• Yaşanan savaşlar Ortadoğu'yu yeni bir düzene taşımaktan çok, eski düzenin çatlaklarını açığa çıkardı. İran ve vekilleri ağır darbe almış olsa da hâlâ ayakta. İsrail askerî üstünlüğünü koruyor ama siyasi bir çözüm üretmeye yanaşmıyor.
  • Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen gibi devletler yeterince güçlü değil. Körfez ülkeleri, ABD’nin güvenlik şemsiyesine ihtiyaç duyuyor ama Washington’ın ve İsrail’in yürüttüğü politikaların sonuçlarından giderek daha fazla rahatsız oluyorlar.
  • İran bundan sonra da üç temel politikayı sürdürecek: İsrail’e karşı mücadele; Amerikan gücüne direnme; Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen gibi zayıf Arap devletlerinin siyasetinde nüfuz sahibi olma.

BAHAR AVJÎN

Ortadoğu’da 2023’ten bu yana yaşanan savaşlar bölgeyi kökten değiştirmiş gibi görünüyor. İran ve İsrail artık gölge savaşlarıyla yetinmeyip doğrudan birbirlerinin topraklarını hedef alıyor. ABD ile İsrail, İran’a karşı daha önce görülmemiş ölçekte ortak bir savaş yürüttü. İran ağır askerî kayıplar verdi; Suriye’de Esad rejimi devrildi; Hizbullah ve Hamas ciddi biçimde zayıflatıldı. İsrail ise Gazze’yi büyük ölçüde yıktı, Batı Şeria’daki ilhak sürecini ilerletti, Güney Lübnan’a yeniden girdi ve Suriye’de Golan Tepeleri’nin ötesindeki alanlarda kontrolünü genişletti. Foreign Affairs dergisinin “The New Old Middle East - Wars of Sound and Fury” (Yeni eski Ortadoğu- Ses ve Öfke Savaşları) başlığıyla yayımladığı F. Gregory Gause’un analizinin temel tezi şu: Bütün bu dramatik gelişmelere rağmen Ortadoğu’nun temel yapısı değişmedi. Uluslararası ilişkiler, jeopolitik ve dış politika konularını işleyen bu dergide, Uluslararası İlişkiler Profesörü ve Ortadoğu uzmanı Gause, bölgedeki zayıf Arap devletlerinin hâlâ dış güçlerin rekabet alanı olmaya devam ettiğine dikkat çekiyor. İran-İsrail çatışması sona ermiş değil. Filistin meselesi çözümsüz. ABD ise bölgeye düzen verecek kadar güçlü ya da istekli değil; fakat Ortadoğu’dan tamamen çekilecek kadar da ilgisiz değil. Dolayısıyla savaşlar çok büyük yıkımlara yol açsa da bölgenin temel jeopolitik dinamiklerini değiştirmedi.

İran zayıflasa da yeniden konumlanıyor

Gause’a göre İran, 2023-2025 döneminde art arda ağır darbeler aldı. İsrail ve ABD saldırıları İran’ın nükleer altyapısını büyük ölçüde yok etti. İsrail, İran topraklarında üst düzey askerleri ve nükleer bilim insanlarını öldürdü. Esad rejiminin Suriye’de devrilmesi, İran’ın Lübnan’a uzanan kara bağlantısını kesti. Hamas ve Hizbullah gibi İran’ın en önemli bölgesel ortakları ciddi şekilde zayıflatıldı. Ekonomik sorunlar ve toplumsal hoşnutsuzluk da İran içinde yeni protestolara yol açtı. Bütün bunlar, İran’ın rejim değişikliğine zorlanabileceği düşüncesini güçlendirdi.

Fakat savaşın sonucu tam tersine gelişti. İran rejimi ayakta kaldı ve Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini kullanarak küresel enerji piyasaları üzerinde ne kadar güçlü bir koz sahibi olduğunu gösterdi. Böylece Tahran, yalnızca hayatta kalmakla kalmadı, aynı zamanda bölgesel ağırlığını yeniden ortaya koydu.

