- Feminist yazar Natasha Walter: “Kadınları keşfetmeye ve kendi enerjilerini büyüyen kolektif eyleme katmaya davet ediyorum. Milyonlarca kadın bu yangınlardan kurtarabileceklerini kurtarmaya kararlı. Herkes için yapılacak bir iş var.”
- Britanya’da toplulukların güçlenmesi için çalışan Gill Wright bana, “Enerjimizi sistemi değiştirmeye harcamıyoruz. Enerjimizi alternatifler inşa etmeye odaklıyoruz” diyor.
- Belfast’ta aşırı sağa karşı mücadele eden Elaine Crory, mülteci ve göçmen alanında çalışan Marchu Belete ise, “Aşırı sağı yenmenin anahtarı kadın hareketidir” ifadelerini kullanıyor.
AYTEN TEKİN BAGOK/LONDRA
Feminist yazar ve aktivist Natasha Walter, yeni kitabı ‘Feminism for a World on Fire’da (Yangın yerindeki bir dünya için feminizm) iklim krizi, savaş, otoriterlik ve kadın düşmanlığını iç içe geçen krizler olarak ele alıyor.
Ana akım feminizmin giderek bireysel başarı ve güçlenme söylemine sıkıştığını belirten Walter, kadınların özgürleşmesi için mevcut sistemde daha fazla yer edinmenin yeterli olmadığını, sistemin kendisinin değişmesi gerektiğini savunuyor.
Walter ile yeni kitabını, kolektif mücadeleyi ve yerinde gözlemleme fırsatı bulduğu Rojava’daki kadın hareketinden çıkarılabilecek dersleri konuştuk.
Yeni kitabınızdaki “yangın yerindeki dünya” imgesi sizin için ne ifade ediyor?
İklim krizi nedeniyle dünyanın pek çok yeri kelimenin gerçek anlamıyla yanıyor. Uzun zamandır beklenen felaketin, sıcak hava dalgaları, kuraklık ve orman yangınları biçiminde gerçekleştiğini görüyoruz.
Fakat dünyanın başka yerlerinde, başka biçimlerde de yangınlar var. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana hiç olmadığı kadar çok silahlı çatışma yaşanıyor ve devletler askeri harcamalara her zamankinden daha fazla kaynak aktarıyor. Bu çatışmaların birçoğunda siviller, kadınlar ve çocuklar hedef alınıyor. Aynı zamanda otoriterlik yükseliyor, eşitsizlikler derinleşiyor. Dünya hem gerçek hem de mecazi anlamda yanıyor.
Kitabın adının “Yangın yerindeki bir dünyada feminizm” değil, “Yangın yerindeki bir dünya için feminizm” olduğunun altını çizmek önemli. Çünkü patriyarkayı ortadan kaldırarak birbirimize ve canlı gezegenimize özen göstermeyi öğrendiğimiz daha iyi bir dünya yaratabileceğimize inanıyorum.
İklim krizi kadınların yaşadığı eşitsizlikleri ve şiddeti nasıl derinleştiriyor?
Kadınlar, ekonomik eşitsizlikten erkek şiddetine kadar her zaman karşı karşıya olduğumuz tehditlerle ve yükselen otoriterlik, kadın düşmanlığı ve çatışmaların yeni tehditleriyle karşı karşıya. İklim krizi bütün bunları daha da kötüleştiriyor.
Kuraklık ve sellerde en savunmasız olanlar kadınlar. Birçok araştırma, iklim felaketlerinde erkeklerden daha fazla kadınların öldüğünü gösteriyor. Gıda kıtlığında daha fazla kadın ve kız çocuğu aç kalıyor. Kıt kaynaklar nedeniyle çatışmalar çıktığında şiddetin en ağır yükünü yine kadınlar taşıyor. Çevreyle ilişkimizi iyileştirmeden kadınların özgürleşmesi için çalışamayız.
Aynı zamanda bireysel güçlenme ve başarıyı merkeze alan feminizmi de eleştiriyorsunuz. Feminizm nasıl bireysel başarıyla bu kadar özdeşleşti?
Ana akım feminizm son birkaç on yılda değişti. Tüm kadınların gelişebilmesi için toplumu dönüştürme hedefinden uzaklaşıp mevcut sistem içinde bireysel ilerlemeyi teşvik etmeye yöneldi. Artık feminizmi cam tavanları (görünmez engelleri) kırmak ve şirket basamaklarını tırmanmakla ilişkilendiriyoruz. Bir kadının kişisel başarısının bütün kadınlar için iyi olduğu düşünülüyor. Özgürleşme tüketimcilikle karıştırılıyor. Kapitalizm ve moda, feminizmi kendi çıkarlarına hizmet eden bir araca dönüştürdü ve ondan kazanç sağladı. Bunun değişmesi gerekiyor. Daha fazla kadının mevcut sistem içinde başarılı olmasını sağlamak yeterli değil; özellikle de sistemin kendisi böylesine yıkıcı ve eşitsizken. Bireysel başarıya odaklanan bir feminizmden kolektif özgürleşme için çalışan bir feminizme yönelmeliyiz.
Mülteci ve sığınmacı kadınlarla uzun yıllar çalıştınız. Bu deneyim kitabınızın politik yaklaşımını nasıl etkiledi?
Şiddetten, çatışmalardan ve otoriter baskıdan kaçmış kadınlarla çalışmak, ana akımda karşılaştığım bireyci feminizm ile dünyanın dört bir yanında kadınların karşılaştığı zorluklar arasındaki uçurumu görmemi sağladı. Küresel Güney’de pek çok kadının yaşamını şekillendiren imparatorluk ve sömürgeciliğin korkunç mirasının daha fazla farkına vardım.
