İnkarcı rejimler değişmeli

Tuncer Bakırhan
İran'da tekçi, inkarcı, baskıcı bir rejimi sürdürmek mümkün değildir
- DEM Parti Eşbaşkanı Bakırhan, İran'daki rejimin, halklardan, inançlardan, kadınlardan rıza alma yerine kaynakları savaşa yatırdığını; kimliklere ve inançlara özgürlük tanımadığını; her gün onlarca Kürt'ü ve muhalifi idam ettiğini hatırlattı.
- Bölge devletlerinin dış müdahalelerin önüne geçmek için önce huzuru, demokrasiyi ve barışı sağlaması gerektiğini vurgulayan Bakırhan, bu inkarcı, idamcı, halkları ve inançları yok sayan rejimlerin değişmesinden yana olduklarını vurguladı.
- Bakırhan, "İranlılar, yarım asır Şah zulmü, ardından yarım asırdır da Molla rejimi zulmü altında yaşıyor. Kadının adı yok. Kürt'ün adı yok. Hukuk yok. Muhalefet idamla bastırılıyor. 47 yıldır Kürtleri ve diğer halkları eziyor" dedi.
- Rojhilat Kürtlerinin direniş tarihine dikkat çeken Bakırhan, "Kürtler, 100 yıldır mücadele ediyor ve kendi öz gücüne, oradaki halkların demokratik birliğine inanıyor. Rejimler gelir geçer ama Kürtler o coğrafyada baki kalacak" diye konuştu.
DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, Kürtlerin 2000 yıl önce adı konulmuş Kürdistan'da, kimliklerini koruyarak, özgürce ve onurlu bir biçimde yaşamak istediğini vurgulayarak, "İran'ı barışa ve refaha kavuşturacak model, tüm halkların ve inançların gönüllü olarak bir arada yaşayacağı demokratik bir zemindir. İran’ın başka bir çıkışı yok" dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, partisinin dünkü Grup Toplantısı'nda konuştu. Bakırhan, Ortadoğu’nun “resmen toz duman içinde” olduğunu söyledi. Devletlerin gücünün yalnızca askeri kapasiteyle ölçülemeyeceğini belirten Bakırhan, iki gerçeğin altını çizdi:
* Dünyanın neresinde olursa olsun bir rejimi güçlü yapan şey, ne füzeler ne de savaş uçaklarıdır. Bunu İran’da bir kez daha gördük. Bir devleti güçlü yapan, aslında halkından almış olduğu rızadır. Halk, devlete, rejime, yönetime ne kadar rıza gösteriyorsa o devletin gücü o kadardır. İran’daki rejim, bir türlü bu gerçeği anlamadı. Halklardan, inançlardan, kadınlardan rıza alma yerine İran’ın zengin kaynaklarını topa, tüfeğe, savunmaya ve uçaklara ayırdı. Kadınların her türlü özgürlüğünü yasakladı. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmasına rağmen ekonomisini yönetemedi. Kimliklere ve inançlara özgürlük tanımadı. Neredeyse kimliğine sahip çıkanların tamamını bastırdı. Her gün onlarca Kürt'ü ve muhalifi kentlerin ortasına kurulan idam sehpalarında idam etti.
* İkinci bir gerçek daha var; dış müdahalelerle bir ülkede rejimi değiştirmek, o ülkeye huzur, demokrasi ve mutluluk getirmiyor. Bir ülkeye demokrasi ve refah gelmesinin bir yolu var; o da ülkenin kendi dinamikleri ve kendi itiraz edenleriyle birlikte bir ülkedeki demokrasiyi, rejimin demokratikleşmesi ancak öyle sağlanabilir.
Rejimin değişmesinden yanayız
"Dış müdahaleler artık bir biçimiyle son bulmalı, inkarcı rejimler de değişmeli" diyen Bakırhan, bu inkarcı, idamcı, halkları ve inançları yok sayan rejimlerin değişmesinden yana olduklarını vurguladı.
Akıl verme ucuzluğu
Eşbaşkan Bakırhan, Kürtleri söz kurabilen, strateji geliştirebilen siyaset yapabilen, en önemlisi kendi geleceği hakkında karar verebilen bir halk olarak görmeyenlere tepki göstererek, şöyle devam etti: "Kendini Kürtlerin hamisi sanan siyasetçiler ve Kürtlere akıl vermeyi meslek edinmiş 'viledalı analistler', Kürtlere akıl vermekten vazgeçsinler. Kürtler nerede nasıl davranacağını, nasıl tutum alacağını, nerede elini uzatacağını, nerede kendisini savunacağını çok iyi bilen bir halktır."