Gause’a göre İran bundan sonra da üç temel politikayı sürdürecek:

* İsrail’e karşı mücadele,

* Amerikan gücüne direnme,

* Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen gibi zayıf Arap devletlerinin siyasetinde nüfuz sahibi olma.

Üstelik yaşanan savaş, İran yönetimine nükleer silah geliştirme konusunda daha güçlü bir motivasyon da vermiş olabilir. Tahran açısından nükleer kapasite, gelecekte İsrail veya ABD tarafından gerçekleştirilecek saldırılara karşı en güçlü caydırıcılık aracı olarak görülebilir.

İran’ın vekilleri yenildi mi?

Gause, İran’ın bölgesel ortaklarının ciddi kayıplar verdiğini kabul ediyor, ancak bunların tamamen etkisiz hâle gelmediğini vurguluyor. Irak’ta İran’a yakın Şii siyasi gruplar ve milisler hâlâ güçlü. Yeni Irak hükümeti de İran’la bağlantılı aktörleri önemli devlet pozisyonlarında tutuyor. Lübnan’da Hizbullah ciddi biçimde yıpranmış olsa da ortadan kalkmış değil.

Hizbullah’ın İsrail’le yeni savaşa girmesi ise Lübnan devletini yeniden büyük bir krizin içine sürükledi. İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik kara harekâtı ve ülke genelindeki hava saldırıları binlerce kişinin ölümüne ve yaklaşık bir milyon kişinin yerinden edilmesine yol açtı. Gause’a göre burada asıl kaybeden Hizbullah’tan ziyade, halkını yeni bir savaştan koruyamayan Lübnan devleti olabilir.

Yemen’deki Husiler açısından da benzer bir tablo var. Suudi Arabistan’la bir dönem ateşkes sürdüren Husiler, İran’a yönelik savaşın ardından yeniden bölgesel çatışmanın içine girmeye hazırlanıyor. Dolayısıyla Yemen sorunu da çözülmek yerine daha geniş Ortadoğu çatışmasının bir parçası hâline gelebilir.

foto:AFP

Körfez ülkeleri: ABD’ye mecbur, İsrail’e mesafeli

Gause’un dikkat çektiği önemli değişimlerden biri Körfez ülkelerinin İsrail’e bakışında yaşanıyor.

2023’ten önce Körfez monarşileri, özellikle İran’a karşı denge oluşturmak amacıyla İsrail’le ilişkilerini geliştirmeye başlamıştı. Suudi Arabistan’ın bile İsrail’le ilişkileri normalleştirmeyi değerlendirdiği bir dönem vardı. Ancak Gazze savaşı bu eğilimi tersine çevirdi.

İsrail’in Gazze’deki operasyonlarının yarattığı büyük yıkım, Arap kamuoyunda Filistin meselesini yeniden merkeze taşıdı. İsrail’in Katar’a saldırması ve İran’la savaşı Körfez ülkelerine yayması ise bu ülkelerin İsrail’in gerçekten kendi güvenliklerini önemsediğinden şüphe etmelerine neden oldu.

Buna karşılık Körfez ülkeleri ABD’den de vazgeçemiyor. Amerikan askerî teknolojisi, istihbaratı ve eğitimi Körfez’in hava savunmasının temelini oluşturuyor. Çin, ABD’nin yerini doldurmak istemiyor veya bunu yapabilecek askerî kapasiteye sahip değil. Rusya ise İran’ın yanında ve Ukrayna’daki savaşıyla meşgul. Avrupa ülkeleri, Mısır, Pakistan veya Türkiye de ABD’nin askerî kapasitesine yaklaşamıyor.

Dolayısıyla Körfez ülkelerinin önündeki temel çelişki şu: ABD’nin güvenlik şemsiyesine ihtiyaç duyuyorlar ama Washington’ın ve İsrail’in yürüttüğü politikaların sonuçlarından giderek daha fazla rahatsız oluyorlar.

Kazanan ama çıkış yolu bulamayan İsrail

Gause’a göre İsrail, 2023-2025 arasındaki savaşların sonunda kendisini haklı olarak bölgenin askerî galibi olarak görüyordu. Ancak askerî üstünlük, İsrail’in stratejik hedeflerini gerçekleştirmesine yetmedi.

