Hep birlikte bir ‘sınıfsal yolculuğa’

Dosya Haberleri —

2 Eylül 2021 Perşembe - 21:00

  • Sınıfçılık diskurunda küçük bir gezinti ortaya koyuyor: Kavramdan ne anlamak gerektiği, halihazırda belirsiz. Ne var ki Almancadaki tartışmada sınıfçılığın, sınıf kökeni ya da sınıf aidiyeti nedeniyle maruz kalınan ayrımcılık olduğu konusunda artık uzlaşıldı. 

SEBASTIAN FRIEDRICH* 

Çeviren: Osman Oğuz

 

Bundan birkaç yıl önce Google’a “Klassismus” (sınıfçılık) yazan, acaba “Klassisizm” mi demek istediği sorusuyla karşı karşıya kalırdı. Google’ın artık sınıfçılığı tanıması, bu fenomenle medyada giderek daha fazla ilgilenilmesi, kavramın kaynaştırma ve çeşitlilik politikalarına girişi ve işçi çocuklarının mesela eğitim alanındaki öz örgütlülüklerine dayanıyor. Üniversitelerde artık sınıfçılığa karşı birçok yapı var ve bunlar eğitim sistemindeki eşitsizliği eleştiren işçi çocukları için başvuru noktaları: Böyle bir yapı, 2003’te Münster’de kurulmuştu. Marburg, Köln ve Münih, onu takip etti; başka şehirlerde de planlanıyor.

 

Olaf Scholz twitledi, Marksistler rahatsız

SPD’nin başbakan adayı Olaf Scholz bile Ekim 2020’de ilerici siyasetin sınıfçılığı da konu etmesi gerektiği twitini atacaktı: “yani tüm gücüyle çalışan birçok insana karşı saygı eksikliğini konu etmesi.” Daha sonra Scholz, FAZ gazetesine, meselesinin ırkçılığa, cinsiyetçiliğe ve sınıfçılığa karşı her düzeyde saygı ve tanınma olduğunu yazacaktı. (FAZ, 1.3.21)

Ne ki, bu konseptten öyle herkes de memnun değil. Özellikle marksist kanattan çok eleştiri var. Lena Hezel ve Steffen Güßmann, “Marxistische Erneuerung” (Marksist Yenilenme) dergisinde (Nr. 126, Haziran 2021), kavramsal fluluğu/belirsizliği irdeliyor; David Pape, eşitsizliğin kaynakları ile ilgilenilmediği eleştirisinde bulunuyor. (junge Welt, 2.1.21) Hatta “Die Wildcat” (Nr. 108, Yaz 2021), sınıfçılık konseptini, hiçbir devrimci perspektif açığa çıkarmadığı için, gerici buluyor.

 

Mesele keskinlik değil hassasiyet

Sınıfçılık diskurunda küçük bir gezinti ortaya koyuyor: Kavramdan ne anlamak gerektiği, halihazırda belirsiz. Sınıfçılığa 2009 yılında yazılan ilk giriş metninde Andreas Kemper ve Heike Weinbach’ın söylediğine bakılırsa, mesele, “her şeyden ve kavramsal keskinlik ya da katı tanımlardan da öte, sınıfçılık fenomenlerinin tanımlanması ve yeni bakış açıları için hassasiyet geliştirilmesi idi. Benzeri formülasyonları daha çağdaş sınıfçılık yayınlarında da bulmak mümkün.

Ne var ki Almancadaki tartışmada sınıfçılığın, sınıf kökeni ya da sınıf aidiyeti nedeniyle maruz kalınan ayrımcılık olduğu konusunda artık uzlaşıldı. Bu oldukça geniş sınıfçılık anlayışına, işçi çocuklarının görece kötü durumu da, işsizlik parası alanların durumu da dahil. Buna karşılık ücretli işe bağımlı yaşayan diğer insanların sınıfçılığın kapsamına girip girmediği ise belirsiz: Mesela endüstri işçilerinin, hizmet sektörü çalışanlarının ya da çok kalifiye personelin.