Bölge devletleri sorsun
Dünyanın yıllar önce Irak, bir ay önce Suriye ve bugün İran odaklı Kürtleri konuştuğunu hatırlatan Bakırhan, bölge devletlerinin 'dünya neden sürekli Kürtleri konuşuyor?' sorusuna cevap vermesi gerektiğini söyledi. Bakırhan, "Eğer Kürtler yaşadıkları ülkelerde eşit ve özgür yurttaşlar değilse, kimliksiz baskı ve zulüm altında yaşıyorsa elbette Kürtler konuşulacak. İran’da neyi konuşacağız? Tabii ki kimliksiz Kürt konuşulacak. Suriye’de, Irak’ta olduğu gibi” dedi.
İtham edenlerin kirli sicili
Kürtleri kullanılmakla itham edenlerin, yüzyıllardır inkar ve asimile edilen Kürtleri görmezden geldiğini kaydeden Bakırhan, şunları söyledi: "Kürtler bugün konuşuluyorsa sorumlusu Sykes-Picot ve bölge devletleridir. Önce bu durumu sorgulasınlar. Önce 'Nerede hata yaptık?' diye kendilerine sormalılar. Buyurun, 100 yıllık acı dolu bir geçmişi sona erdiren bir fırsat ortaya çıktı. Bunu değerlendirelim. Dünya, Kürtleri başka biçimde konuşsun. Bir silah patladığında, 'Aman, Kürtler ne yapacak?' korkusu olduğu ortaya çıkıyor. Bu korkuyu gidermenin yolu bellidir. Kürtlerin, bir halk olmaktan kaynaklı haklarını ve iradesini; dilini, kimliğini ve kültürünü tanıyın. Kürtler, üvey değil, eşit yurttaşlar olsun. Kürtler de risk altında olduğunda, güvenliğini sağlamak için sağa sola bakmaz; hakkını ve hukukunu tanıyan başkentlerin ne dediğine, ne yaptığına bakar o zaman. İşte hakiki bir kardeşliği tesis etmenin yolu da budur."
Rêber Apo'nun söyledikleri
Rêber Apo'nun, yıllardır bölge topraklarında çözümü aradığını; İran’ı yıllardır demokrasiye davet ettiğini hatırlatan Bakırhan, şunları paylaştı: "Kendisiyle bir heyet halinde görüştüğümüzde, İran’daki operasyonun geleceğini öngörüyordu ve İran’ın bu operasyonları önleyebilmesi için Kürtleri, oradaki farklı etnik ve inanç gruplarını tanıması, kadın haklarını tanıması gerektiğini söyledi. Bize de 'Bölgesel bir savaşın parçası olmayın, ancak haksızlık ve hukuksuzluk karşısında Kürtler birlik olsun, ortak mücadele etsin' dedi.
Başûr'daki Kürt liderler de
Yine, Sayın Mesûd Barzanî ve Nêçîrvan Barzanî’nin son açıklamalarına da hep birlikte şahitlik ettik. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin hiçbir komşuya tehdit oluşturmayacağını söylüyorlar. Sayın Nêçîrvan Barzanî ile dün görüştüm; yine aynı düşüncelerini teyit etti; Kürtler hiçbir ülkenin kalkanı değil, kendi demokratik hak ve özgürlükleri için ancak mücadele edebilir, dedi. Sayın Bafil Talabani ise çok tarihi bir uyarı yaptı; Kürtlerin bu savaşta mızrak ucu olarak kullanılması büyük bir hata olur. Kürdistan bir savaş alanı değil, bir köprü olmalıdır, dedi.
'Kürtleri takip ediyoruz' diyenler
Kürtlerin ve liderlerinin mesajı net ve çok onurlu bir duruş içerisindedir. Bakın, bu açıklamaları siz de gördünüz. Kürtleri, bölgesel barışa katkı sunacak bir halk olarak tanıyın ve artık kabul edin. 'Kürt gruplarını takip ediyoruz' diyenleri, önce Kürt liderlerinin bu onurlu yaklaşımlarını takip etmeye davet ediyoruz."
