• Silahlı çatışmanın sona ermesi, Kürt sorununun siyasi ve hukuki çözümü açısından önemli bir adımdır fakat tek başına çözüm değildir. Çatışmanın nedenleri ortadan kaldırılmalı.
  • Kürtlerin eşit yurttaşlık, ana dil, kültürel haklar, siyasal temsil ve yerel demokrasi taleplerinin çözümünü beraberinde getirmiyorsa kaldırılan şey, sadece çatışmanın biçimi olur.
  • 'Çerçeve yasa', sadece başlangıçtır ama başlangıçta takılı kalmak, geleceği kaybettirir. Zaman kaybetmeden bin kilometrelik koşuya başlamalı, çünkü yürüme temposu yetmiyor.

SEBAHAT TUNCEL

Türkiye’de Kürt sorununun çözümü açısından yeni bir eşiğe gelindi. 'Çerçeve yasa', 467 gibi yüksek bir oyla yasalaştı. Bu yasanın kapsamının dar olması, haklı olarak birçok eleştiriyi de beraberinde getirdi. Tüm eksikliklerine rağmen yasayı, Kürt sorununun siyasi çözümüne giden yolda demokratik siyasete geçişe olanak sağlaması açısından önemli bir adım olarak görmek gerekiyor. Bu yasayla devletin “güvenlikçi” politikasında bir kırılma yaşanıyor ve Kürt sorununun siyasi çözümüne kapı aralanıyor. Bu yönelim, Kürt sorununun çözümü için olanaklar sunuyor, ancak bu olanağı doğru değerlendirip sonuca ulaşmak için daha yapılması gereken çok şey var.

İnkar, imha ve asimilasyon politikasının tarihin çöp sepetine atılmasının; tüm kimlik, kültür ve inançların varlığının kabul edildiği, özgürlüklerinin güvence altına alındığı demokratik bir cumhuriyetin zamanı geldi. Bu yasa ise demokratik cumhuriyete geçiş açısından sadece önemli bir başlangıçtır ama başlangıçta takılı kalmak, geleceği kaybettirir. O nedenle zaman kaybetmeden Sayın Öcalan’ın dile getirdiği bin kilometrelik koşuya başlamak gerekir. Dikkat ederseniz yürümek değil, koşmak, diyorum. Ortadoğu’daki ve dünyadaki gelişmeler dikkate alındığında, yürüme temposu yeni dönemi karşılamaya yetmiyor.

Silahların susması, tek başına çözüm değil

Silahların susması ve çatışmanın sona erdirilmesi ile Kürt sorununun çözümü aynı şey değildir. Kürt sorununun çözümü için Kürt kimliğinin tanınması, dilinin ve kültürünün yanı sıra hak ve özgürlüklerinin de hukuki güvence altına alınması gerekiyor. Bu tespit, Türkiye’deki tüm siyasi çevreler tarafından kabul ediliyor. Silahlı çatışmanın sona ermesi, Kürt sorununun siyasi ve hukuki çözümü açısından önemli bir adımdır fakat tek başına çözüm değildir. Eğer çatışmanın sona ermesi, Kürtlerin eşit yurttaşlık, ana dil, kültürel haklar, siyasal temsil, yerel demokrasi ve kendi kimlikleriyle özgürce siyasal yaşama katılma taleplerinin çözümünü beraberinde getirmiyorsa ortadan kaldırılan şey, sadece çatışmanın biçimi olur. Çatışmayı üreten siyasal ve toplumsal sorunlar ise varlığını sürdürür.

Kaldırılması gereken çatışmanın nedenleridir

Kalıcı bir barış için çatışmanın nedenlerinin ortadan kaldırılması gerekir. Neden-sonuç ilişkisi kurulmadan yalnızca sonuca odaklanmak, sorunun tekrarlanmasına yol açacaktır. İkinci aşamanın temel gündemi de bu olmalıdır. Aksi takdirde çatışma ve çözümsüzlük, yeni sorunlara yol açacaktır. Bu konuda dünya deneyimleri kadar, Türkiye’de 1990’lı yıllardan bugüne yürütülen ve sonuçsuz kalan barış girişimleri de yeterince veri sunuyor. Meclis, ‘kök yasa’ ile hem sürecin icrası hem de izlenmesi ve denetlenmesi görevini üstlenerek, Kürt sorununun barışçıl çözümü için önemli bir rol üstlendi. Rolü, yalnızca silah bırakmanın hukuki sonuçlarını düzenlemekle sınırlı kalırsa savaş ve çatışma zemini varlığını korumaya devam eder.

