- Prof. Dr. Feryal Saygılıgil: “Taciz iddiasının üzerine gittim, bunun peşine düştüm. Feminist mücadeleyi akademi içinde sürdürdüğüm için bedel ödedim.”
- “Üniversitede odalarımız yaklaşık beş metrekare: Bir kümes, bir hücre gibi. Kapıları da cam yaptılar, yöneticiler arada oradan geçerek içeriyi kontrol ediyordu. İnanılmaz bir baskı.”
- Dr. Nur Tuğçe Biga: “Türkiye’de ekonomi kötüye gidiyor, vakıf üniversitelerini tercih eden öğrenci sayısı azalmaya başladı. Vakıf üniversiteleri de kâr elde etmek için emekçileri işten çıkarmaya başladı.”
ERDOĞAN ALAYUMAT
Öğretmen Sendikası'nın verilerine göre yalnızca bu yıl Aydın, Beykent, Arel, Gelişim, Maltepe, Altınbaş, Atlas ve Bilgi üniversiteleri başta olmak üzere birçok vakıf üniversitesinde 200'ü aşkın akademisyen işten çıkarıldı. Vakıf üniversitelerinde peş peşe yaşanan işten çıkarmalar, akademide giderek derinleşen güvencesizlik, sendikal haklar ve yükseköğretimin piyasa odaklı dönüşümüne ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Bu tartışmaları ve işten çıkarmaların perde arkasını Arel Üniversitesi'nin işten çıkardığı akademisyenler Prof. Dr. Feryal Saygılıgil ve Dr. Nur Tuğçe Biga ile vakıf üniversitelerinde yıllardır sendikal mücadele yürüten akademisyen Tahsin Mert Saygın ile konuştuk.
Örgütlü mücadele istenmiyor
14 yıldır çalıştığı Arel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ndeki görevinden 30 Haziran tarihli “sözleşme feshi” yazısıyla çıkarılan Prof. Dr. Feryal Saygılıgil, işten çıkarılmasının arka planındaki nedenlerden birinin, üniversitede yaşandığı dile getirilen bir “tacize” yönelik iddianın üzerine gitmesi olduğunu düşünüyor: “Taciz iddiasının üzerine gittim, bunun peşine düştüm ve bu konuyu rektörlüğe taşıdım. Bu bir şekilde onları rahatsız etti. Bence işten çıkarılmamdaki nedenlerden biri bu; feminist olmam, feminizmden ödün vermemem. Feminist mücadeleyi akademi içinde sürdürmek hiç kolay değil. Aslında bunun bedelini ödedim ben.”
Her akademisyenin yönetimle “özgün” sorunlar yaşadığını da dikkat çeken Prof. Dr. Saygılıgil “Üniversitede sendikal mücadele verilmesi de yöneticileri rahatsız etmiş olabilir mi?” soruma şu yanıtı veriyor: “Aynen öyle, ben de sendikalıyım. Dr. Nur Tuğçe Biga da sendikanın yürütme kurulunda. O tam da sendikal mücadele yürüttüğü için işten çıkartıldı. Bizim bir araya gelmemizi istemiyorlar.”
“Elektronik sistemden” öğrendik
Arel Üniversitesi’nden toplam 9 öğretim görevlisinin işten çıkarıldığı bilgisini veren Prof. Dr. Saygılıgil ile birlikte işten çıkarılan diğer akademisyenler, Elektronik Bilgi Yönetim Sistemi (EBYS) üzerinden gelen bir “elektronik tebliğ” ile işten çıkarıldıklarını öğrenmişler ve yüz yüze hiçbir bilgilendirme alamamışlar: “Yüz yüze sizi odaya çağırıp ‘şu şu nedenlerle işinize son verildi’ diye açıkladıkları insani bir durum yok ortada. Sistem üzerinden sözleşme fesihleri tebliğ ediliyor. Ayrı ayrı kendi hesaplarımızda ‘hizmet sözleşmeniz yenilenmeyecektir’ bilgisini görüyoruz ve birbirimizden sonradan haberimiz oluyor. Belki daha fazla kişi çıkarıldı ama mesela bunu bilmiyoruz. Hem çok belirsiz hem çok yalnızlaştırıcı bir süreç. Atomize ediyor kişileri.”
“Vakıf üniversitelerinde her yıl bu Haziran’da kimler işten çıkarılacak diye bekliyorduk” sözleriyle vakıf üniversitelerinde “güvencesizliğin” bu işten atmalarla başlamadığını, her yıl bu güvencesizliği hissettiklerine dikkat çekiyor: “Güvencesizlik bir rutin halinde. Sözleşmeler Eylül’de yapılır, iki ay ihbar süresi var. Dolayısıyla her Haziran ayı sonunda da sözleşmeler yenilenmiyorsa bunun tebliği bekleniyor. Bu sene de piyango bana çıktı!”