Şah ve mevcut rejimin zulmü
Bölge devletlerinin dış müdahalelerin önüne geçmek için önce kendi ülkelerindeki huzuru, demokrasiyi ve barışı sağlaması gerektiğini vurgulayan Bakırhan, şunları dile getirdi: "İranlılar, yarım asır Şah zulmünü gördü. Ardından yarım asırdır da Molla rejimi zulmü altında yaşıyor. Kadının adı yok. Kürt'ün adı yok. Hukuk yok. En normal bir muhalefet bile idamla yargılanıyor ve idamla sonuçlanıyor. İran rejimi, 47 yıldır Kürtleri, Beluçları, Azerileri ve kendi boyun eğmeyen Farsları eziyordu.
Kürtler 100 yıldır mücadelede
İran'da 10 milyondan fazla Kürt yaşıyor. Kürtlerin mücadelesi dün başlamadı. Simkoyê Şikakî'den Süleyman Muinilere, Abdürrahman Qasimlo'dan Ferzad Kemanger'e ve Şirin Elamhuri'ye kadar uzanan İran Kürtlerinin büyük bir direniş tarihi var. Sanki İsrail ve ABD oraya müdahale edince Kürtler mücadeleye başlamış. Kürtler, 100 yıldır mücadele ediyor ve kendi öz gücüne, oradaki halkların demokratik birliğine inanıyor. Molla rejimi ve Şahlar ortada yokken o coğrafyada Kürtler yaşıyordu ve yaşamaya devam edecek. Molla rejimleri, antidemokratik rejimler gelir geçer ama Kürtler o coğrafyada baki kalacak."
Kürter ne istiyor?
Eşbaşkan Bakırhan, bu sefer kısaltarak öz, net üç beş cümle ile Kürtlerin ne istediğini tekrar söylemek durumunda kaldığını belirterek, şunları ifade etti: "Binlerce yıldır yaşadıkları topraklarda Kürtler kimliklerini koruyarak, özgürce ve onurlu bir biçimde yaşamak istiyor. 2000 yıl önce adı konulmuş Kürdistan'da Kürt'ün özgürce yaşama hakkı vardır. İran onlarca halkın ve inancın bir arada soluk aldığı geniş ve kadim bir coğrafyadır. Böyle bir coğrafyada tekçi, inkarcı, baskıcı bir rejimi sürdürmek mümkün değildir. İran'ı barışa ve refaha kavuşturacak model, tüm halkların ve inançların gönüllü olarak bir arada yaşayacağı demokratik bir zemindir. İran’ın başka bir çıkışı yok."
Türkiye'nin yapması gereken
İran’daki savaşın Türkiye’deki güvenlik reflekslerini değil, tam tersine çözümü hızlandırması ve büyütmesini isteyen Bakırhan, şöyle konuştu: "Türkiye’de Sayın Öcalan’ın başlattığı barış sürecinin kıymetini herkes çok iyi bilmelidir. Bugün adeta sırat köprüsündeyiz. Bu tarihi kavşağı ve fırsatı oyalayarak, erteleyerek heba etme lüksümüz yok. Şimdiye kadar çok zaman kaybedildi. Dünya dengelerinin altüst olduğu bu dönemde artık kaybedecek zamanımız kalmadı. Türkiye bölgesel türbülansa karşı stratejik bir istikrar merkezi olabilir. Tehlike büyük ama iktidar hala küçük hesaplar peşinde; kayyumların süresini uzatmakla meşguller.
İki örnekle izah
Bakın iki örnek vereceğim;
* Mêrdîn Büyükşehir Belediyemize atanan kayyumun görev süresi iki ay daha uzatıldı. Hangi akıl ve hukukla uzatıldığı anlamakta güçlük çekiyoruz. Buna bir son verin. Kayyumları çekin, seçilmişler görevlerinin başına dönsün.
* Danıştay'ın, AYM'nin ihlal kararlarını fiilen yok sayan ve Barış Akademisyenlerini yeniden hedef haline getiren kararı. Bu kararından vazgeçmelidir. Yasal düzenlemeler, Barış Akademisyenlerinin uğradığı haksızlığı da gidermeyi kapsamalıdır.
Birlik ve demokrasi nasıl olacak?
