınıfın kolonyalist zihniyetle hareket ettiğini defalarca deneyimlemiştir.

Bu noktada sorumluluk demokratik siyasete aittir. Toplumun bilinçlendirilmesi ve güncel gelişmelere dair sürekli doğru enformasyonun sağlanması demokratik siyaset kurumlarının ve kadrolarının temel görevidir.

Öte yandan bu olayın açığa çıkardığı eksikliklerin giderilmesi de elzemdir. Kolonyalist yaklaşıma karşı demokratik ulus perspektifi ve ahlaki-politik toplum inşası çalışmaları hızlandırılmalıdır. Kolonyalist zihniyetin ürettiği çeteleşmiş, çürütücü yapılara karşı toplumun öz savunma mekanizmalarının geliştirilmesi gerekmektedir. Genel olarak Kürdistan’da, özelde ise Dêrsim’de yürütülen özel harp politikalarına karşı direnişin yegâne yolu; yaşamın her alanında örgütlü olmak ve demokrasi ile özgürlük mücadelesini büyütmektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.