Bu belirsizlik, sınıf ile ilgili şüpheye muhtaç bir anlayış ile ilgili. Pierre Bourdieus’nun oldukça mantıklı sermaye teorisinin yanında sınıfçılık konsepti, sınıf ile ilgili ABD’deki kavramlara dayanıyor: Ruling Class, Owning Class, Middle Class, Upper-Middle-Class, Lower-Middle-Class, Working Class ve Poor People. Ücretli işçiler sınıfının fraksiyon ve düzeylerinden bir sürü farklı sınıf yaratılıyor; böylelikle “sokağın ilişkilerinden” maaşlı üniversite mezununa uzanan yükseliş, bir “sınıfsal yolculuk” oluyor.

Bu sınıf kavramı, burjuva sosyolojisindeki katmanlı modellere benziyor. Mesela Karl Martin Bolte, meşhur “Bolte Soğanı”nda toplumu, eğitim durumu, gelir düzeyi ve mesleklerine ayırarak görüyor; toplumun buna göre tasnif edilmesi gerektiğini söylüyor: Üst katman, üst orta katman, ortanın ortası, alt orta katman, en alt orta/üst alt katman, alt katman ve toplumun aşağıladıkları. 60’lı yıllarda sosyolog Ralf Dahrendorf tarafından geliştirilen “Dahrendorf Evi”, bununla karşılaştırılabilir. Dahrendorf, biraz daha materyalist biçimde, toplumu Elitler, Hizmet Sınıfı, Orta Düzey, Sahte Orta Düzey, İşçi Katmanı, İşçi Eliti ve Alt Katman biçiminde tasnif etmişti.

Materyalist sınıf analizi içinde de bugün, ücretli işçilerin halen esasen fraksiyon hâlinde olduğu tek sınıftan mı, yoksa daha çok farklı ücretli işçi sınıflarından mı bahsetmek gerektiği konusunda anlaşmazlık var. Bu noktada ama -burjuva katman modellerinin ve sınıfçılık diskurunun aksine- sınıflar hâlâ ücretli iş ile sermaye ilişkisi üzerinden düşünülüyor. Keza sömürü, sınıfın materyalist bir yorumunda, en temel meseledir; böylece aynı anda üretim ve mülkiyet ilişkileri için de.

 

  • Sömürü, yani ücretli işçiler tarafından üretilen artı değerin kapitalistler tarafından iç edilmesi, sınıfçılık diskurunda tali bir rol  oynuyor. Tekil örneklerde kavram kullanılıyor olsa da üretim süreci, sınıfçılığın  analizinde ve sınıfçılık karşıtı perspektiflerde tuhaf biçimde daha az konu ediliyor.

 

Sömürü tali rol oynuyor

Sömürü, yani ücretli işçiler tarafından üretilen artı değerin kapitalistler tarafından iç edilmesi, sınıfçılık diskurunda tali bir rol oynuyor. Tekil örneklerde kavram kullanılıyor olsa da üretim süreci, sınıfçılığın analizinde ve sınıfçılık karşıtı perspektiflerde tuhaf biçimde daha az konu ediliyor. Bunun yerine mesele, daha çok, gelir ve servet eşitsizlikleri, dolayısıyla ücretli çalışanların piyasadaki şansları oluyor.

Sınıfçılık diskuru, buna mukabil, iş mücadelelerine ya da kolektif savunmaya, sendikalara, partilere dair de çok az söz söylüyor. Sınıfçılık konseptinin savunması yapılırken yoksulluğun toplum bunda uzlaştığı için var olduğunu ve bazı insanların yoksulluktan fazlasını hak etmediğini okumak, böylelikle mümkün oldu. “İstikrarsız yaşama koşulları popüler olsaydı, istikrarsız yaşama koşulları olmazlardı. Bu kadar kolay.” (Zeit, 11.3.21) Zenginlik ve yoksulluk arasındaki mecburi ve yapısal bağ, burada gruplara kabaca özellikler atfedilmesine evriliyor. Sınıflı toplumun ideolojik savunusu, böylelikle ve bir çırpıda, sınıfların varlığının esas kaynağına dönüştürülüyor.

