'Ben artık çatışmak değil, siyaset yapmak istiyorum' diyenlere, 'Şu anda uygun değiliz. Yasa da henüz yok. Gelmeseniz iyi olur' diyen bir akıl var
- DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Derya Arslan: Gelişler için hazırlık içerisindeler. Şimdi bunun önünün açılması gerekir. Nedir engel? Sadece zihniyet engeli var. O zihniyeti kırmak gerekir.
- Gelişler olacak ama 'Yasa yok, gelmeyin' pozisyonuna getiriyorsan orada bir problem var. Bu akılla nasıl müzakere yürüteceksin? Şimdi burada süreç donar ve tıkanır. Onu bilmekte fayda var.
- 'Biz olduğumuz yerde sayacağız, zihniyetsel bir değişim olmayacak, sistemsel bir değişim de olmayacak ama biz yine de barışalım' diyen bir akılla kimse barışmaz. Cumhuriyet'in demokratikleşmesinden bahsediyoruz.
Silah bırakma meselesinin bir teyit-tespit meselesi olduğunu; onu gerekli kurulların yürütebildiğini ve gerekliliklerin yerine getirilebileceğini belirten DEM Parti MYK Üyesi Derya Arslan, "Önder Öcalan’ın da merkezinde yer aldığı bir siyasallaşma, demokratik siyasal zeminin oluşturulması ve bunun Demokratik Cumhuriyet mekanizmasına da evrilmesi, orada yeniden birlikte yaşamanın perspektifini oluşturması, en temel beklentilerimizdendir" dedi.
JINNEWS'ten Dilan Babat ve Pelşin Çetinkaya'nın sorularını yanıtlayan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Derya Arslan, Rêber Apo'nun bu süreci birebir, direkt temasla koordine edeceği, yürüteceği; Kürt kamuoyuyla da direkt temas kuracağı alanların zorunluluğuna dikkat çekti. Kürt halkından savunmasızlık ve teslimiyet beklememesini isteyen Arslan, "Toplumsal hassasiyetin bir de Kürdistan tarafını görmeleri gerekir. Kürdistan, tecridin bu hâliyle yürütülmesini, dahası Önder Apo’nun bundan sonraki süreci bu şekliyle yürütmesini asla kabul etmiyor. Çok net şunu ifade ediyor: Önder Apo sürecin ana koordinatörü, ana yürütücüsü, ana oluşturucusudur. Eğer Önder Apo süreci koordine edemiyorsa sürecin kendisiyle ilgili 'var mı, yok mu?' tartışmasına dönüşür. O anlamıyla geldiğimiz nokta çok kritik bir aşama" dedi.
Bu, ne al-ver sürecidir ne de haklardan feragat
Bu süreci, bir “al-ver” süreci olarak tanımlamadıklarını ama toplumsal bir getirisinin olmayacağını ve aklarından vazgeçtiklerini de ifade etmediklerini vurgulayan Arslan, "Geldiğimiz aşama, bu sürecin ana muhatabının Meclis çatısı altında, resmi zeminde ve hukuki boyutta süreci işletmesi gereken bir zemin. Yani o yasanın MGK kararlarına bağlanması doğru değildi. Daha fazla ciddiyet gerekir" diye konuştu.
Koşullar eşitlenmeli
1 Ekim’de açılacak Meclis’in ve yürütmenin ilk adımının Önder Apo’nun koşulları olmasını beklediklerini söyleyen Arslan, şöyle devam etti: "Ütopik bir şeyden bahsetmiyorum. Bir süreci eşit taraflar yürütür. Koşullar eşitlenmeli ki süreç doğru temelde yürütülebilsin. Birkaç metrekarelik hücrenin içerisinde bir halkın liderini tutarak, kapıları sıkı sıkı kapatarak, tecrit uygulayarak bir süreç yürütemezsin. "
Eğer böylesi üçlü bir başlangıç ifade ederse ilkinin Rêber Apo’nun özgür çalışır, özgür yaşar ve özgür katılır koşullarının, süreci koordine eder koşullarının amasız fakatsız ve herhangi bir şarta bağlanmaksızın hemen devreye konulması olduğunu tekralayan Arslan, diğerlerini şöyle sıraladı:
* Elbette bir diğeri de yasanın bir an önce devreye sokulması. Yani gelişlerin önünün açılması.
* Bir diğeri de önümüzdeki dönemde demokratikleşmenin önünü açacak yasal tartışma koordinasyonlarının, komisyonlarının hızlıca oluşturulup ön tartışmaların başlatılması.
Aklın kendisi krizdir
Sürecin kriz alanları olduğunu kabul eden Arslan, fazlaca karşılıklı beklenti zemininin kendisi, tecrit meselesi gibi başlıklara dikkat çekti, ancak şöyle devam etti: "Özellikle 'Silah bırakıldı mı? Bırakılacak mı? Bana teslim edilecek mi?' sorularına indirgeyen bir aklın kendisi kriz yaratmak ister. Bu tür taleplerin kendisi biraz süreci bilinçli olarak yokuşa sürme, zora sokma eğilimidir."
Gelişlerin önünün açılması
Arslan, şunları da paylaştı: "Gelişler için hazırlık içerisindeler. Şimdi bunun önünün açılması gerekir. Nedir engel? Sadece zihniyet engeli var. O zihniyeti kırmak gerekir. Yani gelişler olacak ama 'Yasa yok, gelmeyin' pozisyonuna getiriyorsan orada bir problem var. Bunu bilmek lazım. Yüzlerce insan yola revan olacak. 'Ben artık çatışmak değil, siyaset yapmak istiyorum' diyecek ama 'Şu anda uygun değiliz. Yasa da henüz yok. Gelmeseniz iyi olur' diyen bir akılla nasıl müzakere yürüteceksin? Şimdi burada süreç donar ve tıkanır. Onu bilmekte fayda var. 'Biz olduğumuz yerde sayacağız, zihniyetsel bir değişim olmayacak, sistemsel bir değişim de olmayacak ama biz yine de barışalım' diyen bir akılla kimse barışmaz. 'Ben mevcut Cumhuriyet’in kodlarıyla bu halkla yeniden buluşurum' demek gafilliktir, başka bir şey değil. Cumhuriyet'in demokratikleşmesinden bahsediyoruz. Silah bırakma meselesi bir teyit-tespit meselesidir. Onu gerekli kurullar yürütür ve gereklilikler yerine getirilir ama Önder Öcalan’ın da merkezinde yer aldığı bir siyasallaşma, demokratik siyasal zeminin oluşturulması ve bunun Demokratik Cumhuriyet mekanizmasına da evrilmesi, orada yeniden birlikte yaşamanın perspektifini oluşturması, en temel beklentilerimizdendir." HABER MERKEZİ