Mülteci kadınlarla çalışmak, çağımızın büyük sorunlarına direneceksek kadınlar arasındaki dayanışmanın hayati olduğunu gösterdi. Yalnızca kendimiz gibi kadınların haklarıyla ilgileniyorsak kendimize feminist diyemeyiz. Mülteci kadınların direnç, hayatta kalma ve büyük tehlikeler karşısında bile evi ve topluluğu yeniden inşa etme konusunda diğer kadınlara öğreteceği çok şeyi var.
İklim krizi, savaşlar ve kadın haklarına yönelik saldırılar karşısında umudu nerede buluyorsunuz?
Umudu çevremdeki kadınlarda buluyorum. Britanya’da kadın hareketini tabanda yeniden inşa eden kadınlarla konuşuyorum. Wigan’da toplulukların güçlenmesi için çalışan Gill Wright bana, “Enerjimizi sistemi değiştirmeye harcamıyoruz. Enerjimizi alternatifler inşa etmeye odaklıyoruz” dedi. Belfast’ta patriyarkaya ve aşırı sağa karşı mücadele eden Elaine Crory, kentte ırkçılığa karşı mücadeleye kadınların öncülük ettiğini söylüyor. Mülteci ve göçmen alanında çalışan Marchu Belete ise, “Aşırı sağı yenmenin anahtarı kadın hareketidir” diyor.
Okurlara ne yapmaları gerektiğini söylemeyeceğim. Ama onları yaşadıkları yerlerde halihazırda neler olduğunu keşfetmeye ve kendi enerjilerini büyüyen kolektif eyleme katmaya davet ediyorum. Milyonlarca kadın bu yangınlardan kurtarabileceklerini kurtarmaya kararlı. Herkes için yapılacak bir iş var.
***
Natasha Walter kimdir?
Britanyalı feminist yazar, gazeteci ve aktivist Natasha Walter, 2006’da Women for Refugee Women’ı kurdu ve 15 yıl boyunca kuruluşun direktörlüğünü yürüttü. Halen Britanya ve Ortadoğu’da mülteci kadınlarla çalışan Makani’nin mütevelli heyeti başkanlığını yapıyor. Walter ayrıca Queen Mary University of London’daki Centre for Climate Crime and Climate Justice’ta onursal profesörü olarak görev yapıyor.
Kitapları
Natasha Walter’ın kitapları arasında Feminism for a World on Fire (Yangın Yerindeki Bir Dünya İçin Feminizm), Before the Light Fades: A Family Story of Resistance (Işık Sönmeden Önce: Bir Ailenin Direniş Hikayesi), Living Dolls: The Return of Sexism (Yaşayan Bebekler: Cinsiyetçiliğin Geri Dönüşü), The New Feminism (Yeni Feminizm) ve A Quiet Life (Sessiz Bir Hayat) bulunuyor.
En kararlı feministler
Rojava’ya gittiniz ve Kürt, Arap ve Süryani kadınlarla görüştünüz. Bu yolculuk feminizm anlayışınızı nasıl değiştirdi?
Kuzey ve Doğu Suriye’ye yaptığım ziyaret benim için çok önemliydi. “Jin Jiyan Azadî” sözünün doğduğu yer burası. Ziyaretim sırasında kadın hakları mücadelesi ile çevreyi ve demokrasiyi koruma mücadelelerini birleştirmenin ne kadar önemli olduğunu fark ettim.
Rojava’da hayatımda karşılaştığım en kararlı feministlerle tanıştım. Beni etkileyen, kadınların yalnızca mevcut sistem içinde güçlenmeye değil, bütün sistemi değiştirmeye çalışmalarıydı.
Rojava’daki kadın hareketinin diğer feminist hareketlere söyleyebileceği ne var?
Rojava’da kadınların toplumsal ve siyasal değişimin ön saflarında yer alabileceğini gördüm. Başka yerlerdeki feminist hareketler onların kararlılığından ve sahada gerçek bir değişim yaratma becerilerinden öğrenebilir.
Her örgütün bir kadın ve bir erkek eşbaşkana sahip olduğu ve karma örgütleri denetleyen kadın örgütlerinin bulunduğu yerinden yönetimci demokrasi sistemi bana gerçekten etkili ve güçlendirici göründü.
Devrimin güçlü entelektüel ve eğitsel temeli de beni çok etkiledi. Kadın bilimi Jineoloji bana özgün bir feminist entelektüel kazanım gibi görünüyor ve daha geniş çevrelerce anlaşılmayı ve saygı görmeyi hak ediyor.
Rojava’daki kadınların karşı karşıya olduğu tehditler konusunda Batılı devletlerin ve feminist hareketlerin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rojava’daki kadınlar, tıpkı Afganistan ve İran’daki kadınlar gibi, batı tarafından yüzüstü bırakıldı. Batı hükümetleri kadın haklarını ve özgürlüklerini desteklemek konusunda büyük sözler söylüyor ama bu mücadelelerin ön saflarında mücadele edenlere en ufak bir destek dahi sunmuyor.
Batıdaki feministler ise çoğu zaman Rojava’daki feministlere sırtlarını döndüler. Batıdaki feministler, kadınların patriyarkaya karşı mücadele edip onu yenmeye çalıştığı bir mücadeleyi desteklemektense birkaç kadına küçük işletmeler kurmaları için “mikrokredi” vermeyi tercih ediyor. Fakat daha fazla feminist Rojava’yı ziyaret etmeli ve daha fazla destek ve dayanışma sunmalı.