• Pasifik Okyanusu’nda güçlenen El Niño’nun 2027 yılı ortalarında sona erebileceği öngörülüyor. Ancak bilim insanları, sıcaklık artışları, kuraklık ve orman kayıplarının etkilerinin çok daha uzun sürebileceği uyarısında bulunuyor.

DOĞAN BARIŞ ABBASOĞLU

Dünyanın farklı bölgelerinde yağışları, sıcaklıkları ve mevsimlerin seyrini etkileyen El Niño, Pasifik Okyanusu’nda güçlenmeye devam ediyor. Önümüzdeki aylarda daha da şiddetlenmesi beklenen olay, kuraklık, aşırı sıcaklar ve sellerin yanı sıra ekosistemlerde uzun süreli değişim riskini de gündeme getiriyor.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin (NOAA) 8 Ekim 2026 tarihli değerlendirmesine göre, El Niño’nun güçlü ya da çok güçlü düzeyde 2027’nin ilk aylarında da sürmesi bekleniyor. Kurum, ekim-aralık döneminde 1950’den bu yana kaydedilen olayları aşabilecek bir güç düzeyine ulaşılması olasılığını yüzde 83 olarak açıkladı.

New Scientist dergisinden Michael Le Page’in haberinde aktarılan model tahminleri, El Niño’nun Haziran 2027 dolaylarında sona erebileceğine işaret ediyor. Ancak bu tarih kesin değil. Bazı modeller, olayın Kuzey Yarımküre’nin yaz aylarında da devam edebileceğini gösteriyor.

Bilim insanlarının kaygısı, El Niño’nun ne zaman biteceğinin ötesine geçiyor. Pasifik’teki sıcaklıklar düşse bile kuraklıkla zarar gören ormanların, değişen yağış düzenlerinin ve bozulan geçim koşullarının toparlanması çok daha uzun sürebilir.

New Scientist’e konuşan kasırga uzmanı Jeff Masters, geçmişte yaşanan çok güçlü El Niño olaylarını hatırlatarak şunları söyledi: “Bu süper El Niño olayının, geçmişte gördüğümüz gibi birden fazla iklim rejimi değişimini tetiklemesini bekliyorum. Bu değişimler, ekosistemler ve onlara bağımlı insanlar için ciddi sorunlara yol açma eğilimindedir.”

 

Pasifik’te başlayan değişim Dünya’ya yaılıyor

El Niño, tropikal Pasifik Okyanusu’nun orta ve doğu kesimlerinde yüzey sularının olağanın üzerinde ısınmasıyla ortaya çıkan bir iklim olayı. Okyanus ile atmosfer arasındaki karşılıklı etkileşim sonucu gelişiyor. Normal koşullarda ekvator boyunca esen rüzgarlar, sıcak yüzey sularını batıya, Asya ve Avustralya yönüne taşıyor. El Niño sırasında bu rüzgarlar zayıflayabiliyor. Batıda biriken sıcak su doğuya doğru yayılırken, okyanusun yüzeyindeki sıcaklık dağılımı değişiyor.

Bu değişim, suyun üzerinde yükselen havayı, bulutların oluştuğu alanları ve yağışların yerini de etkiliyor. Atmosferdeki hava hareketleri birbirine bağlı olduğu için Pasifik’te başlayan olay, binlerce kilometre uzaktaki bölgelerde de hissedilebiliyor.

Ancak El Niño her yerde aynı sonuca yol açmıyor. Bazı bölgelerde yağış azalırken başka yerlerde aşırı yağış görülebiliyor. Etkilerin şiddeti; mevsime, coğrafi konuma ve diğer okyanuslardaki koşullara göre değişiyor.

Bu nedenle güçlü bir El Niño, bütün ülkelerin aynı anda kuraklık ya da sel yaşayacağı anlamına gelmiyor. Belirli aşırı hava olaylarının görülme olasılığı artıyor; yerel koşulların ayrıca izlenmesi gerekiyor.

 

Küresel ısınmanın üzerine ekleniyor

El Niño doğal bir iklim döngüsünün parçası. Bugün yaşanan olay ise insan faaliyetleri nedeniyle zaten ısınmış bir dünyada gelişiyor. Kömür, petrol ve doğal gaz kullanımıyla atmosfere salınan sera gazları, gezegenin uzun vadeli sıcaklık artışını sürdürüyor.

El Niño sırasında okyanustan atmosfere aktarılan ısı, küresel yüzey sıcaklıklarını bir süre daha yukarı taşıyabiliyor. Bu etki, olayın başladığı yılı izleyen yılda da belirginleşebiliyor. Bu nedenle 2027’deki sıcaklıkların seyri yakından izleniyor.