 

Ortadan kaldırmak yerine kabullenmek

Üretim süreçlerinin, mülkiyet ilişkilerinin, sömürünün ve işin ücretli işçiler arasındaki eşitsiz dağılımının analizi olmadığında, kapitalizmdeki sınıfların kaynakları gözden kaçıyor. Birilerinin zenginliği sömürüye ve diğerlerinin yoksulluğuna dayanıyor - ve evet, ücretli işçilerin bir bölümü her kuruşu iki kez evirip çevirmeden harcayamayan ve karşılığında yorgun bir gülümseme bile görmeyen işçiler iken; diğer bölümündeki ücretli işçiler, planlama ve kumanda etme hakkına sahip, daha fazla para ve kabul görüyorlar. Ama sınıfı katmanlar ve çevrelere indirgeyenler de kapitalist ilişkileri anlamak ve ortadan kaldırmak istemek yerine kabullenmek tehlikesine sürükleniyor.

Kısa süre önce sınıfçılık diskuru, alışılmadık bir taraftan destek buldu: Rainer Zitelmann. O, önceleri bir Maocu idi, sonra “Yeni Sağ”ın yazarı oldu; daha sonra emlak spekülasyonları ile bir milyonere dönüştü ve bugün memnuniyet içinde “I love capitalism” yazılı tişörtlerle fotoğraf çektiriyor. Zitelmann, bunun yanında “zenginlik araştırmacılığı” ile uğraşıyor ve sınıfçılığa dair Almancadaki belki en çok dikkat çeken kitabı yazdı. “Toplum ve Zenginleri - Kıskanılan Bir Azınlık Hakkındaki Önyargılar” kitabında Zitelmann, zenginlere karşı gelişen önyargıları/stereotyp’leri “upward classism”in (yukarıya doğru sınıfçılık) bir biçimi olarak görüyor. (“Upward classism”, ABD’deki tartışmalardan bir kavram.) Zitelmann, sınıfçılık kavramına, konsept ona bunu ucu açık sınıf kavramı ile kolaylaştırdığı için, el koymayı başarıyor.

 

Sınıfçılık diskuru, alışılmadık bir taraftan destek buldu: Rainer Zitelmann. O, önceleri bir Maocu idi, sonra “Yeni Sağ”ın yazarı oldu; daha sonra emlak spekülasyonları ile bir milyonere dönüştü ve bugün memnuniyet içinde “I love capitalism” yazılı tişörtlerle fotoğraf çektiriyor.

 

 

Konseptin ‘buna rağmen’ şansları

Sınıfçılık konseptine sınıf kavramı bağlamında yapılan eleştiriler, öyle kolay bir kenara koyulabilir değil fakat konsept, şanslar sunuyor.

En azından Bolte-Soğanı ya da Dahrendorf Evi’nin solunda kalan her şeyin bloke edildiği akademik alanda, kesişimselcilik ya da sınıfçılık gibi konseptler sayesinde, sınıf kavramı yeniden seminerlere ve kamusal tartışmalara yansımaya başladı. Bu, materyalist toplum analiziyle şimdiye kadar hiçbir bağı olmamış insanlara, sınıfçılık üzerinden günün birinde sınıf egemenliği, sınıflı toplum ve daha sonra sömürü ve mülkiyet ilişkileri ile ilgilenme olanağı sunuyor. Sınıfçılık tartışmasına bütün bilgi dolu Marksizm’i ile bakmak, sınıfa dair daha materyalist bir anlayışa giden yolu kolaylaştırmayabilir.

