- 300 bin kişiyi cezaevlerinde tutan Türk iktidarı, iradelerini kırıp biat ettirmek için hukuku ve yasaları askıya alarak tüm olanaklarını seferber ediyor, başarmayınca da ölümle sonuçlanmasını umursamadan her türlü işkenceyi uyguluyor.
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine her gün yenisi ekleniyor. İnfaz yakmaların arttığı cezaevlerinde, tedavi ve tahliyesi engellenen hasta tutsaklar ölüme terk ediliyor. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) raporuna göre, 2021 yılı içinde 7’si infaz ertelemelerinden kısa bir süre sonra olmak üzere en az 59 hasta tutsak yaşamını yitirdi. 2022'de de ölümler durmadı. 30 Ocak’ta, tahliyesine 5 ay kalan Mehmet Hanefi Bilgin (58) Bolu F Tipi Cezaevi’nde, 2 Şubat’ta ise İHD’nin ağır hasta tutsaklar listesinde yer ala Turgay Deniz (39) yaşamını yitirdi. Hasta tutsaklar daha önce verilen “cezaevinde kalamaz” raporu veren Adli Tıp Kurumu (ATK), yeniden düzenlediği “cezaevinde kalabilir” raporlarıyla tahliye edilmiyor. Tahliyelerinde olduğu gibi tedavileri de engellenen hasta tutsaklar, ailelerinin aylardır sürdürdüğü adalet talepli nöbet eylemlerine rağmen cezaevlerinden tabutla çıkıyor.
Siyasi misin, o zaman öl!
Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan ve 30 yıllık tutsak Seyithan Ay, 6 ay önce boğazından rahatsızlanarak revire başvurdu. Basit tıbbi müdahalelerle rahatsızlığı geçmeyince Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edilen Ay’a dört ayı aşkın süre ilaç tedavisi uygulandı. Buna rağmen iyileşme göstermeyen Ay'ın ameliyat edilmesi gerektiği söylendi.
Ay, Kasım 2021'de yeniden hastaneye sevk edildi, ancak doktorun ırkçı tutumuna maruz kaldı. Tedavi sırasında Ay’a hangi gerekçeyle cezaevinde kaldığını soran Doktor M.H.E., “Siyasi tutukluyum” cevabı üzerine “Senin ameliyata ihtiyacın yok. İlaca da ihtiyacın yok. Sen bu şekilde yaşayabilirsin. Tedaviyi sonlandırabiliriz” dedi. Ay hastaneden çıkarılarak cezaevine geri götürüldü. Ameliyat edilmeyi bekleyen Ay’ın ameliyatı da kendisiyle görüşme alınmadan Doktor N.G. tarafından iptal edildi.
Rahatsızlığının devam etmesi üzerine Ay, Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi yerine Dicle Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildi. Burada tedavisine başlanan Ay’ın, tedavisinin yanlış yapıldığı, boğazından alınması gereken parçanın yanlış yerden alındığı tespit edildi. Bunun üzerine Ay’ın tedavisi sil baştan başlandı.
Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine, Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü, Tabip Odası ile Türk Tabipler Birliği’ne (TTB) de durumu bildiren avukatı Lokman Emen, 2 doktor hakkında suç duyurusunda bulundu. Av. Emen, şunları söyledi: “Konuşmakta ve nefes almakta zorluk çekiyor. Bazen anlaşılmayınca yazmak zorunda kalıyor. Bu 6 aylık süre boyunca sadece sıvı gıda ve mamalarla besleniyor. Vahim bir tablonun içindeyiz.” İSTANBUL
Tutsağın bağırsaklarını deştiler
Bünyan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde ayakta sayımı kabul etmeyen tutsaklardan Fetullah Hazar’ın gördüğü işkence nedeniyle bağırsakları çıktı.
Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi, Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, 4 Şubat’ta Bünyan 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde işkenceye maruz kalan tutsaklar Sami Geylan, Ferhat Önder, Şaban Kaygusuz, Emrah Kına, Ali Saday ve Fetullah Hazar ile görüşme gerçekleştirdi.