El Niño’nun ardından La Niña gelişirse, tropikal Pasifik’in orta ve doğu kesimlerindeki yüzey suları olağanın altına soğuyabilir. Bu durum küresel sıcaklık artışını geçici olarak baskılayabilir. Ancak sera gazlarının birikmesiyle oluşan uzun vadeli ısınma devam eder.

Burada 1,5 derece eşiğinin nasıl değerlendirildiği de önem taşıyor. Bir yılın ortalama sıcaklığının sanayi öncesi dönemin 1,5 derece üzerine çıkması, Paris Anlaşması’ndaki uzun vadeli sınırın kesin olarak aşıldığı anlamına gelmiyor. Dünya Meteoroloji Örgütü, bu hedefin tek bir yıl üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirtiyor.

Bununla birlikte, yıllık sıcaklıkların bu düzeye çıkması ciddi bir uyarı. Geçici sıcaklık sıçramaları da insanlara ve ekosistemlere zarar verebiliyor. Uzun vadeli ısınma arttıkça güçlü El Niño olayları daha sıcak bir başlangıç noktasının üzerine ekleniyor.

foto:AFP

Amazon’da kuraklık ve orman kaybı riski

El Niño’nun uzun süreli sonuçlar yaratabileceği bölgelerden biri Amazon Havzası. Güçlü El Niño olayları, Amazon’un bazı kesimlerinde yağışların azalmasına ve kuraklığın ağırlaşmasına katkıda bulunabiliyor.

Yağış azaldığında toprak kuruyor, ağaçların suya ulaşması zorlaşıyor. Yüksek sıcaklıklar da bitkilerin su kaybını artırabiliyor. Bu koşullar uzun sürdüğünde bazı ağaçlar yaşamını yitiriyor ve ormanın kendini yenileme gücü zayıflayabiliyor.

Amazon’daki ağaçlar, bölgenin su döngüsünde etkin bir rol oynuyor. Kökleriyle aldıkları suyun bir bölümünü yaprakları üzerinden atmosfere veriyorlar. Bu nem, yağışların oluşmasına katkıda bulunuyor. Orman örtüsünün azalması, atmosfere geri dönen su miktarını da düşürebiliyor.

Böylece birbirini güçlendiren bir süreç ortaya çıkabiliyor: Kuraklık ağaçlara zarar veriyor, ağaç kaybı nem döngüsünü zayıflatıyor, azalan nem ise bazı alanların daha da kurumasına katkıda bulunuyor.

Ölen ağaçların çürümesi ya da yangınlarda yanması, bünyelerinde depoladıkları karbonun atmosfere karbondioksit olarak dönmesine de yol açıyor. Bu nedenle büyük orman kayıpları, bölgesel etkilerinin yanında küresel iklim açısından da önem taşıyor.

Amazon’un tamamının bu El Niño sırasında geri dönüşsüz biçimde yok olacağı söylenemez. Kaygı, zaten ormansızlaşma ve tekrarlayan kuraklıklarla baskı altında olan bazı alanların toparlanma gücünü kaybetmesi. El Niño sona erdiğinde yağışların geri gelmesi, zarar gören bir ormanın kısa sürede eski yapısına kavuşmasını garanti etmiyor.

 

İklimin alışılmış düzeni değişebilir

Araştırmacıların “iklim rejimi değişimi” dediği durum, bir bölgedeki sıcaklık, yağış veya toprak neminin alışılmış düzeninden belirgin ve uzun süreli biçimde uzaklaşması anlamına geliyor.

Bir bölgede tek bir yazın kurak geçmesiyle, toprağın yıllar boyunca daha kuru kalması arasında önemli bir fark var. İkinci durumda bitki örtüsü, tarımsal üretim ve su kaynaklarının kullanımı yeni koşullardan sürekli etkilenebilir.

Seul Ulusal Üniversitesi’nden Jong-Seong Kug’un da aralarında bulunduğu araştırmacılar, 2025’te Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmalarında çok güçlü El Niño olaylarıyla bu tür değişimler arasındaki ilişkiyi inceledi. Gözlemler ve bilgisayar modellerinden yararlanan çalışma, güçlü El Niño olayları sırasında deniz yüzeyi sıcaklığı, hava sıcaklığı ve toprak neminde uzun süreli değişim olasılığının arttığını ortaya koydu. Araştırmacılar, küresel ısınmanın bu etkiyi gelecekte daha da güçlendirebileceğini belirtti.

Kug, mevcut olayın taşıdığı riski şöyle anlattı: “Çalışmamıza göre böylesine aşırı bir olay, Dünya sisteminin çeşitli bileşenlerinin rejim değişimi eşiklerine doğru, hatta bu eşiklerin ötesine itilmesi olasılığını önemli ölçüde artırabilir.”

