- Yüksek Güvenlikli ve Y ile S Tipi cezaevlerinin mimarisi nedeniyle güneş göremeyen tutsakların nefessiz bırakıldığını belirten ÇHD, tutsakların günün 22,5 saatini hücrede geçirdiğine dikkat çekti.
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Hapishane Komisyonu, Y ve S Tipi cezaevlerini “Yeni tecrit modeli” olarak tanımlandı.
ÇHD Hapishane Komisyonu, Y ve S Tipi cezaevleriyle ilgili raporunu açıkladı. Bu cezaevlerine ilişkin Adalet Bakanlığının bilgi paylaşmadığı belirtilen raporda, şu anda Türkiye’de en az 16 Yüksek Güvenlikli, 4 tane Y ve 6 tane de S Tipi cezaevlerinin bulunduğu paylaşıldı. Y tiplerinin Yüksek Güvenlikli Cezaevleri ile mimari farklılıklar taşındığı kaydedilen raporda, bu nedenle tecridin, hak gasplarının ve ihlallerin de daha yoğunluklu yaşandığına dikkat çekildi.
Hücreye ait havalandırma yok
Raporda şu bilgiler verildi: “Bu cezaevleri diğerlerinden farklı olarak üç katlı inşa edilmiştir. Üç katında da hücreler bulunuyor. 2. katta bütün katların kullandığı havalandırma alanı var. Y Tipi cezaevlerinin diğer tiplerden farkı burada ortaya çıkıyor. Hücreye ait havalandırma olmadığı için tutsaklar hücrelerinden gardiyan tarafından çıkarılarak 2. katta bulunan havalandırma alanına götürülüyor. Tutsaklar için havalandırma hakkı 1,5 saat olarak kullandırılıyor. Tutsaklar günün 22,5 saatini hücrede geçiriyor.”
Havalandırılmanın tüm tutsak için sadece 1,5 saat açılmasına dair kanuni bir düzenleme olmadığına işaret edilen raporda, buna rağmen uygulandığı ifade edildi. Raporda, “Tutsaklar hücre cezasındayken bile kanuni düzenlemeye göre havalandırma hakkından 1 saat süre ile yararlandırılmalıdır. Y Tipi cezaevlerindeki tutsaklar sürekli olarak disiplin cezası altındaymış gibi tutulmaktadır. Y Tipi cezaevleri bu yönüyle kanuna aykırı olarak tutsakların havalandırma, hava alma hakkını kısıtlamaktadır. Ayrıca havalandırma mekanları sağlıksız şekilde tasarlanmıştır. Görüşme yapılan Antalya YGCİK’te tutsaklar havalandırma alanını ‘Hitler’in Fırını’ gibi diyerek tarif etmektedir. Havalandırma alanının hücreyle doğrudan bağı olmadığı için yağmurdan, güneşten korunacak herhangi bir yer bulunmamaktadır. Örneğin, tutsak havalandırma süresi içinde tuvalet ihtiyacı için hücreye geri dönmek isterse tekrar havalandırmaya çıkarılmamaktadır” denildi.
Güneş ışığına izin verilmiyor
Yüksek Güvenlikli Cezaevleri’nin pencerelerinde demir parmaklığın yanı sıra güneş ışığına izin vermeyecek şekilde sık örülmüş tel örgülerinin bulunduğuna vurgu yapılan raporda, şu ifadeler yer aldı: “Bu örgü hava akışının da önüne geçiyor. Ziyaret edilen Y Tipleri arasında yer alan Antalya YGCİK’te tutulan tutsaklar, bu tel örgünün hücrenin güneş görmesine izin vermediğini aktardı. Pencerenin hemen önünde olduğu için tutsakların kıyafetlerini kurutma imkanını ortadan kaldırıyor.
Kapıyı açan buton çalışmazsa
YGCİK hücre kapıları elektronik olarak tasarlandığından açılması için görevli tarafından kontrol merkezinde bulunan butona basılması gerekiyor. Bu durum tutsakların insansızlaştırılması politikasına bir örnektir. Kapıyı açan butonun çalışmaması durumunda kapının fiziken açılma imkanı bulunmuyor. Acil durumlarda kapının elektronik aksamında yaşanabilecek bir sorun tutsakların hücrede kilitli kalmasına yol açacak. Hücredeki tutsağın kalp krizi geçirmesi gibi hızlı müdahale gerektiren bir durumda yaşanabilecek kapı arızası ölümcül sonuçlara yol açabilecek.”
Hücre 24 saat izleniyor
S Tipleri’ndeki hücrelerde kameranın da olduğu ifade edilen raporda, “Tutsakların yaşam alanını gören ve kaydeden bu kameranın varlığı, tutsakta sürekli izlendiği duygusunu yaratıyor” denildi.
Sürekli hücre cezası gibi
Y Tipi cezaevlerindeki tutsakların sürekli tek başına tutuldukları ve bunun sürekli hale getirilmiş hücre cezası anlamına geldiği belirtilen raporda, “Hapishane içerisine kitap, gazete ve dergi alımı neredeyse durdurulmuş durumdadır. Sohbet hakkı hiçbir şekilde uygulanmamaktadır. Ayrıca mimari yapıda buna ilişkin hiçbir bölge ve bölüme yer verilmemiştir. Hiçbir şekilde radyo tutsaklara verilmemekte ve kantinde satılmamaktadır. Sincan 1 ve 2 Nolu Y Tipi Hapishaneleri 3 katlı inşa edilen hapishanenin 350 adet tekli 45 adet üçlü hücreleri bulunmaktadır. Tekli hücrelerden her blokun katında 6 adet bulunmaktadır. Hücrelerin kendisine ait havalandırması bulunmamakta, bu sebeple havalandırma için koridor başında bulunan havalandırma kullandırılmaktadır. Hücreler genel olarak güneş almamaktadır. En alt katta bulunan tutsaklar hiçbir şekilde güneş ışığından faydalanamamaktadır” ifadelerine yer verildi.