Yeni mezunlar ucuz iş gücü
İşten çıkarılma gerekçesinin “norm kadro fazlalığı” olarak tebliğ edildiğini söyleyen Prof. Dr. Saygılıgil, bu işten atmalarla kendi bölümü “asgari kadro” altına düştüğü bilgisini vererek bu akademik kadro açığının nasıl kapatıldığını şöyle açıklıyor: “Bu bir bahane, hukuki bir gerekçe değil. YÖK yasasına göre her bölümde üç öğretim üyesi artı iki araştırma görevlisi çalışması gerekiyor. Şu anda norm kadroyu geçtim, asgari kadronun altına düştü bizim bölüm. Dışarıdan yeni mezun doktorları ucuz iş gücü olarak çalıştırarak bu açığı kapatıyorlar. Onları da ayrıca bir sömürü ve güvencesizlik alanına itiyorlar.”
“Üniversitede odalarımız yaklaşık beş metrekare, bir kümes, bir hücre gibi düşünün. Üstü açık, her türlü sesi duyabiliyorsun. Dolayısıyla orada bir akademik üretim yapmak söz konusu bile değil” sözleriyle çalışma koşulları konusunda bilgi veren Prof. Dr. Saygılıgil, üniversitede akademisyenlerin nasıl bir “gözetim” ve “kontrol” altında çalışmak zorunda kaldığını şöyle açıklıyor:
“Üniversiteye giriş çıkışlar kartla yapılıyor. Kaçta girdiğimiz, kaçta çıktığımız takip ediliyor. Dersleri de QR kodu ile takip ediyorlar. Derse girince QR kodunu açıyorsun, ders arasında QR kodunu kapatıyorsun, sonra yine açıyorsun, yine kapatıyorsun. Yani tamamen her şeyi kontrol altında tutuyorlar. Teknik ve dijital bir şey olduğu için bazen bozuluyor, çalışmıyor, bazen unutuluyor. Dersin bilmem kaç dakikası ona zaman harcayarak geçiyor, çok sinir bozucu. Kapıları da cam yaptılar, yöneticiler arada oradan geçerek içeriyi kontrol ediyordu. İnanılmaz bir baskı.”
Bizi ‘fazlalık’ saydılar!
Arel Üniversitesi’nde işten çıkarılan akademisyenlerden biri olan Öğretmen Sendikası Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Nur Tuğçe Biga da Sinema-Televizyon Bölümü’ndeki görevinden “norm kadro fazlası” olduğu gerekçesiyle işten çıkarılmış: “Bizim bölümümüzde beş öğretim üyesi vardı. Birisi İletişim Fakültesi’nden dekan diğeri Güzel Sanatlar Fakültesi’nde dekan. Toplamda beş öğretim görevlisi olduğu için, üç kişiden fazlası ‘norm kadro fazlası’ diye addediliyor. Ama dekanlar ders vermiyorlar. Yani biz ders veren üç öğretim üyesi vardık ama bizi ‘fazlalık’ saydılar.”
Kâr etmeyince gözden çıkarıldılar
Bu nedenlerle “norm kadro” gerekçesinin bir “bahane” olduğunu düşünen Dr. Biga’ya göre işten çıkarılmalarının arka planında vakıf üniversitelerinin “kâr odaklı” hareket ediyor olması yatıyor ve şöyle devam ediyor: “Vakıf üniversiteleri kâr odaklı olamaz, fakat görüyoruz ki vakıf üniversiteleri tamamen mütevelli heyeti başkanları kontrolünde ve tamamen kâr odaklı şekilde yönetiliyor. Birkaç yıldır Türkiye’de ekonomi de kötüye gidiyor, dolayısıyla vakıf üniversitelerini tercih eden öğrenci sayısı azalmaya başladı. Dolayısıyla para kazanamamaya başladılar. Vakıf üniversiteleri de kâr elde etmek için emekçileri işten çıkarmaya başladı. Her zaman olduğu gibi ilk gözden çıkarılanlar yine emekçiler oluyor.”
Talimatla başkan olması engellendi
Dr. Biga’nın bu sene işten çıkarılmadan önce yaşadığı başka bir sorun da kendisine yönelik “yukarıdan” geldiğini ifade ettiği bir baskıyı gözler önüne seriyor: “Yedi yıl araştırma görevlisiydim, daha sonra doktor öğretim görevlisi olarak atandım ve toplam 11 yıldır Arel Üniversitesi’nde çalışıyorum. Bu sene şöyle bir şey yaşandı. Beni Sinema-Televizyon Bölümü’nden Bölüm Başkanı yaptılar fakat bir hafta sonra Bölüm Başkanlığı’ndan istifam istendi. Bu neye dayanarak istendi? Buna dair hâlâ bana verilen bir bilgi yok. ‘Vekil dekan atama yapamıyor’ dediler, ama atama yapabiliyordu ki ben atandım. Yani bana gerçek söylenmedi. Ancak anladığım kadarıyla yukarıdan gelen bir talimatla Bölüm Başkanı olmam engellendi.”