En önemli hedeflerden biri İran rejimini devirmekti; bu gerçekleşmedi. Haziran 2026’daki ateşkes sonrasında İran rejimi hâlâ iktidarda ve bölgesel nüfuzunu kullanabilecek kapasiteye sahip.

Daha önemlisi, İsrail askerî zaferlerini diplomatik kazanımlara dönüştürmek için ciddi bir girişimde bulunmadı. Gause’a göre İsrail, bölgesel bir “bozucu güç” rolünü benimsemiş durumda: askerî gücünün kendisini sürekli koruyabileceğine inanıyor ve diplomatik uzlaşmayı ikinci plana atıyor. Ancak bu stratejinin ciddi bir riski var. 7 Ekim saldırısı, İsrail’in askerî üstünlüğünün tek başına güvenlik garantisi olmadığını zaten göstermişti.

Ortadoğu’nun kilit düğümü: Filistin

Analizin en önemli argümanlarından biri burada ortaya çıkıyor. İsrail, Hamas’ı büyük ölçüde etkisiz hâle getirmiş olsa da Filistin meselesinin temel nedenlerini ortadan kaldırmış değil. Gazze’de savaş sonrası yönetim konusunda hâlâ gerçek bir siyasi çözüm bulunmuyor. İsrail, Filistin Yönetimi’nin Gazze’de rol üstlenmesine sıcak bakmıyor. Hamas silahsızlanmayı reddediyor ve İsrail askerleri Gazze’nin büyük bölümünü kontrol etmeye devam ediyor.

Batı Şeria’da ise durum daha da kötüleşiyor. İsrail yerleşimlerinin genişlemesi hızlanıyor, Filistinlilere yönelik şiddet artıyor ve ilhak ihtimali giderek daha gerçek bir siyasi seçenek hâline geliyor.

Gause’a göre İsrail hükümeti, Filistin kurumlarını güçlendirmek yerine zayıflatıyor. Oysa sürdürülebilir bir çözüm için Gazze ve Batı Şeria’da işleyebilecek bir Filistin siyasi otoritesine ihtiyaç var. Bu nedenle Gazze’deki ateşkes, yazara göre gerçek bir barıştan çok çatışmaya verilmiş geçici bir ara niteliğinde.

İsrail’in komşu tercihi paradoks

Gause, Netanyahu’nun temel stratejik varsayımını da eleştiriyor: İsrail’in güvenliğinin komşu ülkelerin zayıf ve bölünmüş kalmasına bağlı olduğu düşüncesini.

Oysa yazara göre İsrail’in Mısır ve Ürdün’le yaptığı barış anlaşmaları tam tersini gösteriyor. İsrail açısından en güvenli komşular, sınırlarını kontrol edebilen, kendi topraklarında silahlı aktörlerin bağımsız hareket etmesini engelleyebilen güçlü devletler. Bu nedenle İsrail’in Lübnan ve Suriye’de devlet kurumlarının güçlenmesini engellemesi uzun vadede kendi güvenliğini de zayıflatabilir. Suriye bunun en önemli örneği.

Esad sonrası Suriye: Büyük fırsat, büyük risk

Son üç yılın Ortadoğu açısından en önemli jeopolitik gelişmesi, Esad rejiminin devrilmesi ve Ahmed el-Şara öncülüğünde yeni bir hükümetin kurulması. Bu gelişme İran açısından ciddi bir kayıp. Suriye’nin İran ekseninden uzaklaşması, Tahran’ın Lübnan üzerindeki etkisini ve İsrail’e Suriye üzerinden yöneltebileceği tehdidi azaltıyor. Ancak Gause, yeni Suriye konusunda aşırı iyimser değil.

Şara demokratik, kapsayıcı ve danışmaya dayalı bir yönetim sözü verse de Suriye 14 yıllık iç savaşın ardından hâlâ derin biçimde bölünmüş ve travmatize olmuş durumda. Ülkenin farklı bölgelerinde yeni hükümet güçleriyle Aleviler, Dürziler ve Kürtler arasında çatışmalar yaşanıyor. Dolayısıyla Suriye hâlâ zayıf bir devlet.