Ayakta sayım dayatması
Tutsak Sami Geylan ve Ferhat Önder, avukatlara, 29 Aralık 2021'de Mahir Can Ada ve Bülent Öztürk ile Bünyan 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nden Bünyan 1 Nolu T Tipi Cezaevi’ne sürgün edildiklerini aktardı. Tutsakların anlatımı özetle şöyle: "Mahir ve Bülent, 10 gün boyunca karantinada tutuldu ve burada ayakta sayım dayatıldı. Karantina süreleri bittikten sonra A-28 numaralı, içerisinde kamera olan odaya alınıp zorla ayakta sayım yaptırılmaya çalışıldı. 7 Ocak’ta A-7 odasına alındılar, burada da sabah ve akşam ayakta sayım dayatıldı. 19 Ocak'ta ayakta sayım dayatmasına sloganla karşılık verilince saldırdılar. 20 Ocak’ta zorla havalandırmaya çıkarıldılar, işkence nedeniyle yaralanan tutsakların oldu. Sayımdan sonra Mahir Can Ada ve Bülent Öztürk, A-21 odasına götürüldü ama yeniden ayakta sayımı kabul etmedikleri için işkence yapıldı. Haklarında 'gereksiz slogan atma' ve 'ayakta sayımı kabul etmeme' gerekçesiyle 50’den fazla disiplin soruşturması başlatıldı.
Ölüm tehditleri
Tutsak Şaban Kaygusuz ise yapılan görüşmede, bir ay önce dört tutsağın 2 Nolu T Tipi’nden 1 Nolu T Tipi’ne sürgün edildiğini, ayakta sayımı kabul etmedikleri için işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını aktardı. Gardiyanların dört tutsağı ölümle tehdit ettiğini ve bu durumun her gün tekrarlandığını ifade eden tutsak, Veysel Zengin isimli tutsağın gardiyanların işkencesinden kaynaklı başından darbe aldığını ve titreme nöbetleri geçirdiğini belirtti. Gardiyanların tutsaklara, 'Ne mutlu Türküm diyene' şeklinde slogan atmaları için işkence ettiğini, tutsakların suç duyurularının ardından gardiyanların şiddetin dozunu arttırdığını ve “Devlet biziz. Burası Kayseri, hiçbir yere benzemez. Ssizi burada öldüreceğiz” diyerek ölümle tehdit ettiklerini söyledi.
Müdür de işkenceci
Gardiyanların işkenceyi kamera önünde gerçekleştirdiklerini dile getiren tutsak, işkenceye kurum müdürünün de katıldığını belirtti. Kamerasız yerlerde şiddetin dozunun arttığını kaydeden tutsak, saldırıların öldürmeye dönük olduğunu, tutsakların işkenceden kaynaklı yaralı olduğunu, revir tarafından kendilerine darp raporu verilmediğini kaydetti.
Yine aynı cezaevinde bulunan tutsak Emrah Kına yapılan görüşmede, 4 Şubat sayımında tutsak Veysel Zengin’in başına, sırtına darbe aldığını ve dudağının patladığını söyledi. Veysel Zengin’in aldığı darbeler sonucunda kusmaya başladığını ve sağlık durumunun iyi olmadığını dile getiren tutsak, haklarında 50’den fazla disiplin soruşturması başlatıldığını ifade etti.
Kasığı yırtıldı
Ali Saday ve Fetullah Hazar ile yapılan görüşmelerde ise tutsaklar, aynı işkence ve kötü muamelelere maruz kaldıklarını aktardı. Tutsaklar, Emrah Kına’nın işkence neticesinde ağır yaralandığını, Fetullah Hazar’ın kasık fıtığının olduğunu; işkence sırasında aldığı darbeler nedeniyle kasığının yırtıldığını ve bağırsakların dışarı çıktığını dile getirdi.
Cezaevi görüşmelerinde yer alan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatlarından Abdülcelil Akın, işkence yapılan ve kötü durumda olan tutsakların hastaneye sevk edilmediğini belirterek, bugün işkence ve kötü muameleye ilişkin suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.
