- Arıların oyun oynaması, bazı balıkların aynadaki görüntülerini incelemesi ve meyve sineklerinin yaşadıkları deneyimlere göre davranış değiştirmesi, bilim dünyasında yeni sorular doğuruyor. Araştırmalar, hayvanların düşündüğümüzden daha karmaşık bir iç dünyaya sahip olabileceğini gösteriyor.
DOĞAN BARIŞ ABBASOĞLU
İnsanlar uzun yıllar boyunca duyguları, düşünmeyi ve bilinçli olmayı büyük ölçüde kendilerine özgü özellikler olarak gördü. Hayvanların korkabildiği, acı çekebildiği veya öğrenebildiği bilinse de onların kendi yaşamlarına ilişkin öznel deneyimleri olup olmadığı bilim dünyasında tartışmalı bir konuydu.
Son yıllarda yapılan araştırmalar ise bu tartışmayı yeni bir noktaya taşıyor. Üstelik araştırmacıların dikkatini çeken canlılar yalnızca maymunlar, yunuslar veya köpekler değil. Arılar, meyve sinekleri, balıklar, mürekkep balıkları ve bazı kuşlar da şaşırtıcı davranışlar sergiliyor.
Arılar neden toplarla oynuyor?
Londra Queen Mary Üniversitesi'nden davranış ekoloğu Lars Chittka ve çalışma arkadaşlarının araştırmaları, arıların beklenmedik davranışlarını ortaya çıkardı. Araştırmacılar, bombus arılarının yuvalarının yakınlarına küçük toplar yerleştirdi. Arılar bu topları yuvarlamaya başladı. Daha da ilginci, bunu bir yiyecek ödülü olmadan da yapmayı sürdürdüler.
Bazı arılar topların bulunduğu alana tekrar tekrar döndü. Bu davranış, araştırmacıların arıların yalnızca beslenmek veya başka bir ihtiyaçlarını karşılamak için değil, oyun oynamaya benzeyen bir etkinlik için de hareket edebileceklerini düşünmesine yol açtı.
İnsanlarda ve başka birçok hayvanda oyun, öğrenmeyle ve çevreyi tanımayla ilişkilendiriliyor. Ancak oyun aynı zamanda keyif veren bir deneyim de olabiliyor.
Arıların gerçekten keyif alıp almadığı henüz kesin olarak bilinmiyor. Bununla birlikte araştırmacılar, bu davranışların arılarda duyguya benzeyen içsel durumların bulunabileceğine işaret ettiğini düşünüyor.
Meyve sineklerinin şaşırtıcı tercihi
Bilim insanlarının dikkatini çeken bir başka araştırma ise meyve sinekleri üzerinde yapıldı. Deneyde erkek meyve sineklerinin bir grubunun dişilerle çiftleşmesine izin verildi. Diğer grup ise çiftleşme olanağından yoksun bırakıldı. Ardından her iki gruba normal besin ve yüzde 15 etanol içeren besin sunuldu.
Çiftleşen sinekler iki besin türünü de benzer ölçüde tüketirken, çiftleşemeyen sineklerin alkollü besini daha fazla tercih ettiği görüldü. Araştırmacılar, bu davranışla bağlantılı bir sinirsel mekanizma da belirledi.
Bulgular, sineklerin karşılanmayan bir ihtiyaç sonrasında ödül sağlayan maddelere yönelip yönelmediği sorusunu gündeme getirdi. Bazı bilim insanları bu tercihin olumsuz bir içsel durumla ilişkili olabileceğini düşünüyor.
Ancak burada önemli bir ayrım var. Bir meyve sineğinin alkole yönelmesi, onun insanlarla aynı hayal kırıklığını yaşadığını veya aynı duygulara sahip olduğunu kanıtlamıyor. Araştırma, davranış ile sinir sistemi arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Bu davranışın sinek tarafından nasıl deneyimlendiği ise henüz bilinmiyor.
Mürekkep balıkları beklemeyi biliyor
Hayvanların zihinsel yeteneklerini anlamaya çalışan araştırmacılar, yalnızca duygusal tepkilere değil, karar verme biçimlerine de bakıyor.
Cambridge Üniversitesi'nden psikolog Nicola Clayton ve ekibi, mürekkep balıkları üzerinde insanların da sıklıkla sınandığı bir beceriyi araştırdı: Daha iyi bir ödül için bekleyebilmek. Deneylerde mürekkep balıklarına hemen ulaşabilecekleri bir yiyecek ile biraz beklediklerinde elde edebilecekleri daha cazip bir yiyecek arasında tercih yapma olanağı sunuldu. Bazı mürekkep balıkları beklemeyi seçti.
Bu durum, hayvanların yalnızca o anda karşılarına çıkan uyarıcılara yanıt vermediğini, gelecekteki olasılıkları da davranışlarına katabildiğini düşündürüyor.
Araştırmacılara göre böyle bir beceri, planlama ve öğrenme yetenekleriyle ilişkili olabilir. Yine de geleceğe dönük davranış sergilemek ile bilinçli bir gelecek tasavvuruna sahip olmak aynı şey değil.
Kuşlar geçmişte olanları hatırlıyor mu?
Bazı kuşların hafızaları da araştırmacıları şaşırtıyor. Özellikle alakargalar, yiyecek saklama ve daha sonra bulma konusunda gelişmiş yeteneklere sahip. Bu kuşlar, çevrelerindeki diğer hayvanların kendilerini izleyip izlemediğine göre yiyecek saklama davranışlarını da değiştirebiliyor.