Bu cezaevleri kapatılmalı
Tutsakların berber ihtiyaçlarının kendileri tarafından karşılanmasının dayatıldığı; telefon görüşüne ve havalandırmaya çıkarılma esnasında tutsağın kol saatini yanında götürmesine izin verilmediği kaydedilen raporda, şunların altı çizildi: “Cezanın infazında tecrit, infazın gerçekleşmesine hizmet etmeyen ancak tutsaklar için işkence halini alan bir uygulamadır. İnsan haklarına açıkça aykırılık taşıyan bu hapishane modellerinin yapımının durdurulması ve mevcut hapishanelerin kapatılması bir zorunluluktur.” n İSTANBUL
Tecride karşı mücadele hattı
HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Murat Kalmaz, tecride karşı mücadele hattı öreceklerini söyledi.
MA’ya konuşan Kalmaz, temel sorunların tamamının tecritle doğrudan bağlantılı olduğunu; tecridin Öcalan şahsında tüm toplum üzerinde uygulandığını söyledi. İktidarın, tecritle Kürt halkına mesajlar verdiğini dile getiren Kalmaz, “Devlet, Sayın Öcalan’ın belirleyici olduğunu çok iyi biliyor. Dolayısıyla Sayın Öcalan üzerindeki tecritle birlikte Kürtleri, Kürt kazanımlarını ve iradesini tanımadığını net olarak ortaya koyuyor. Bunu kayyumlarla, tutuklamalarla açık açık gösteriyor. Milyonların, Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiği konusundaki iradesini ısrarla görmezden geliyor” dedi.
HDP ve Yeşil Sol Parti olarak tecride dair yaklaşımlarının net olduğunu söyleyen Kalmaz, yeni dönemde tecridin ortadan kaldırılmasına dönük bir mücadele hattı oluşturacaklarını kaydetti. Kalmaz, iktidara ve tüm toplumsal kesimlere şu çağrıda bulundu: “Bu ülkenin düze çıkmasını ve demokratikleşmesini isteyen herkesin Sayın Öcalan'ın üzerindeki uygulanan tecridin kaldırılmasına dönük bir çabası ve tutumunun mutlaka olması gerekiyor. Avrupa Birliği’nin (AB) yolu Diyarbakır'dan geçiyorsa, Türkiye'nin demokratikleşmesinin yolu da Sayın Öcalan üzerindeki tecridi kaldırılmasından geçer.”
Disiplin cezaları yasa dışıdır
ÖHD Eşbaşkanı Ekin Yeter, disiplin cezalarının tecridi derinleştirmenin bir aracı olarak kullanıldığını belirterek, bu uygulamanın yasa dışı ve gayrimeşru olduğunu söyledi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit her geçen gün derinleştirilerek sürdürülüyor. 30 aydır hiçbir haber alınamayan Öcalan ve diğer üç tutsağın aile ve avukatlarının bütün başvurularına rağmen olumlu bir cevap alınamıyor. Birçok görüş başvurusu “Disiplin cezası” var gerekçesiyle engelleniyor. Özgürlük için Hukukçular Derneği Eşbaşkanı Ekin Yeter, “Bu cezaevinin inşası, tecrit sistemiyle bağlantılıdır. Diğer cezaevlerinden bağımsız olarak ve bir kişinin tek başına tutulabilmesi için inşa edilmiştir. Bu yüzden diğer hapishanelerden ve toplumdan izole ediliyor. Burada hukuki mekanizmalar da uygulanmıyor” dedi.
Tecridin, Türkiye’nin kanunlarında veya uluslararası anlaşmalarında yer almadığını; hukuka, anayasaya, İnsan Hakları Sözleşmesi maddelerine ve tüm uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu vurgulayan Yeter, şöyle devam etti: “Geçmişte devlet mekanizmaları ‘koster bozuk, araç çalışmıyor’ gibi gerekçelerle görüşmeyi engelliyordu. Ama son dönemde disiplin cezalarıyla bunu yapıyor. Bu cezaların hukuki geçerliliği yok. Devlet, tecridi yokmuş gibi göstermek istiyor. Mesela tecritten kurtulmak isteyen kişilerin davalarını takip ediyoruz ve bunların hiçbiri iddianamelerde tecrit olarak yazılmıyor. İddianamelerde ‘izole olduğu iddiası’ yazıyor. Gerek infaz hukukunda gerekse infaz hukuku düzenlemelerinde bir şeyin yapılması sonucu disiplin cezası verilmektedir. Bu disiplin cezası hangi eylemin sonucu olarak verilmiştir? Bunun için herhangi bir duyuru yapılmadı. Yani bir kişiye disiplin cezası verilebilir mi? Disiplin cezasını keyfi bir şekilde nasıl uygulayabilirsiniz? Bu devletin hukuka yaklaşımıyla alakalıdır. Devlet, disiplin cezasını tecridi derinleştirmenin bir aracı olarak kullanmak istiyor. Ancak bu uygulama hukukçular ve toplum açısından ne yasal ne de meşrudur.”