Bu durum devam ettiği sürece İran, İsrail, Türkiye ve Körfez ülkeleri Suriye'nin iç dengelerine müdahale etmeye devam edebilir. Böyle bir müdahale yeni bir iç savaşı tetiklerse, Ortadoğu'da istikrar ihtimali daha da zayıflayacaktır.

foto:AFP

Değişen çok şey var ama Ortadoğu hâlâ aynı

Gause’un genel sonucu oldukça karamsar: Ortadoğu’da çok şey değişti ama bölgenin temel sorunları değişmedi. İran ve İsrail hâlâ bölgesel rekabetin merkezindeki iki güçlü aktör. İran’ın vekilleri zayıflamış olsa da ortadan kalkmış değil. Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen gibi devletler hâlâ yeterince güçlü değil. Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı hâlâ gerçekleşmiş değil. İsrail ise askerî üstünlüğünü diplomatik bir çözüme dönüştürmek yerine sürekli çatışmayı tercih ediyor. Bu nedenle 2023’ten beri yaşanan savaşlar Ortadoğu'yu yeni bir düzene taşımaktan çok, eski düzenin çatlaklarını daha görünür hâle getirdi.

ABD ne yapabilir?

Gause, Trump yönetiminin Ortadoğu’da devlet inşa etme konusunda isteksiz olmasını, Irak ve Afganistan deneyimleri düşünüldüğünde anlaşılır buluyor. Ancak ABD’nin yine de bölgesel istikrar için bazı temel adımlar atabileceğini savunuyor.

Bunların başında İran’la sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak geliyor. Savaş yoluyla rejim değişikliğinin başarısız olduğu artık açık. Bu nedenle Washington, İran’ın nükleer programı konusunda diplomatik müzakereleri yeniden başlatmalı.

ABD aynı zamanda Körfez’deki askerî varlığını korumalı. Bahreyn, Katar, Kuveyt, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki askerî kapasite, Körfez ülkelerinin İran karşısında kendilerini daha güvende hissetmeleri açısından hâlâ önemli. Ancak askerî caydırıcılık tek başına yeterli değil.

Gause’a göre özellikle Hürmüz Boğazı’nın güvenliği için çok taraflı bir uluslararası mekanizma kurulmalı. Çünkü buradan enerji taşımacılığının kesintiye uğraması yalnızca bölgeyi değil, küresel ekonomiyi etkiliyor.

Son olarak ABD’nin Filistin meselesinde İsrail üzerindeki nüfuzunu kullanması gerekiyor. Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı ile İsrail’in güvenliğini birlikte sağlayacak siyasi bir çözüm olmadan Ortadoğu’da kalıcı istikrar mümkün değil.

Bir sonraki savaşın geri sayımı başladı

Gause’un makalesinin özünü tek cümlede toplamak gerekirse: Ortadoğu’daki savaşlar bölgenin görünümünü değiştirdi, ancak bölgenin temel jeopolitik denklemini değiştirmedi.

İran hâlâ güçlü ve intikam arayışında. İran’ın vekilleri ağır darbe almış olsa da hâlâ ayakta. İsrail askerî üstünlüğünü koruyor ama siyasi bir çözüm üretmeye yanaşmıyor. Arap devletlerinin önemli bölümü hâlâ zayıf. Körfez ülkeleri ise hem ABD’nin güvenlik desteğine ihtiyaç duyuyor hem de Washington ve İsrail’in politikalarından giderek daha fazla rahatsızlık duyuyor.

Bu nedenle yazarın “Wars of Sound and Fury” başlığıyla vermek istediği mesaj oldukça çarpıcı: Yaşanan savaşların yarattığı yıkım ve gürültü son derece büyük olsa da bunlar Ortadoğu’nun temel sorunlarını çözmüş değil.

Bölgenin aktörleri değişmedi, temel çıkarları değişmedi ve çatışmaların nedenleri ortadan kalkmadı. Dolayısıyla savaş sona erse bile bir sonraki savaşın geri sayımı şimdiden başlamış durumda.