Bu uyarı, belirli bir bölgede değişimin kesinlikle yaşanacağına ilişkin bir tahmin değil. Uzmanlar, riskin yükseldiğine ve bazı sonuçların El Niño sona erdikten sonra da devam edebileceğine dikkat çekiyor.

 

Meksika Körfezi’ndeki sıcaklık artışı

Haberde ele alınan örneklerden biri Meksika Körfezi. Kug ve çalışma arkadaşları, 2015-2016 dönemindeki güçlü El Niño’nun ardından körfezin deniz yüzeyi sıcaklıklarında belirgin bir yükseliş görüldüğünü ve bu değişimin uzun süre devam ettiğini belirtiyor.

Kug’a göre El Niño, bu yükselişe katkıda bulunan etkenlerden biri. Ancak değişimi yalnızca El Niño ile açıklamak mümkün değil; küresel ısınma ve bölgesel okyanus koşulları da değerlendirmeye katılmalı.

Bu örnek, bir iklim olayının sona ermesiyle etkilediği bütün bölgelerin eski koşullarına dönmesinin aynı şey olmadığını gösteriyor. Denizlerde biriken ısı ve değişen hava hareketleri, sonraki mevsimlerin koşullarını da etkileyebiliyor.

“Kalıcı değişim” ifadesi bu nedenle dikkatle kullanılmalı. Yıllar veya on yıllar süren bir değişim, insan yaşamı ve geçim kaynakları açısından çok ciddi sonuçlar yaratabilir. Ancak bir durumun uzun süre devam etmesi, bilimsel olarak sonsuza kadar aynı kalacağının kanıtı değil.

 

El Nino nasıl sona eriyor?

El Niño’yu sona erdiren süreçlerden biri, okyanusta biriken sıcak suyun zamanla dağılması. Sıcak suyun bir bölümü ekvator çevresinden uzaklaşırken bir bölümü de atmosfere ısı vererek soğuyor.

Okyanusun derinliklerindeki hareketler de bu süreçte rol oynuyor. Sıcaklık farkları ve rüzgar değişimleri, okyanusun içindeki su katmanlarını etkileyen büyük dalgalar oluşturuyor.

Rossby ve Kelvin dalgaları olarak adlandırılan bu hareketler, sıcak yüzey tabakasının kalınlığını değiştirebiliyor. Uygun koşullarda daha soğuk derin suların yüzeye ulaşması kolaylaşıyor ve El Niño’nun zayıflamasına katkıda bulunuyor.

Ancak her El Niño aynı biçimde sona ermiyor. NOAA araştırmacısı Michael McPhaden, olayların başlangıcında, gelişmesinde ve sona ermesinde çok sayıda sürecin birlikte çalıştığını vurguluyor.

1997-1998’deki güçlü El Niño hızla sona ermiş ve ardından güçlü, uzun süreli bir La Niña gelişmişti. 2015-2016’daki olay ise daha yavaş zayıflamış, sonrasında daha güçsüz ve kısa süreli bir La Niña yaşanmıştı.

 

Pasifik soğusa bile etkileri sürebilir

El Niño’nun ardından bazı etkiler başka okyanuslarda ve uzak bölgelerde devam edebiliyor. Hint Okyanusu’nda görülebilen ek ısınma, bunlardan biri. Bu sıcaklık değişimi, çevresindeki bölgelerde hava hareketlerini ve yağışları etkileyebiliyor.

1998’de Çin’in Yangtze Nehri havzasında yaşanan büyük seller, El Niño’nun sona ermesinden sonra ortaya çıkan etkilerin örnekleri arasında gösteriliyor. Pasifik’teki olay mayıs ayında sona ermiş olmasına rağmen, bölgedeki ağır seller yaz aylarında yaşanmıştı.

Bu tür gecikmeli etkiler, hazırlıkların yalnızca El Niño’nun devam ettiği aylarla sınırlandırılmaması gerektiğini gösteriyor. Pasifik’te sıcaklıkların düşmesi, başka bölgelerdeki bütün risklerin aynı anda ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Ekosistemlerdeki toparlanma da farklı hızlarda gerçekleşiyor. Bir ormanda yağışın geri dönmesiyle kaybedilen ağaçların yeniden büyümesi arasında uzun bir zaman farkı bulunabilir. Benzer biçimde, bir çiftçinin yeni ekim yapabilmesi, önceki ürün kaybından doğan borcunun veya gelir kaybının ortadan kalkması anlamına gelmez.

El Niño’nun sona ereceği tarihe ilişkin tahminler önümüzdeki aylarda daha açık hale gelebilir. Ancak Pasifik’teki suların soğumasını beklemek, şimdiden görülen riskleri ortadan kaldırmıyor. Ormanların korunması, sera gazı salımlarının azaltılması ve insanların değişen koşullara hazırlanması, olay sona erdikten sonra da önemini koruyacak.