İçinde büyüdüğüm direnişin öyküsü

Kültür/Sanat Haberleri —

25 Kasım 2021 Perşembe - 20:05

Demans belgeseli

Demans belgeseli

  • Baraj yapımının en temel amacı hafızayı yok etmekti. Biz sadece bir göç hikayesi sunmak yerine “hafıza kaybı hastalıkları” olarak bilinen ve patolojik bir kavram olan Demans ismini belgesele vererek korkmamamız gerektiği mesajını vermeye çalıştık.

 

MAHİR FIRAT FİDAN

Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği ile İstanbul’da bulunan Göç İzleme Derneği, Ilısu Barajı’yla birlikte ortaya çıkan tahribata dikkat çekmek için “Demans” belgeselini çekti. İlk gösterimi “Amed”de yapılan belgesel, sular altında kalmış olan yerleşim yerinde yaşayan insanların hikayelerine odaklanıyor. 6-7 Aralık tarihlerinde İstanbul’da gösterime girecek olan belgeselin yönetmeni Renas Yıldız ile konuştuk.

Renas Yıldız

“Demans” belgeseli, sizin tanımlamanızla “Dönüşü olmayan mekândan yola çıkanların öyküsü”nü anlatıyor. Bize belgeselin hikâyesinden bahseder misiniz?

Aslında Hasankeyf, içinde büyüdüğüm bir direniş öyküsüydü diyebilirim. Bu baraj birkaç yılda planlanıp yapılmadı ve elbette buna karşı geliştirilen direniş de öyle basit değildi. 20 yıl önce babamın da içerisinde olduğu mücadeleye ben de sürekli bir şeyler katmak istedim. Şantiyeler kurulup yıkım süreci başlayana kadar elimden geldiğince sahada yıkıma ve baraj yapımına karşı mücadele etmeye çalıştım. Ancak baraj yapımından sonra verilen mücadelenin görünür olması gerekiyordu. Uzun yıllar boyunca tarihi yapıyı, kültürel mirası ve yaşam alanlarını korumak için mücadele eden insanları ve direnişi bir şekilde anlatmak istedim. İlk önce hak ihlallerine ve tarihin yok edilişine dönük bir rapor hazırlama fikri uyandı bende. Ancak daha sonra bu insanlık suçunun toplumsal bellekte yer edinmesini ve asla unutulmamasını istedim. Yaşananları halka ulaştırmayı ve durumu görünür kılmayı hedefledim. Bu durum beni bir fotoğraf sergisi açmaya ve belgesel çekme fikrine yöneltti.

Ilısu Barajı’nın yapımı ile Kürdistan’daki 5 kente toplam 199 yerleşim yeri sular altında kaldı. Belgesel süresi boyunca siz ne gibi manzaralarla karşılaştınız?

Belgesel çalışmasının gerçekleştiği yerler çocukluğumdan beri içinde yaşadığım alanlardı. Baraja karşı zaten yıllardır bir direniş vardı. Amacımız o tarihi ve kültürel dokuyu korumak, insanların yerinden edilmesini engellemekti. Barajın civar köyleri, yaşam alanlarını yutacak kadar yarattığı geniş çevresel bir yıkımın boyutlarını anlamakta geç kalındı, benim sonrasında bu konu üzerine bir hafıza çalışması yapacağım hiç aklıma gelmezdi. Tek odaklandığımız ve ısrar ettiğimiz nokta “Orayı korumalıyız” fikriydi. Belgesel sırasında bir yandan yaptığımız işi çok gurur verici olarak görüyorduk ama diğer yandan da gördüğümüz manzara “başaramadık” hissini uyandırıyordu ve bu durum bizi umutsuzluğa sürüklüyordu. Çekimi yaptığımız mekân zaten defalarca gidip gördüğümüz, polis ve jandarmalara karşı direndiğimiz alanlardı. Halk bizi tanıyor, biz halkı tanıyorduk. O nedenle beklemediğimiz bir şey yaşanmadı. Ama halkla olan her temasımızda bütün süreci, acıyı tekrar hissedebiliyorduk.