Dünya deneyimleri yol gösteriyor

Barış süreçlerinin en önemli özelliği, çatışmayı bitirecek düzenlemeler ile çatışmanın nedenlerini ortadan kaldıracak demokratik değişim ve dönüşümlerin birbirinden koparılmamasıdır.

* İngiltere’de Hayırlı Cuma Anlaşması’nın özü yalnızca IRA’nın silahsızlanması değildi. Anlaşma, çatışan tarafların siyasal geleceklerini birlikte kurabilecekleri yeni bir düzene de işaret ediyordu. İnsan hakları, eşitlik, kimlik ve anayasal statü, müzakerelerin temel konuları arasındaydı.

* Güney Afrika’nın Apartheid rejiminden demokrasiye geçiş, yeni bir anayasal düzenin kurulmasıyla birlikte ilerledi. Eşit yurttaşlık ve insan hakları, yeni siyasal sistemin temelini oluşturdu. Hakikat ve uzlaşma mekanizmaları ise toplumun geçmişte yaşanan ağır ihlallerle yüzleşmesinin ve yeni bir başlangıç yapabilmesinin yolu olarak belirlendi.

* Kolombiya Hükümeti ile FARC arasında 2016’da imzalanan anlaşma, yalnızca silahsızlanmayı düzenlemedi. Kırsal reform, siyasal katılım, mağdurların hakları, adalet ve toplumsal dönüşüm gibi birçok başlığı kapsadı. Kolombiya deneyimini ayıran en önemli özellik, kadınların barış sürecine özgün bir mekanizma üzerinden dahil edilmesi oldu. Müzakereler sırasında Toplumsal Cinsiyet Alt Komisyonunun oluşturulması, kadınların savaş deneyimlerinin ve taleplerinin anlaşmaya yansımasını sağladı. Cinsel şiddet, zorunlu göç, ekonomik eşitsizlik ve kadınların toprak hakkı gibi konular barışın gündemine taşındı.

Demokratik reformlarla başa dönme riski bitiyor

Şunun altını çizmek isterim: Dünyada yaşanan çatışma ve çözüm deneyimleri, silahların susmasına ve devre dışı bırakılmasına eşlik edecek köklü demokratik reformlar olmadan yolun tamamlanamayacağını ve yeniden başa dönme riskinin her zaman varlığını koruyacağını gösteriyor. O nedenle parlamentonun 467 gibi rekor bir oyla kabul ettiği ‘kök yasa’, bir başlangıç olması açısından önemli ve anlamlıdır. Kürt sorununun çözümü için ise daha pek çok yasal ve anayasal düzenlemeye ve reforma ihtiyaç vardır.

Sadece savaş mağduru değil, barışın kurucu özneleridir

Kürdistanlı ve Türkiyeli feminist ve sosyalist kadın hareketleri, 1990’lı yıllardan bugüne uzanan bir barış mücadelesi deneyimine sahip. 2009 Oslo sürecinde Barış İçin Kadın Girişimi (BİKG), 2013-2015 Barış ve Diyalog Süreci’nde  Kadın Özgürlük Meclisleri (KÖM), 2025 Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde ise Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi (BİV) ile diyalog ve müzakere süreçlerine kadınların katılımı, kadınların eşitliğinin ve özgürlüğünün sağlanmasına ilişkin çalışmalar yürütüldü ve yürütülüyor. Bu kapsamda Meclis'te kurulan komisyona da kadınlar adına sunum yapan tek oluşum BİV'di.

Kürdistanlı ve Türkiyeli kadınların müzakere süreçlerinde yer almak için verdikleri mücadele, elbette yalnızca Meclis ile sınırlı değil. Barışın toplumsallaşması ve devletin barış için adım atması konusunda bugüne kadar sokakta pek çok eylem ve etkinlik düzenlendi, barışa ses verildi. Kadınlar, “Sadece savaşın mağdurları değil, barışın kurucu siyasal özneleriyiz” diyerek, müzakere mekanizmalarında yer almak için seslerini yükseltti.