Boğmaya çalışıp kulak zarını patlattılar
Silivri 5 Nolu Cezaevi’nde tutulan Hamgin Karakaş ile üç tutsak geçen hafta Afyon Karahisar 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi. Karakaş, sevk sırasında maruz kaldıkları hak ihlallerini 4 Şubat’ta ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde yaşananlara aktardı.
Annesi Cemile Karakaş, çıplak aramayı kabul etmedikleri için tek kişilik hücrelere atılarak işkence yapıldığını belirterek, şunları söyledi: "Oğlumun kemerini çıkarıp boynuna bağlamışlar. Onu boğmaya çalışmışlar. İki dakika kemer boynunda kalmış. Zor nefes almış. Elbiselerini de vermemişler. Eşyalarını istediklerinde ‘nerede olduğunu bilmiyoruz’ demişler. Sürgün sırasında asker ve gardiyanlar işkence yapmış. Kulak zarı patlamış ve kulakları kanamış. Oğlum gardiyanlara seslenmiş ama onu hastaneye götürmemişler. Sabaha kadar kulakları kanamış. Daha sonra ısrarı üzerine hastaneye götürmüşler. Oğlum darp raporu almış.”
6 hasta tutsak, 6 aydır hücrede
Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 6 hasta tutsak, 6 aydır tek kişilik hücrede tutuluyor.
Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Yusuf Kenan Dinçer, cezaevindeki hak ihlallerine ilişkin hazırladığı raporu Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na gönderdi. 6 hasta tutsağın 6 aydır tek kişilik hücrede tutularak cezalandırıldığı kaydedilen raporda, tutukluların Talat Şanlı, Şahin Kaya, Akil Nergüz, Yusuf Kenan Dinçer, Tamer Korkmaz ve Murat Kaymaz olduğu açıklandı. Raporda, “merhamet değil, adalet istiyoruz” ifadelerine yer verildi.
Akciğer hastası tutsağa solunum cihazı verilmiyor
Malatya Akçadağ Cezaevi’ne sürgün edilen hasta tutsak Mehmet Yamaç'ın kullandığı solunum cihazı verilmedi.
Kayseri Bünyan Cezaevi’nden yılın ilk günlerinde Malatya Akçadağ Cezaevi’ne sürgün edilen ağır hasta tutsak Mehmet Yamaç (57), yaşadığı hak ihlallerini vasisi Uğur Sayan ile yaptığı telefon görüşmesinde aktardı. 27 yıldır farklı cezaevlerinde tutulan müebbet hapis cezasına çarptırılmış olan Yamaç, 19 Aralık 2000'de “Hayata Dönüş Operasyonu” adı altında Adana Ceyhan Cezaevi’ne yapılan baskında ağır yaralandı. Göğüs kafesi kırılan Yamaç’ın, 22 yılı aşkın süredir tedavisi yapılmıyor. Cezaevine atılan gazlar nedeniyle akciğerinin bir bölümü zarar gören Yamaç'ın, yanlış ilaç tedavisi nedeniyle midesinde kalıcı yaralar oluştu. Tedavisi yapılmadığı için ağrılar yaşayan Yamaç'ın Kronik astım, KOAH ve akciğer hastalığı bulunuyor. Hastalıkları nedeniyle solunum cihazı kullanan Yamaç'a sürgün edildiği Akçadağ Cezaevi'nde solunum cihazı verilmedi.
Yamaç'ın Akçadağ Cezaevi'ndeki uygulamaları "27 yıl boyunca kaldığım cezaevleri içinden en fazla baskı uygulananı" diye tarif ettiğini belirten Sayan, “Diyarbakır cezaevini aratmayacak uygulamalar yapılıyor. Bu uygulamalara son verilmezse ve devam ederse ‘Bedel ödemeye hazırız, dedi. Baskıların devam etmesi halinde ölümlerin kaçınılmaz olduğunu aktardı” şeklinde konuştu.
