- “Dilzar, artık yalnızca geçmişte kalmış bir isim değil; onu tanıyanların belleğinde, dağların sessizliğinde, rüzgârın uğultusunda ve hakikate bağlı yüreklerin hafızasında yaşamaya devam eden bir izdir.”
KARDELEN AMED
Rüzgâr, kadim bir uykudan uyanır gibi dokundu zamana. Bir nehrin coşkunluğunda yıkanıp sislerin ardındaki ulaşılmaz yüksekliğe ulaştığında, mekandan ve zamandan azade tek bir nefes fısıldadı sonsuzluğa. O ruhun varlığı, varoluşun en derin karşıtlıklarından süzülmüş büyülü bir yankıydı.
Dilzar Rêber Andok (Rojbin Sönmez), doğduğu taş evlerin gölgesinde büyürken inceliğini Amed’in bin yıllık, hüzünlü edebiyatından; asiliğini ise başı dumanlı zirvelerin mağrur duruşundan aldı.
Amed’in zifiri ve mahzun bir gecesinde sessizce filizlenen yaşamı, onu Mexmur ve Xakurkê’nin asi ve heybetli coğrafyasına uzanan zamansız bir yolculuğa taşıdı. Bu yolculuk yalnızca haritalarda katedilen mesafelerden ibaret değildi. Aynı zamanda bir ruhun kendi varoluş sınırlarını aşarak özgürlüğün ezelî tözüyle buluşmasının ve kendi içsel hakikatine ulaşmasının hikayesiydi.
Mücadeleyle şekillendi
Dilzar, yaklaşık bir yıl Amed’de gerilla saflarında kaldıktan sonra edindiği deneyimlerle Medya Savunma Alanları’na geçti. Mexmur ve Xakurkê alanlarında mücadelesini sürdürerek deneyimlerini derinleştirdi. En çetin mücadelesini ise Xakurkê alanında verdi. Her zaman ön saflarda yer aldı. Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen yılmadan ilerledi. Mücadelesini nasıl büyüteceğini bilerek kendisini sürekli geliştirdi ve güçlendirdi. Onun yaşamında dikkat çeken bir başka özellik ise mütevazılığıydı. Yaşama duyduğu güçlü bağlılık, yalnızca kendisine değil, çevresindeki yoldaşlarına da güç veriyordu. Her sabah bir yıldız gibi parlayan gözleriyle çevresine ışık saçıyor, zor anlarda bulunduğu yere umut taşıyordu.
Dilzar’ı anlatmak, bir hakikati anlatmaktır
Dilzar’ı anlatmak kolay değildir. Çünkü onu kelimelerin dar kalıplarına sığdırmaya çalışmak, sıradan bir insanın yaşamını tarif etmekten öte bir anlam taşır. Onun yaşamı, inandığı değerlerle kurduğu güçlü bağın somut bir ifadesiydi.
Yüreğindeki ve fikrindeki gerçeklikle yaşayan Dilzar, bu yaşam biçimiyle isyancı bir ruh ve güçlü bir irade geliştirdi. Onu anlatmanın zorluğu da tam burada başlar. Çünkü hakikat, yalnızca kelimelerle sınırlandırılamaz; yaşandığı ölçüde hissedilir, hissedildiği ölçüde yüreklere ulaşır.
Yaşamı çoğaltan bir yoldaş
Dilzar, ölüm ile yaşamın iç içe geçtiği zor bir çizgide, korkunun ve tereddüdün sınırlarını aşan bir umutla yaşadı. Yaşamı yalnızca nefes alıp vermekten ibaret görmedi; sevgiyi, inancı, dayanışmayı ve insani değerleri her an yeniden üretti.
Yanındakiler için yalnızca bir yoldaş değil; zor zamanlarda güç veren bir irade, yaşama sevinci taşıyan bir arkadaş ve mücadele ruhunu büyüten bir yol arkadaşı oldu.
Dokunduğu insanlarda ve geçtiği patikalarda iz bıraktı. Onun için yaşam, yalnızca kendi hikayesini sürdürmek değil, çevresindeki insanların hayatına da anlam katmaktı.
Dağlarda kalan bir iz
Bugün o özgür dağlarda atılan her adımda, basılan her taşta ve kayanın bağrında bu yaşamın izlerini görmek mümkündür. Bu coğrafyada her gerillanın öyküsü kendine özgü bir direniş hikayesi taşırken, bütün bu hikayeler birleşerek dağın, taşın, suyun ve rüzgârın çevresinde şekillenen kolektif bir hafızaya dönüşür.
Dilzar Rêber Andok, Amed’in bağrından çıkıp Kürdistan dağlarına yüzünü çevirdi. Mexmur’dan Xakurkê’nin asi zirvelerine taşıdığı inanç kıvılcımını, dağların koynunda büyüyen bir yaşam ve mücadele mirasına dönüştürdü. O artık yalnızca geçmişte kalmış bir isim değil; onu tanıyanların belleğinde, dağların sessizliğinde, rüzgârın uğultusunda ve hakikate bağlı yüreklerin hafızasında yaşamaya devam eden bir izdir.
Zamanın ve unutuluşun sınırlarını aşan bu miras, dağların fısıltısında ve rüzgârın ıslığında varlığını sürdürmektedir.
* YJA-Star gerillası Dilzar Rêber Andok (Rojbin Sönmez) 31 Ekim 2025’te Qendîl’de şehit düştü.