Piyasacı anlayış önünde bariyer
Kendisine yönelik bu “kaynağı belirsiz” baskının nedenlerinden biri “sendikalı” olması olabilir mi? Bu soruya temkinli yanıt veren Dr. Biga, sendikalı olmayan akademisyenlerin de işten çıkarıldığı bilgisini paylaşıyor: “Yüzde yüz kanıtlayamayız bunu ama şunu biliyorum ki beni işten çıkartmalarında muhtemelen sendikal faaliyetlerim etkili olmuştur. Sendikanın yürütme kurulunda olduğumu biliyorlar, görünür birisiyim. Sendikanın varlığı da piyasacı anlayışın önünde bir bariyer. Yani sendikal faaliyet yürütmem bir gerekçe olmuş olabilir ama bana böyle ifade edilmiş bir durum yok. Ama sendikalı olmayan ve işten çıkarılanlar da var.”
80 vakıf üniversitesi var
Çalıştığı üniversitenin isminin paylaşılmasını istemeyen akademisyen Tahsin Mert Saygın işten çıkarılan meslektaşlarıyla dayanışma içinde olan bir eğitim emekçisi. Saygın, henüz vakıf üniversitelerinde “sendikalaşma” başlamadan evvel yaklaşık 10 yıl önce başka akademisyenlerle bir araya geldiği Vakıf Üniversiteleri Dayanışma Meclisi (VÜDAM) sürecinden beri vakıf üniversitelerinde emek mücadelesi alanında çaba gösteriyor.
Saygın, “Vakıf üniversitelerinin açılması 80 darbesi sonrasına ve 90’lar sonrasına dayanıyor. AKP döneminde vakıf üniversitelerinin sayısı çok arttı. Şu an 80 tane vakıf üniversitesi var. Ben 2020 yılında işe girdim. Benim gibi vakıf üniversitelerinde çalışan arkadaşlarımızla yan yana gelmeye başladık, bu bir araya gelişlerden VÜDAM ortaya çıktı. VÜDAM genel olarak sosyal medya üzerinden yatay şekilde örgütlendi ve bu süreçte sendikalaşmamız gerektiğini düşündük. 2023 yılında Öğretmen Sendikası’nın Vakıf Üniversiteleri Birimi’ni oluşturarak bu alanda örgütlenmeye başladık” ifadelerini kullandı.
Haklar teker teker tırpanlanıyor
Vakıf üniversitelerinde sendikal örgütlenmenin ilk olarak “ücret eşitsizliği” konusuyla başladığını anlatan Saygın, vakıf üniversitelerinde sendikal mücadelenin konusu olarak ele aldıkları çok daha kapsamlı sorunlara ilişkin şu bilgileri veriyor: “Sorunların yalnızca ücretle sınırlı olmadığını gördük. Mobbing, baskı, işten çıkarmalar, birçok yan hakkın zaman içinde tırpanlanması. Son birkaç yılda da işten çıkarmalar çok yoğun şekilde gündemimizde. Bunun da eğitim sektöründeki, daha özel olarak da vakıf üniversitelerindeki bir krizle alakası var.”
İşe iade davaları açıldı
“Bundan sonra ne olacak?” diye sorduğum akademisyenlerin her biri işe geri dönmek mücadele edeceğini belirtiyor. İşe geri dönmek için 8 Temmuz 2026’da İstanbul Arel Üniversitesi Rektörlüğü'ne dava açan Prof. Dr. Feryal Saygılıgil hukuki sürece ilişkin şu detayları paylaşıyor: “Özlük haklarımız ve tazminatımız ne olacak, tam bilmiyorum. Bize İnsan Kaynakları ile görüşmemiz notu düşülmüş. Görüşen bazı arkadaşlarımıza İnsan Kaynakları’nın özlük haklarıyla ilgili verdiği yanıt ‘Bilmiyoruz’ olmuş. Hukuki süreci hemen başlattık zaten. Yürütmeyi durdurma ve işe iade davası açtık. Dava süreci devam ediyor. Okula mahkemeden tebligat gitmiş. 30 gün içerisinde yanıt vermek durumundalar. Biz birkaç ay içerisinde işe geri dönmeyi hedefliyoruz. Çok hukuksuz şekilde işten çıkarıldık ve ben geri döneceğimize kesinlikle inanıyorum.”
Akademisyenlerin yol haritası
Hem hukuki sürecine hem de Öğretmenler Sendikası’nın “yol haritasına” dair bilgi veren Dr. Nur Tuğçe Biga da üniversiteyi kâr odaklı gören anlayışa karşı mücadele etmekte kararlı: “Öğretmenler Sendikası olarak yapabildiğimiz üniversitelerde eylemliliklerimiz sürecek. Ayrıca bu gündemi meclise taşıyacağız. Medyada mücadelemizin daha fazla haber olmasını sağlamamız lazım. Ayrıca hukuki olarak biz haklıyız. İşe geri dönüş davası açtım ben de ve bu davaları genelde kazanıyoruz. Herkese de hukuki mücadele ve dava açmayı öneriyorum.”