Denetim ve korku için
Cezaevlerinin varlığının tüm topluma tehdit olduğunu kaydeden İHD İnsan Hakları Akademisi Başkanı Hüsnü Öndül, AKP iktidara geldiğinde tutuklu sayısı 50-60 bin civarında olduğunu, şimdi 300 bini aştığını belirterek, "Bu şekilde bütün olarak toplumu denetim altına almış, topluma korku salmış oluyor” dedi.
İHD İnsan Hakları Akademisi Başkanı Hüsnü Öndül, Türkiye'de çok uzun dönemdir politik-muhalif kimlikli kesimlere farklı muamelelerin uygulandığını hatırlattı. Öndül, “Yasayı uygulayan görevlilerin aykırı davranışlarının etkin bir şekilde soruşturulmaması, cezasızlık politikalarının sürdürülmesi ve işkence mahkum edilmiyor. Türkiye'de işkence, yargısız infaz ve cezaevlerinde insanları öldürenler soruşturulmuyor, soruşturulsa da dava açılmıyor, dava açılsa cezalandırılmıyor. Türkiye'de içeride ve dışarıda kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı garanti altında değil” dedi.
İnsanlar keyfi bir şekilde gözaltına alınabildiğini ve tutuklandığını kaydeden Öndül, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) göre insan haklarının korunma sorumluluğunun esas olarak devletlere ait olduğunu hatırlattı. Öndül, devletin negatif ve pozitif sorumluluklarından şöyle bahsetti: “İşkence yapmayacak, onunla birlikte hareket eden kimseyi öldürmeyecek, yaşam hakkından kimseyi mahrum etmeyecek. Bunlar devletlerin bizzat kendi memurlarıyla yapmaması gereken şeyler. Pozitif yükümlülük ise önlem alma yükümlülüğüdür. Şu anda cezaevlerinde insanlar ölüyor. Varsayalım ki kamu görevlileri, jandarma veya infaz memurları öldürmedi, hastalıktan dolayı öldü, öyle diyorlar. Bu tür ölümler pozitif yükümlülük ihlalidir. Hasta tutuklular, şikayetlerine rağmen hastaneye götürülmüyor, teşhis olmasına rağmen ilaçları verilmiyor. Cezaevinde kalamayacağına dair üniversite hastanelerinin verdiği raporlara rağmen bağımsız ve tarafsız olmayan ATK ‘cezaevinde kalabilir’ raporu veriyor. Burada devlet önlem alma yükümlülüğünü yerine getirmiyor.”
Cezaevlerinin varlığının tüm topluma tehdit olduğunu kaydeden Öndül, “İnsanları kapatarak cezalandırma son 300 yılın üründür. AKP iktidara geldiğinde tutuklu sayısı 50-60 bin gibi bir rakamdı, şimdi cezaevlerinde 300 bin kişi var. Bu şekilde bütün olarak toplumu denetim altına almış, topluma korku salmış oluyor” dedi.
İradesizlik veya ölüm
Hasta tutsakların serbest bırakılması için uluslararası kurumlara “Acil Çağrı” metni gönderdiklerini hatırlatan ÖHD Genel Sekreteri Rengin Ergül, siyasi tutsaklara düşman ceza hukuku uygulandığını, tam olarak şunun yapılmak istendiğini söyledi: "Ya hapishaneden tabutu çıkarmak ya da o iradeyi hapishanede yok etmek.”
