Bab el-Mandeb Boğazı ve Yemen’deki gelişmelerle gündeme gelen Husiler’in tarihsel ve inançsal gelişimi ile İran ile olan ilişkisi

  • Kökeni Şii fıkıhçılarca eleştirilen Cerudiyye Zeydiliği’ne dayanan Husiler, tarihsel olarak radikal bir inanç hattını takip ediyor. Okulun kurucusu Ebu’l-Cerud; Hz. Ali’nin önceliğini savunarak ilk halifeleri reddetmiş, imamlığın hem Hasan hem de Hüseyin soyuna ait olabileceğini öne sürerek döneminin ana akım Şii inancından ayrışmıştır.
  • Zeydiliğin Sünni okula yakın merkezci çizgisinden ayrışan Cerudiler, Yemen'de Selefi-Vehhabi yayılmasına karşı radikal bir direniş hattı oluşturdu. Kadı Bedreddin el-Husi liderliğinde İran ve Humeynizm ile siyasi-itikadi bir yakınlaşma yaşayan bu doktrin, kendi Zeydi kimliğini koruyarak hem Sünnilikten hem de geleneksel İslamcı akımlardan farklı gelişti.
  • 1992’de kurulan “Mümin Gençlik” hareketiyle Humeynizm çizgisine yaklaşan Husiler, 2004’te silahlı mücadeleye evrilerek 2014’te Sana’yı ele geçirdi. Hareketi yöneten Abdulmelik el-Husi, Lübnan Hizbullahı'ndan farklı olarak kendisini İran'ın doğrudan bir "askeri" değil, bağımsız bir "müttefiki" olarak konumlandırıyor.
  • Babülmendep Boğazı’nı ele geçiren Husiler, İran’a küresel ekonomiyi kilitleyebilecek stratejik bir çift boğaz kozu sağladı. Tahran; nükleer kapasitesi, boğazlar üzerindeki hakimiyeti ve bölgedeki vekil güçleriyle elinde topladığı bu büyük kozları, ABD ile yaklaşan müzakerelerde yaptırımları kaldırmak ve bölgesel statü kazanmak için pazarlık masasına sürmeye hazırlanıyor.

Muhammed Seyyid Rassas* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Humeyni’nin çizgisiyle Husi hareketinin çizgisinin, Cafer es-Sadık’ın (699–765) İmamiyye Şiası’nı kurarken ortaya koyduğu düşünsel temellerden saptığını söylemek çoğu kişiye şaşırtıcı gelecektir.

Bu mezhep doğarken, 680’de Kerbela’da Hüseyin’in yaşadıklarından hareketle şu anlayışa dayanıyordu: Siyasetin ve onun getirdiği hayal kırıklıklarının izin vermediği şey, düşünce alanında telafi edilir; bunun yolu da “imamların velayetine inanmak”ı İslam’daki iman esaslarından biri saymaktır. Buna göre imamların velayetine inanmayan bir Müslüman, “imanı tam Müslüman” sayılmaz. Cafer es-Sadık, Hasan bin Ali ile kardeşi Hüseyin’den sonra imamların yalnızca Hüseyin soyundan geleceğini söylemiştir.

Bu anlayışla Cafer es-Sadık siyasetten uzak durmuş, kendisini “Ehl-i Beyt Şiası”nın düşünsel ve itikadi temelleriyle sınırlı tutmuştur. Bu yüzden amcası Zeyd bin Ali Zeynelabidin’i 740’taki ayaklanmaya kalkışmaması için uyarmış; Zeyd, tıpkı dedesi Hüseyin gibi Kufe’de Emeviler tarafından öldürülmüştür. Beş yıl sonra Haşimoğulları Medine yakınlarındaki Rabze’de gizli bir toplantı yaptığında, Cafer es-Sadık, Abbasilerin Emevilere karşı planladığı devrim başarılı olursa kurulacak iktidarın başına aday olma teklifini reddetmiştir. Teklifi getiren Abbasi Ebu Cafer el-Mansur’a da “Ben sizin denizinizden değilim, siz de benim denizimden değilsiniz” demiştir. Pratikte 940’ta On İkinci İmam Muhammed el-Mehdi’nin gaybeti doktrininin ilan edilmesiyle On İki İmamcı (İsna Aşeriyye) İmamiyye Şiası, “Mehdi’nin zuhuruna” bekleyiş üzerine kurulmuştur. Bunun doğal sonuçları arasında siyasetten çekilmek, yöneticiye isyan ilkesi de dahil siyaseti yasaklamak ve “Mehdi, Zamanın İmamı” gelip “adaleti yayıncaya” kadar siyasi ve gönülden bağlılığı askıya almak vardır.

