Güney Kürdistan kan içinde!..

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

16 Temmuz 2022 Cumartesi - 08:30

  • Bu kiralıklar, aylardan beri havadan ve karadan Güney Kürdistan’a taşınıyor. Ama ortam hiç de romantik değil. Hayatta kalmak, şansa ilmikli...
  • Hayatlarını Kürdistan’a adamış gerillalar, beklenmedik yer ve zamanda aniden beliriyor, yurt hırsızlarını darbeledikten sonra, kayıplara karışıyorlar. İşgalci av oluyor yani.
  • Güneyin işgal sahası Türk kamuoyunun bildiği üzere, piknik yeri değildir. Saklıyorlar ama kayıplar büyük. Yani Güney Kürdistan, işgalciler için gül bahçesi değildir. Ortalık kan içinde...

Ucuz ekmek kuyrukları kilometreleri buluyor. Et ve süt ürünleri parasızlıktan vitrin seyirliği. Sebze, meyve tane veya dilimle...

Hayatın döngüsü, Amerikan dolarına ilmikli. Bir dolar 18 liraya koşuyor. An an artan dolar fiyatına paralel olarak, etiketler günde bir kaç değişiyor. “Cep delik, cepken delik” Türk halkı aç.

Ama halkına ekmek veremeyen Türk-İslamo Faşizmi, “seri katil” soyunun devamı olarak, Kürt katletme lüksünden vazgeçiyor. Cinayetleri “öldürdük” diyerek, aç kalabalıklara keyiflendirici olarak sunuluyor.

Bunların baba ve dedeleri de böyleydi. Bugünküler gibi onlar da işledikleri cinayetlerle övünüyorlardı. Göz diktikleri toprakları ithal malı ile doldurmak üzere, insanlıktan “rut”, çıplak ede ede coğrafyanın başlıca yerlisi Kürtlerin kapısına dayandılar.

Yüz yılı aşkın zamandan beri Kürtleri kırıp ölülerini soyuyor, götürülebilir neleri varsa çalıyorlar. Koçgiri halılarını Avrupalı tüccarlara satarak para kazandılar.

Geçen hafta, Zilan soykırımının yıl dönümüydü. Bu vesileyle, dönemin gazetelerinden (ağırlıklı olarak, devletin yayın organı Cumhuriyet’ten) enstantaneler yayımlandı, medyada.

Ve Cumhuriyet gazetesi 1930’un Temmuz ayı başlarında, Zilan katliamı başlangıcını “Temizlik Başladı” manşetiyle haber veriyor, devam ediyordu:
“Zeylan deresindekiler tamamen imha edildi”

Zilan deresindekiler çocuklar, bebekler, ihtiyar ve kaçamayan kadınlardı.
13 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyetin manşeti ise şöyleydi:
“Asiler 5 günde imha edildi.”

Barbarlığın evrensel tarihinde, eşine rastlanmayan bir övünmeydi. “Asi” diye diye yeni doğmuş bebeklerin, savunasız kadınların, çocuk ve karşı koyacak gücü olmayan ihtiyarların katli ile övünüyordu bunlar. Katliamı yapan Korgeneral Salih Omurtag daha sonra Genelkurmay başkanlığı ile ödüllendirilecekti.

Ve bir parantez. Katliamcı Salih Omurtag’ın ödüllendirilmesi son olmayacaktı. Lice katliamı, yangın ve yıkımının komutanı İlker Başbuğ’da da 1990’larda Genelkurmay başkanlığına terfi edecekti. Katliama karşı çıktığı söylenen General Bahtiyar Aydın ise Lice‘de bir başka kurbandı. Katliam failliğinden, Genelkurmay başkanlığına terfi edenlerden biri de General Yaşar Büyükanıttı.

Katillerin terfi ve heykellerinin dikimi bir başka konu. Türk gazeteleri Zilan’da bir araya toplanıp katledilen köylülerin sayısını, 15 bin olarak açıkladı. Gerçek rakamı kimse bilemedi.

Zilanı, Dersim soykırımı izledi. Dünya buradaki soykırımı da görmedi.

İşin garibi, “halkların kendi geleceklerini tayin” hakkını savunan Çarlık darbecisi Lenin, Karadeniz Rumlarından sonra, “sosyalizm” diye diye Kürt kırımını da besledi. Silahlar ve giyim Lenin‘dendi. Türk askerleri Rus silahlarını kullanıyor, Kürklü “Papax ve uzun paltolarla ısınıyorlardı. Atatürk’ün Rus Papak’ı ile çekilmiş fotoğrafları, bugün “İslamılık pazarlayan” AKP rejiminin duvarlarını süslüyor. İslami kıyafet diye...

Stalin ise ordularıyla Ağrı dağını kuşatarak, Zilan soykırımına arka verecekti.

Özetlersek, “seri Kürt katilliği” de bir devamlılık işidir. Türk devletinin kuruluşundan beri yola çıkmış geliyor, bu devamlılık.
Günün İslamo Faşizmi, her şeyini çala çala aç bıraktığı kalabalıklara ekmek veremiyor ama çocuklarını ucuza kapatıp, kiralık asker olarak Kürtlere saldırtıyor. Bunca yoksullukta fiyatları da batmış geminin malları kadar ucuz.  

Bu kiralıklar, aylardan beri havadan ve karadan Güney Kürdistan’a taşınıyor. İşgalci ama korkudan titreme salgınına tutulmuş gibi. Çünkü savaş umurlarında değil.

Çünkü ölmek değil, para kazanmak ve beslemek için hayatlarını kiraladılar. Ama ortam hiç de romantik değil. Hayatta kalmak, şansa ilmikli...

Çünkü, hayatlarını Kürdistan’a adamış gerillalar, beklenmedik yer ve zamanda, aniden beliriyor, yurt hırsızlarını darbeledikten sonra, kayıplara karışıyorlar. İşgalci av oluyor yani.

Ama gerçekler sansürün esareti altında. Türk kamuoyu bu yüzden karanlıkta.  

Ancak meraklısı için dünya tek pencereli değildir. Başka pencerelerden ışık alıyor, yer yüzü. Güneyin işgal sahası Türk kamuoyunun bildiği üzere, piknik yeri değildir. Saklıyorlar ama kayıplar büyük.

Onların sakladıklarını Kürt medyası açıklıyor, mesela. Ama “öldürdük” demeden. 

Fırat Haber Ajansı (ANF) geçen hafta, onların 12 günlük kayıp bilançolarını açıkladı: 172 ölü asker...

Yani Güney Kürdistan, işgalciler için gül bahçesi değildir. Ortalık kan içinde...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.