ÖHD, hasta tutsakların tahliye edilmesi için Adalet Bakanlığı ve bağlı kurumlar başta olmak üzere Türkiye’de tüm mekanizmalara yaptıkları başvuruların sonuçsuz kalması üzerine uluslararası kurumlara “Acil Çağrı” metni gönderdi. Avrupa Konseyi ve ilgili kurumlar, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletlerin de aralarında bulunduğu 50 kurum ve kişiye gönderilen metinde, Türkiye cezaevlerinde yaşanan ölümler ve hasta tutsakların durumuna dikkat çekildi. ÖHD Genel Sekreteri Rengin Ergül, Adli Tıp Kurumu'nun (ATK) devlet politikasıyla paralel bir pratik sergilediğine dikkat çeken Ergül, “ATK ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verse bile, yine İnfaz Kanunu’nda bir kişinin ‘kamu güvenliği açısından tehlike oluşturması’ gibi kıstaslarla tahliye edilemeyeceği, infazının ertelenemeyeceği düzenleniyor. Dolayısıyla bir sürü istihbarı rapor ve belgelerle, kişilerin ‘toplum güvenliği için tehlike oluşturduğu’ gerekçesiyle infazları ertelenmiyor, tahliye edilmiyor. İnfazları sona ermesine rağmen tahliye edilmeyen hasta mahpuslarla ilgili yasalarda aleyhe olacak düzenlemeler yapılıyor. Genel olarak bütün bu durumlar göz önüne alındığında, siyasi mahpuslara düşman ceza hukuku uygulanıyor. Tam olarak yapmak istediği ya hapishaneden tabutu çıkarmak ya da o iradeyi hapishanede yok etmek” şeklinde konuştu.
Hasta tutuklular için “Acil Çağrı” metni gönderdikleri uluslararası kurumlardan bazılarının yaptırım, bazılarının tavsiyede bulunma gibi rolleri olduğunu işaret eden Ergül, uluslararası kurumların Türkiye üzerindeki denetim ve yaptırım gücünü etkili kullanmadığını vurguladı. Ergül, “Başvuruda bu kurumları sadece açıklama yapmaya davet etmedik. Türkiye’deki mekanizmalardan, Adalet Bakanlığı’ndan, Sağlık Bakanlığı’ndan, siyasal iktidardan bilgi talep edilmesini talep ettik. Türkiye hapishanelerine bağımsız heyetler ile ziyaret gerçekleştirilmesi talebinde bulunduk. Aynı zamanda bu ölümlerin etkili şekilde soruşturulduğuna dair bilgi talep edilmesini istedik. Şu anda bize gelen cevap, takip ettikleri ve kaygı duydukları oldu” diye aktardı.
60 yaşındaki hasta tutsağa ters kelepçe
60 yaşındaki hasta tutsak Abdürrahim Demir'in ağız içi araması ve ters kelepçe dayatması nedeniyle tedavi hakkı engelleniyor.
İHD İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu, hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek için her hafta yaptığı “F Oturumu” eyleminin 515. haftası da dernek binasında gerçekleştirildi. Eylemde, 21 yıldır cezaevinde olan 60 yaşındaki hasta tutsak Abdürrahim Demir’in durumuna dikkat çekildi. İHD Hapishaneler Komisyonu üyesi avukat Ümmühan Kaya, Edirne F Tipi'nde tutulan Demir’in uğradığı ağır işkenceler sonucu sağlık sorunları yaşadığını; kronik kalp ve böbrek yetmezliği, damar tıkanıklığı, akciğerinde, böbreklerinde, kalın bağırsaklarında ve mesanesinde gelişen kistlere bağlı sorunlar, ileri derecede nefes darlığı, görme bozukluğu, işitme kaybı ile diş hastalıkları bulunduğunu söyledi.
Demir’in cezaevi koşullarında kalamayacağının altını çizen Kaya, şunları söyledi: “Üç aydır devam eden yoğun kanamaları daha da artınca acil olarak Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne götürülmüş, acil kolonoskopi çekilmesi gerektiği için randevu alınmış, ancak tetkik sırasında ters kelepçe yapılarak sedyeye bağlanmak istenmesine itiraz ettiği için işlem yapılmadan hapishaneye geri götürülmüştür. İkinci defa alınan randevu öncesinde, bu defa hastanede sıra beklerken ağız aramasına zorlanmış, bu uygulamaya itiraz ettiği için işlem yapılmamış, Demir her defasında kolonoskopi yapılmadan hapishaneye geri getirilmiştir. Sağlık hizmetine erişemeyen Demir hakkında yapılan infaz ertelemesi talepleri keyfi olarak reddedilerek, sağlığı yanında yaşamı da tehlikeye atılmaktadır.”