•  Türk cezaevlerinde ölüme terk edilen hasta tutsaklardan 56 yaşındaki Abdülrezzak Şuyur ve 52 yaşındaki Halil Güneş de katledildi. İkisi de 29 yıldır tutsaktı; ağır hastalıklarına ve yapılan tüm başvurulara rağmen ne gerekli tedavileri yapıldı ne de tahliye edildiler.

 

Garibe Gezer’in geçen hafta cenazesinin çıktığı Türk cezaevlerinde son 24 içinde iki ağır hasta tutsağın daha cansız bedenleri ailerine verildi. Şakran T Tipi Cezaevi’nde tutulan Abdülrezzak Şuyur ve Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Halil Güneş yaşamını yitirdi. 

Yaşam hakkı ihlalinden işkenceye, beslenmeden sağlık hakkına erişime kadar ağır ve ciddi ihlallerinin yaşandığı yerler haline gelen Türk cezaevlerinde kapasitesinin on binlerce üstünde 294 bin 930 tutsak bulunuyor. Türk cezaevlerinde kalabalık koğuşlar, tek kişilik hücrede tutulma, hastane sevklerinin geç yapılması ya da hiç yapılmaması, yeterli doktor ve sağlık personelinin olmaması, havalandırma hakkından yararlandırılamama, hijyenik olmayan odalar, insanın hem sağlığını hem de psikolojisinin olumsuz yönde etkileyen tek kişilik bölmeli nakil araçlarla sevkler, ısıtılmayan ve nemli odalar, yetersiz beslenme ve temiz suya erişememe gibi nedenlerden dolayı tutuklular zamanla çeşitli hastalıklara yakalanıyor. 2011’den beri kötü koşullar ve tedavilerin yapılmaması sonucu yaklaşık hasta tutsakların sayısı, 6 katına ulaştı. Son 10 yılda 682 tutsağın cansız bedenlerin ailelerine verildi. Hasta tutsakların yaşamları, savcılık, Adli Tıp Kurumu (ATK), hastane raporları ve cezaevi yönetimleri arasında yok oluyor. Sadece İHD’nin tespit ettiği 604’ü ağır olmak üzere bin 605 hasta tutsak var, ancak gerçek sayının bunun üç dört katı olduğu biliniyor. 2020’nin başından beri 7’si infaz ertelemelerinden kısa bir süre sonra olmak üzere en az 60 hasta tutsak yaşamını yitirdi. Geçen hafta Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde ağır işkencelerin ardından hücrede tutulan  Garibe Gezer’in yaşamına son verdiği iddia edilerek, cenazesi verildi. Hem şüpheli ölümü hem de uğradığı işkenceye ilişkin yürütülen soruşturmalara ise gizlilik kararı verildi.

Abdülrezzak Şuyur

Kanserdi, tedavisi yapılmadı

İzmir Aliağa Şakran T Tipi Cezaevi’nde tutulan 56 yaşındaki ağır hasta tutsak Abdülrezzak Şuyur’un önceki gece yaşamını yitirdiği bildirildi. Muğla’da 1993’te gözaltına alınan Şuyur, “örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılanıp müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Siirt ve Antep cezaevlerinin ardından Şakran’a gönderilen Şuyur’a üç ay önce akciğer kanseri teşhisi konuldu. Astım hastası da olan Şuyur’un, kanser teşhisinden sonra tedavisi yapılmadı. 

İki haftadır haber alınamıyordu

En son iki hafta önce oğluyla görüşen Şuyur’dan o günden itibaren haber alınamadı. Ağabeyi Muhsin Şuyur, iki haftadır telefon görüşlerine çıkmayan Şuyur’u görmek için önceki gün cezaevine gitti. Cezaevi yönetimi hiçbir gerekçe sunmadan kendisiyle görüştürülmeyeceğini söyledi. Ağabeyinin cezaevinden ayrılmasından bir saat sonra ailesini arayan cezaevi yönetimi, Şuyur’un yaşamını yitirdiğini söyledi. Cezasınınbitmesine 14 ay kalan Şuyur’un, geçen sene tahliye talebi kabul edilmemişti.

AİHM yeniden yargılama istemişti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM), başvuran Şuyur hakkında 2006’da birçok yönden hak ihlali kararı verdi. Tutuklu yargılanma süresinin uzun olması, yargılandığı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde bulunan askeri üyeden dolayı adil yargılanma hakkının ihlali gibi gerekçeleri sunan AİHM, mahkemenin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. AİHS’nin 6 § 1. maddesi kapsamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından mahkum edildiğini tespit ettiği durumlarda, prensip olarak, en uygun tazmin şeklinin, talebi üzerine, başvuranın, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanmasının sağlanması olacağı kanısındadır” kararını verdi.

Kardeşi Yunus Şuyur, bir ay önce tedavisine dışarıda devam edilmesi için verdiklere dilekçe yanıt alamadıklarını belirtti. Bir ay önce kendisinin de görüştüğünü kaydeden Şuyur, “Bir ay içerisinde nasıl bu duruma geldiğini merak ediyoruz. Ameliyat mı ettiler? Bilmiyoruz. İki haftadır haber alamıyoruz. Haftalık telefon görüşmelerine de çıkmıyordu. Daha önce mi öldü? Ne oldu da yaşamını yitirdi? Ölümüyle ilgili çelişki var ama durum nedir bilmiyoruz” dedi.