Tüm yapılanmalarda kadınlar da olmalı

BİV ve TJA, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başından bugüne kadınların taleplerini görünür kılmak için mücadele yürüttü. Kadınların kurulacak mekanizmalarda yer alması talebinin karşılık bulmaması ve kadınlara dair herhangi bir vurgunun yasada yer almaması, ciddi bir eksikliktir. Kadınların barış sürecine katılımı, yalnızca “kadınlardan birkaç kişinin komisyona alınması” talebinden ibaret değildir. Kadınların, müzakere süreçlerinde, TBMM mekanizmalarında, izleme ve denetleme organlarında, yerel barış mekanizmalarında, hakikat ve adalet süreçlerinde, toplumsal yeniden yapılanma programlarında eşit karar yetkisine sahip olması gerekir.

Örgütlü kadın mücadelesi tüm topluma kazandırır

Savaş ve çatışmalar, kadınları erkeklerden farklı biçimlerde etkiliyor. Kadınlar, yalnızca yaşamını kaybetme, yaralanma veya yerinden edilme gibi doğrudan şiddet biçimleriyle karşılaşmaz; aynı zamanda savaşın ekonomik yükünü, bakım emeğini, yoksulluğu, cinsel şiddeti ve toplumsal baskıyı daha ağır biçimde taşır. Bu nedenle savaş sonrası toplumun yeniden kuruluşu, kadınların özgürlük perspektifini içermediğinde çatışmayı besleyen erkek egemen yapılar başka biçimlerde varlığını sürdürür. Dolayısıyla gerçek bir toplumsal barış için yalnızca “silahların bırakılması” değil, erkek egemenliğinin ve şiddet kültürünün yeniden üretilmesini engelleyecek demokratik mekanizmaların kurulması da gerekir.

Kadınların siyasal temsili, yerel yönetim deneyimleri, eş başkanlık sistemi, kadın meclisleri, kadın kurumları ve örgütlenmeleri, Kürt siyasal hareketinin en önemli demokratik deneyimleri arasında yer alıyor. Kadınların mücadelesiyle kazanılan bu deneyimler, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir yaşamın inşasında önemli bir rol oynuyor. Bugün de barışın kalıcı hale gelmesinde, barışın ve demokratik toplumun inşasında örgütlü kadın mücadelesi yalnızca kadınlara değil, tüm topluma kazandıracaktır.

Meclis'in üstlendiği, tarihsel sorumluluktur

Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü konusunda tüm eksiklik ve yetersizliklere rağmen önemli bir başlangıç yapıldı. Yüksek bir oyla kabul edilen yasa ile Meclis, tarihsel bir sorumluluk üstlendi. Meclis, yalnızca yürütmenin hazırladığı düzenlemeleri onaylayan bir kurum olmaktan çıkıp barışın kurucu zemini, demokratik müzakerenin merkezi ve hukuki güvencelerin üretildiği temel kurum haline gelmelidir. Bu nedenle izleme komisyonunun gerçek bir denetim yetkisine sahip olması; siyasi partilerin yanı sıra kadın örgütleri, insan hakları örgütleri, akademisyenler, hukukçular, mağdurlar ve çatışmadan etkilenen toplum kesimleri ile düzenli temas kurması önemlidir.

Barış ve demokrasinin rotası belirleyecek olan

Kalıcı barış için siyasal sistemin demokratikleşmesi, hakların güvence altına alınması, mağdurların tanınması, toplumsal eşitsizliklerin azaltılması ve toplumun bütün kesimlerinin geleceğin kuruluşuna katılması gerekir. Türkiye’nin bugün önündeki tarihsel fırsatı iyi değerlendirmesi ve bu süreci yeni bir demokratik toplumsal sözleşmeye geçişin ilk hukuki adımı olarak ele alması, barışın ve demokrasinin rotasını belirleyecektir. Kürt sorununun çözümü, yalnızca Kürtler açısından değil, Türkiye’de yaşayan tüm halklar ve inançlar açısından da yeni bir sürecin ve demokratikleşmenin önünü açacaktır. Kadınların bu sürece katılımı ise yalnızca kadınların özgürlüğüyle ilgili değil, kurulacak barışın niteliğini belirleyen temel ölçütlerden biri olacaktır.