Humeyni ise 1970’te Necef’te verdiği ve ertesi yıl İslam Devleti adıyla kitap haline getirilen derslerinde, bin yılı aşkın Şia geleneğine aykırı bir biçimde “Velayet-i Fakih”i ortaya atmıştır. Buna göre fakih, “Mehdi’nin zuhuruna” kadar “Zamanın İmamı”nın vekili olarak itikatta ve siyasette “genel velayet” üstlenir. Humeyni’nin bu kitabı, 1979 İran Devrimi’nin zaferinden sonra kurduğu yönetimin yol haritası olmuş; onun ardından 1989’dan 2026’ya kadar Ali Hamaney, sonrasında da Hamaney’in halefleri bu çizgiyi izlemiştir.

Husilerin inançsal gelişim süreci

Husiler ise köken olarak “Cerudiyye Zeydiliği”ne dayanır. Bu okulun düşünsel temeli Ziyad bin Münzir el-Kufi’ye, yani Ebu’l-Cerud’a kadar gider. Ebu’l-Cerud, hocası Cafer es-Sadık’ın Zeyd bin Ali’yi ayaklanmaktan vazgeçirmeye çalışmasına karşı çıkmış; bu yüzden Şia fakihlerince yerilmiş bir isim olmuştur. Ayrıca Ebu’l-Cerud, “daha üstün” (efdal) Ali bin Ebu Talib varken “daha az üstün” (mafdul) olan Ebu Bekir ve Ömer’in imamlığını kabul ederek Zeyd’e aykırı düşmüştür. Ali’nin imamlığını ve velayetini kabul etmeyenleri kâfir ilan etmiştir. Sonra Cafer es-Sadık’a aykırı olarak imamlığın yalnızca Hüseyin soyuna mahsus olmadığını, liderlik vasıflarını taşıyan kişi Hüseyin ya da Hasan soyundan geldiği sürece imamlığın her iki kola da uzanabileceğini söylemiştir.

Cerudiler, Zeydilerin Sünnilerle Şiiler arasındaki merkezcilikten uzaklaşmıştır. Bu merkezcilik, Yemenli İbnü’l-Vezir (1373-1436) veya Şevkani (1758-1834) gibi önde gelen Zeydi fakihler aracılığıyla Zeydileri düşünsel bakımdan Sünni okula yaklaştırmıştı. Haşid aşiretinin lideri Abdullah bin Hüseyin el-Ahmer (kendisi Zeydi’ydi) 1990’da Yemen Islah Cemaati’nin başına geçmiştir; bu cemaatin örgütsel-siyasi çekirdeğini Müslüman Kardeşler oluşturuyordu.

Aynı yıl, Kadı Bedreddin el-Husi (Hasan bin Ali soyundan gelir) Şeyh el-Ahmer’in çizgisine karşı “Hak Partisi”nin kurucuları arasında yer aldı. Bu parti, Saada’daki tarihsel Zeydi kalesine doğru Selefi-Vehhabi yayılmasına karşı merkezci olmayan Cerudi Zeydiliğini öne çıkarma yönünde hareket etti. Kadı el-Husi’de bu çizgi, Humeynizm’e ve İran İslam Cumhuriyeti’ne duyulan hayranlık ve düşünsel yakınlaşmayla birleşti; ama o yine de Cerudi Zeydi doktrinini korudu. Bu doktrin, İmam’ın gaybetine inanmaz; İmam’ın yalnızca Hüseyin soyundan gelmesini kabul etmez; “Fakih’in Velayeti”ni, yani gayıp İmam’ın vekilliğini de tanımaz. Çünkü İmam’ın hazır olduğuna ve gaybetinin bulunmadığına inanır. Buna karşılık siyasette ve bazı itikadi meselelerde İran İslam Cumhuriyeti ile örtüşür. Bu örtüşme, her ikisini de ister dindar bir Müslümanın yaşadığı ister Müslüman Kardeşler ya da Selefilik gibi köktenci İslamcı akımlara bağlı olsun, merkezci Zeydilikten ve Sünnilikten ayrı bir itikadi konuma yerleştirir.

Kızıldeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Bab el-Mandeb Boğazı'nda demirleyen ticari gemiler./foto:AFP

İran'a vekil mi, müttefik mi?

1992’de Hüseyin bin Bedreddin el-Husi, “Mümin Gençlik” örgütünü kurdu ve babasından daha belirgin biçimde Humeynizm’le itikadi ve siyasi uyum içinde olduğunu gösterdi. 2004’te Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’e karşı silahlı hareketi başlatan da oydu; bu girişim sonucunda öldürüldü. Yerine kardeşi Abdulmelik geçti. Abdulmelik, 2010’a kadar Salih’e karşı beş savaş yürüttü ve sonunda Husileri 2014’te başkent Sana’nın kontrolünü ele geçirmeye götürdü.

Burada Abdulmelik el-Husi’nin konumu, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın televizyonda söylediği “Ben Veliyy-i Fakih’in partisinin askeriyim” sözünden ayrılır. Abdulmelik, İran İslam Cumhuriyeti rejimiyle itikadi ve siyasi yakınlaşma içindedir; bu da onu İran’ın “vekilleri”nden biri değil, müttefiki kategorisine sokar. Bu durum, Abdulmelik el-Husi’nin Tahran’ın büyük kozlarından biri olmasını engellemez; çünkü İran’ın desteği olmadan ayakta kalamaz ve İran da “vekiller” ve “müttefikler” olmadan idare edebilir.

Bab el-Mandeb sonrası aşama…

Şimdi Husiler, Hürmüz Boğazı’yla önem bakımından yarışan Bab el-Mandeb Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmiş durumda. Böylece İran pratikte her iki boğazın kozuna da hükmediyor. Büyük olasılıkla İran, Husi’yi Yemen’in batı kıyısına yönelik son askeri saldırıya, Bab el-Mandep’i güçlü bir müzakere kozu olarak ele geçirmesi için teşvik etti. Tahran bu koz sayesinde, İran limanlarına uygulanan Amerikan deniz ablukasından doğan yeni ve zayıflamış konumunu aşabilir. Bu da Amerikalıları savaşa dönmeden önce çok dikkatli düşünmeye zorlar; çünkü İran, Husi yardımıyla her iki boğazı aynı anda kapatırsa küresel ekonomi boğulur. Bu yardım karşılığında Tahran, Husi’den füzelerini ve insansız hava araçlarını Körfez ülkelerine yöneltmesini isteyebilir; tıpkı Irak’taki grupların 28 Şubat 2026 savaşından beri yaptığı gibi.

Özetle İran’ın elinde şu kozlar var:

1- “Nükleer eşik”te bulunmak.

2- Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mandeb Boğazı.

3- “Müttefikler”: Husiler, Hamas ve Filistin İslami Cihat Hareketi.

4- “Vekiller”: Lübnan’daki Hizbullah ve Irak’taki Şii gruplar.

İran bu dört kozu ABD ile yapılacak yaklaşan müzakere masasına koyacak. Büyük olasılıkla 1. ve 2. kozlar, yaptırımların kaldırılması ve ABD’nin İran’a özgü bir bölgesel statü tanıması gibi kazanımlar karşılığında baskı amacıyla kullanılacak. 3. ve 4. kozlar ise yaklaşan büyük ABD-İran uzlaşmasının bir parçası olarak takas için kullanılacak: Müttefikler ve vekiller için silahsızlanma karşılığında daha iyi yeni siyasi koşullar. Bu uzlaşmanın olasılıkları da “Bab el-Mandeb sonrası aşama”da artacak.

* Muhammed Sayed Rassas, 1956 yılında Lazkiye’de doğdu. Halep Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. 1998 yılından bu yana aktif olarak gazetecilik yapmaktadır. Eserleri arasında İslam Düşüncesinde Bilgi ve Siyaset ve Müslüman Kardeşler ve Humeyni-Hamaney Dönemi İran’ı yer almaktadır.

Kaynak: Kurdish Center for Studies (Kürt Çalışmaları Merkezi)

Kaynak link: https://nlka.net/eng/the-houthis-and-iran/