İstanbul ve Siirt’ten yola çıkan ailesi, Şuyur’un cenazesini almak için İzmir’e gitti. Cenazesinin, yasal işlemlerin ardından Siirt’in Eruh ilçesinde toprağa verilmesi bekleniyor.

Halil Güneş

15 farklı cezaevinde tutuldu

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hasta tutuklular listesinde bulunan ve tüm çağrılara rağmen tahliye edilmeyen Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki tutsaklardan Halil Güneş’in de dün sabah yaşamını yitirdiği bildirildi. Güneş’in cenazesi, Amed’deki Adli Tıp Kurumu’na (ATK) kaldırıldı. Güneş’in Adana’da yaşayan ailesi, cenazeyi almak için Amed’e geldi. Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Dayanışma Derneği (TUHAY DER), Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Şubesi Eşbaşkanı Bünyamin Şeker ile bazı sivil toplum örgütü temsilcileri, cenazenin kaldırıldığı ATK’nin önüne geldi. Cezaevlerindeki hasta ve infazları yakılan tutsakların serbest bırakılması için Amed Barosu hizmet binasında bir aydır Adalet Nöbeti tutan aileler de ATK binası önüne geldi.  

Uzan zamandır ilarları verilmiyordu

Cezaevine giden TUHAY DER yöneticilerinden avukat Aslıhan Bulut, Güneş’in geçtiğimiz günlerde muayene için hastaneye götürüldüğünü ve dönüşte diğer oda arkadaşlarının açık görüşlerini engellemek istemediği için tek kişilik hücreye gitmeyi talep ettiğini aktardı. Güneş’in 5 gündür tek başına hücrede tutulduğu ve sabah saatlerinde yapılan sayımda yaşamını yitirmiş halde bulunduğunun söylendiğini aktaran Bulut, kanser hastası Güneş’e uzun zamandır ilaçlarının verilmediğini ve bundan kaynaklı cezaevi idaresine defalarca dilekçe yazılmasına rağmen talebin karşılanmadığını öğrendiklerini paylaştı. 

23 yaşından beri tutsaktı

Güneş, 2 Ocak 1993’te henüz 23 yaşındayken tutuklandı ve hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası nedeniyle yaklaşık 29 yıldır cezaevinde tutuluyordu. Uzun zamandır akciğer ve kemik kanseri hastalığıyla mücadele eden Güneş, tutuklandığından bu yana 15 farklı cezaevine sevk edildi. 

Ağır işkencelerden sonra

Güneş’in hastalıkları, gözaltında gördüğü ağır işkenceler sonrasında ortaya çıkmıştı. Başlangıçta kaburgalarında oluşan kırıklar kalp ve akciğerini baskı altında tutarak nefes almada zorluklar yaşamasına sebep olmuş, cezaevlerindeki kötü sağlık koşulları, beslenme ve barınma koşullarıyla rahatsızlıkları zamanla daha da artmıştı. 2007’de çekilen akciğer tomografisinde; akciğerinde yaklaşık 1 cm boyutlarında onlarca tumör olduğu tespit edildi, kırılan kaburgalarının ameliyatı sırasında ise ayrıca kemik kanseri olduğu tespiti yapıldı. İki kere bu nedenle ameliyat edilen Güneş’e, 2009’da ağır derecede KOAH ve Uyku Apnesi teşhisi konuldu; doktorları ömür boyu solunum cihazıyla uyuması ve gündüzleri de oksijen maskesi takması gerektiğini söyledi.

Ne ATK ne de AYM gördü

Güneş’in kullanmak zorunda kaldığı yüksek dozdaki ağrı kesiciler nedeniyle ağır stres bozukluğu, epilepsi, her iki gözde Glokom hastalığı, boyunda fıtıklar ve böbreklerinde taşlar oluştu. Avukatların başvurusu sonucu Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından “cezaevinde kalamaz” raporu verilmesine rağmen Adli Tıp Kurumu (ATK) 29 Ocak 2014’te yeni bir rapor hazırlayarak Güneş’in tek başına hayatını idame edebileceği ve cezaevinde kalabileceği sonucuna vardı, serbest kalması engellendii. Avukatları, Temmuz 2014’te yapılan tetkiklerde kanser hastalığının daha da ilerlediği tespit edilince, serbest bırakılması ve tedavisinin dışarıda sürdürülmesi için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuruda bulundu, ancak olumlu bir sonuç alınamadı. 

Ölümü dayatıldı

Güneş’in kız kardeşi Gül Güneş, İHD İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu’nun 3 Ekim 2020’de yaptığı 445. F Oturumu eyleminde şunları paylaştı: “Sevk adı altında işkence ile, yapım aşaması bile tamamlanmamış olan Diyarbakır F Tipi Hapishane’ye sevk edilen abim, sağlıksız koşullar içinde yaşamını devam ettirmeye çalışmaktadır. Pandemi bahane edilerek abim 6 aydır kontrollerine götürülmüyor. Abime ölüm dayatılıyor. İnsanlık onuruna ve siyasi kimliğine yönelik bu saldırıları abimin kabul etmesi mümkün değildir. Koşulları bir an önce düzeltilmediği sürece abim ölüm orucuna başlayacağını söylemektedir ki, abimin sağlığı buna uygun değildir. Sorunlar aktardıklarımla da sınırlı değildir. Koşullarının acilen düzeltilmemesi halinde abimin sağlığındaki bozulma tedavi edilemez hale gelecektir. Abime dayatılan ölümdür ve bunu kabul etmemiz mümkün değildir.”  HABER MERKEZİ