Adalet Bakanılığına AİHM kararlarını uygulama çağrısında bulunan Bakırhan, "Uygulayın ki bu Newroz’da Demirtaş Amed’de, Yüksekdağ İstanbul'da olsun, Kobanê ve Gezi tutsakları Newroz halayında birlikte halaya dursunlar. Yine garip bir davayla karşı karşıyayız. İşte Sayın İmamoğlu'nun yargılandığı davadaki duruşma dün başladı. Ona ilişkin düşüncelerimizi söylemiştik. 15 milyonluk bir kentin belediye başkanının tutuklu yargılanması doğru değil. İmamoğlu'nu tutuklu yargılayarak, kayyumların görevini uzatarak, Barış Akademisyenlerine zulmederek, AİHM kararlarını uygulamayarak nasıl birliğimizi sağlayacağız, nasıl demokrasiyi getireceğiz? Gün sandık ve oy hesabı yapma günü değil. Bu toprakların bereketi barıştadır ve birliktedir" dedi.
Hızlı adım atılması gerekir
Bakırhan, toplantıdan sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. Sürecin işleyişine ilişkin bir soru üzerine Bakırhan, "İktidar ile temaslarımız var ve görüşüyoruz. Geçen günlerde Sayın Cumhurbaşkanı ile iftar yemeğinde de buluştuk. Bu süreç hızlanmalıdır. Kendi barışımıza odaklanmamız, kendi sürecimizi hızlıca ilerletmemiz ve bir an önce sonuca ulaştırmamız gerekir" diye yanıt verdi. Bakırhan, şunları ifade etti: "Hızlanmamız gereken bir süreçteyiz ve artık hızlanalım. Artık gereken adımları bir an önce atalım. Meclis raporunda da vardı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları uygulanmalıdır. Bu kararlar Adalet Bakanı'nın inisiyatifinde olan meselelerdir. Demirtaşlar, Yüksekdağlar, Gezi Davası'nda yargılananlar bu Newroz'da birlikte halay çeksin. Birlikte halay çekelim. Türkiye toplumu, 86 milyon insan, barışa ve demokrasiye ulaşacağımıza dair bir umuda kavuşsun." ANKARA
* * *
İran'ın saldırılarını kınıyoruz
DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, kimsenin Kürdistan topraklarını savaş sahasına çevirmeyi hakkı olmadığını belirterek, günlerdir İran rejimi tarafından Federe Kürdistan'a dönük saldırılar ve can kayıpları yaşandığını hatırlattı. Bakırhan, "Bu saldırıları kınıyoruz ve kabul etmiyoruz. İran, Kürtleri ve Federe Kürdistan'ı tehdit etmeyi bırakmalıdır. Hâlâ parmağını Kürtlere sallıyorlar; tehdit etmeden önce idam sehpalarında katlettiği binlerce insanın hesabını vermelidir. Kürtlerin haklarını tanımalıdır."
* * *
Demokratik dönüşüm olmalı
Benzersiz coğrafi ve siyasi konumları itibarıyla Ortadoğu’daki her altüst oluşun parçası olan Kürtlerin, artık bu kaderi değiştirmek istediğini belirten Bakırhan, bölge devletlerine ve halklarına şöyle seslendi: "Kürtlerin rızasını alın; gelin Ortadoğu’yu demokratikleştirelim. Kürtlerin ve yok sayılan bütün halkların ve inançların hakkının garanti altına alındığı bir Ortadoğu, kendi rönesansını gerçekleştirebilir. Demokrasiye duyarlı, kültürel etkileşime açık ve ekonomik iş birliklerinin olduğu Demokratik Ortadoğu Birliği’ni gelin birlikte kuralım. Bu, dışarıdan müdahalenin gerekçesi olan antidemokratik rejimler sorununu da ortadan kaldıracak tek formüldür. En temel sorumluluk burada bölge devletlerine düşüyor. İnanın, tek bir devlette yaşanacak demokratik dönüşüm bile adım adım tüm bölgeyi doğru temelde etkileyecektir. Bunun öncülüğünü Türkler ve Kürtler neden yapmasın? Bu oyunu neden Türkiye bozmasın? Neden Demokratik Ortadoğu Birliği’nin öncülüğünü Türkiye yapmasın? Bu süreç bir fırsattır. Gelin, Kürt halkına isyan, bölge devletlerine de bastırma ikilemini dayatan bu tuzağa son verelim. Kardeşçe ve eşitçe bir arada yaşayalım diyoruz."