Bunun yanında, sınıfçılık konseptini destekleyen bir şey var: Mikro analiz düzeyinde bu, sınıfın nasıl sürekli ideolojik olarak ve gündelik davranış içinde yeniden üretildiğini anlamak için bağlantı noktaları sunuyor. Sınıfçılık, Nelli Tügel’in analyse&kritik gazetesinin 666. sayısında yazdığı, Marksizm ile sınıfçılık karşıtlığı arasında bağ kuran az sayıdaki metinlerden biri olan yazısında söylediği gibi, sömürünün nasıl meşrulaştırıldığına ilişkin bakışı keskinleştirebilir. Keza daha yoksul insanların medyal temsiline ilişkin birçok okunası iş var. Mesela Christian Baron ve Britta Steinwachs, yaklaşık on yıl önce, kitapları “Faul, Frech, Dreist”ta (Tembel, Küstah, Utanmaz), işsizliğin ideolojik aşağılanmasını, Bild gazetesi okurları üzerinden araştırmıştı. (Bild: Almanya’nın en büyük bulvar gazetesi, Ç.N.) Francis Seeck ile Brigitte Theißl’in yayına hazırladığı ve üçüncü baskısı yayınlanan “Sınıfçılığa Karşı Dayanışma” kitabında da, sınıf farklarının nasıl sadece İş ve İşçi Bulma Kurumu’nda değil, ayrıca üniversitelerde kurumsal olarak ve başka bağlamlarda gündelik biçimde muhafaza edildiğine ilişkin okunası metinler bulunuyor. Bu olmasa bile sınıfçılık ile ilgilenmek, sol (alt) kültür ve örgütlenme için de ilginç olabilir: Gabriel Kuhn tarafından 2009’da yayınlanan “Cepte Sıkılı Yumrukla” broşürü, sol bağlamlardaki orta sınıf aktivistlerinin baskınlığına karşı ilgi çekici otobiyografik anlatımları bir araya getiriyor.

 

Mesele saygı değil anlayış

Sınıfçılıkta meselenin “saygı” da, uzun süre işsiz kalanların omzuna minnetle vurulması da olmadığı söyleniyor. Bilakis mesele; ücretli işçilerin farklı fraksiyonlarının neden ortak bir mücadelede birleşemedikleri, kalifiye işçilerin kendilerini neden makinenin yanında duran taşeron işçi yerine daha çok patron ile özdeşleştirdikleri, geçici bir süre işsizlik parası alanlar için kendilerini “gerçekten” tembel olan işsizlerden ayırmanın neden önemli olduğu ve ay sonunu getirmekte zorlananların neden suçu öz ilişkilerinde ya da durumu kendilerinden daha kötü olan insanlarda aradıkları…

Materyalist bir sınıf kavramı ile donatılmış ve mücadeleci bir sınıf perspektifi içine yedirilmiş biçimdeki bir sınıfçılık karşıtlığı, birçok maaşlı çalışanın, geçinmekte bu denli zorlanmalarına rağmen yumruklarını nasıl sıkacaklarını neden artık bilmiyor olduklarını anlamak için de bir araç olabilir.

Yani “dar” bir tanım, mantıklı olabilir: Sınıflı toplumun muhafazasının ideolojisi olarak sınıfçılık. Böyle dar tanımlanmış bir sınıfçılık kavramı, maaşlı çalışanlar sınıfının fraksiyonları içindeki kutuplaşmaları derinleştirmek yerine aşmak hedefine sahip olacaktır.

Böyle anlaşılırsa sağcı yayıncılar ya da sağcı sosyal demokratlar için de kavrama pozitif referans vermek zorlaşacaktır; böyle anlaşılırsa kavramın potansiyeli -sınıfın yeniden üretiminin mikro analizi- gelişmeyi sürdürebilir. Ve böyle bakıldığında siyasi olarak bir hedef de gözetilebilir: Kapitalist ilişkileri ortadan kaldırmak için birleşik bir sınıf eylemi.

* Hamburglu gazeteci ve yazar. 2019’da Berlin’deki Bertz und Fischer Yayınları’ndan çıkan kitabı “AfD - Analizler, Arkaplanlar ve Tartışmalar”, düzeltilmiş üçüncü baskısını yaptı. Yazı, ilk olarak Almancada, “analyse & kritik” gazetesinin 673 numaralı Ağustos sayısında yayımlandı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.