2024 yılında yapılan bir deneyde bir alakarga, yiyeceğin farklı kaplardan hangisinin altına saklandığını gördü. Daha sonra kapların yerleri değiştirildi. Kuş, bir süre sonra geri döndüğünde yiyeceğin saklandığı kabı ayırt edebildi.
Bu tür bulgular, kuşların geçmişte yaşanan belirli olaylara ilişkin bilgileri hatırlayabildiğine işaret ediyor.
İnsanlarda geçmiş olayları hatırlamak, bilincin önemli parçalarından biri. Kuşlarda gözlenen benzer davranışların nasıl bir öznel deneyime karşılık geldiği ise hâlâ araştırılıyor.
Balıklar aynada ne görüyor?
Bilim dünyasında uzun süredir kullanılan yöntemlerden biri de ayna testi. Bu testle hayvanların aynadaki görüntülerini başka bir canlı olarak mı, yoksa kendi bedenleriyle ilişkili bir görüntü olarak mı algıladıkları anlaşılmaya çalışılıyor.
Bazı saksağanların aynaya yönelik davranışları, kendilerini tanıma olasılığı açısından dikkat çekmişti. Daha sonra temizlikçi lapin adı verilen küçük balık türünde de benzer davranışlar gözlendi.
Avustralya'daki Arthur Rylah Enstitüsü'nden Will Sowersby ve çalışma arkadaşları, bu balıkların aynaları nasıl kullandığını araştırdı. Balıklar zamanla aynaya alıştı ve kendi bedenlerini incelemek için aynadan yararlanmaya başladı.
Bir gözlemde ise balıklardan biri küçük bir karides parçasını aynanın önüne bıraktı ve parçanın yansımasını izledi. Araştırmacılar bu davranışın, balığın aynanın özelliklerini anlamaya yönelik bir deneme gerçekleştirmiş olabileceğini düşündürdüğünü belirtti.
Ancak Osaka Metropolitan Üniversitesi'nden Shumpei Sogawa daha temkinli bir değerlendirme yapıyor. Ona göre balıkların davranışlarını şaşırtıcı bulmamızın nedenlerinden biri, onların normalde neler yapabildiğini yeterince bilmememiz olabilir.
Ayna testini geçmek de tek başına bir hayvanın insanlardaki anlamıyla öz farkındalığa sahip olduğunu kanıtlamıyor.
Bilinç nedir? Nasıl ortaya çıktı
Hayvanlara ilişkin bu araştırmalar, bilim dünyasının en zor sorularından birine uzanıyor: Bilinç nasıl ortaya çıktı?
Bilinç yalnızca çevrede olanları algılamak veya bir sorunu çözmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda yaşananların canlı açısından nasıl hissedildiğiyle ilgili. Örneğin susayan bir insan yalnızca vücudunun suya ihtiyaç duyduğunu bilmez. Susuzluğu hisseder. Korku, acı, rahatlama ve sevinç de benzer biçimde öznel deneyimler.
Peki farklı hayvanlar da dünyayı kendilerine özgü biçimlerde hissediyor olabilir mi?
London School of Economics'ten filozof Jonathan Birch, nörobiyolog Simona Ginsburg ve genetikçi Eva Jablonka, bu soruya öğrenme yetenekleri üzerinden yaklaşan bir çerçeve üzerinde çalışıyor.
Araştırmacılar, sınırsız çağrışımsal öğrenme olarak adlandırılan yaklaşımda, hayvanların farklı deneyimler arasında bağlantı kurabilmesini ve öğrendiklerini yeni durumlara uyarlayabilmesini inceliyor.
Bir canlının deneyimlerinden öğrenmesi, yeni durumlarla karşılaştığında davranışlarını değiştirmesi ve farklı uyarıcılar arasında bağlantı kurması, bilinç araştırmaları açısından önemli ipuçları sunabiliyor.
Bu yaklaşım, hayvanlarda bilincin evrimsel süreçte birden fazla kez ortaya çıkmış olabileceği düşüncesini de destekliyor.
Araştırmacılar, omurgalıların, ahtapot ve mürekkep balıklarını da içeren kafadanbacaklıların ve böceklerle örümcekleri kapsayan eklembacaklıların farklı evrimsel yollardan bilinç benzeri yetenekler geliştirmiş olabileceğini değerlendiriyor.
Ancak bu henüz kesinleşmiş bir sonuç değil. Bilincin nasıl tanımlanacağı ve hangi davranışların onun varlığını gösterdiği konusunda bilimsel tartışmalar devam ediyor.
Hayvanların iç dünyasına ilişkin yeni bilgiler yalnızca bilimsel bir merak konusu değil. Aynı zamanda insanların diğer canlılarla kurduğu ilişkiye dair önemli sorular ortaya çıkarıyor.
Bugün balıklar, böcekler ve farklı omurgasız türleri büyük ölçekli üretim sistemlerinde kullanılıyor. Bilimsel araştırmalarda da çok sayıda hayvan üzerinde deneyler yapılıyor. Ancak bu canlıların acıyı, korkuyu veya başka olumsuz deneyimleri nasıl yaşadığı her zaman yeterince bilinmiyor.
Örneğin ahtapotların gelişmiş öğrenme ve problem çözme becerileri, bu hayvanların yoğun yetiştiricilik koşullarında tutulmasının etik yönleri üzerine tartışmaları artırıyor. Benzer biçimde, gıda üretimi için milyarlarca böceğin yetiştirilmesi de onların olası duyarlılıklarının göz önünde bulundurulup bulundurulmadığı sorusunu doğuruyor.
Araştırmacılara göre bilinç konusundaki bütün sorular yanıtlanmamış olsa da hayvanların olası acı ve stres deneyimlerini azaltmaya yönelik önlemler almak mümkün.