Irkçılığın 50 tonu

Sezai TEMELLİ yazdı —

27 Temmuz 2021 Salı - 22:14

  • Bir yanda Kürt düşmanlığı, diğer yanda mülteci düşmanlığı. Her iki kampın Kürtlere ve mültecilere yaklaşımında belirgin ortaklaşmış davranış ırkçılık! Milliyetçi olmakla ulusalcı olmak kadar farklılık barındıran, aslında farksızlıklarını gösteren bu yaklaşımların çoğulculuğa olan tahammülsüzlükleri belirleyici politik faktör. 

Konya’da Kürt aileye yapılan saldırı uzun süredir devam eden sistemli ırkçı saldırılara bir yenisini ekledi. Yıllardır sürdürülen nefret söylemi ve savaş politikalarının toplumsal alana yansımasının bir sonucu olan, münferit olarak nitelenmeyecek bir sıklıkla kendisini yineleyen bu saldırılar Sakarya’dan Ankara’ya, İzmir’den Konya’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşanıyor ve ağırlıklı olarak mevsimlik tarım işçilerini hedef alan bir kurguya sahip. Yerleşik olanların da hedef haline geldiği ve giderek artan bir ırkçı saldırı dalgası yayılmaya devam ediyor. Neredeyse yılda ortalama otuz saldırının gerçekleştiği ve yüzlerce insanın yaralandığı ve onlarca insanın da yaşamını yitirdiği düşünülürse ırkçı saldırıların politik arka planı olduğu artık yadsınamaz.

Kürtlere yönelik ırkçı saldırıların iktidarın nefret söylemi ve Kürt düşmanlığına dayalı savaş politikalarından kaynaklandığı, bu saldırılar aracılığıyla iktidarın toplumu şiddet yoğun ırkçı bir kamplaşma ekseninde düzenlemeye çalıştığı bir gerçeklik. İttihatçı toplum mühendisliğinin yeni varyantı olan bu saldırılar sadece iktidarın tasarruflarıyla da sınırlı değil. Devletin kurucu konfigürasyonu içinde yer alan tekçiliğin tezahürü olarak da göreceğimiz bu politika, siyasetin çok yaygın bir alanında açık veya zımni olarak kabul görmekte.

Mültecileri misafir gören ve geri göndermeye yönelik projelerin siyasette malzeme haline geldiği bugünlerde bu malzemeyle haşır neşir olanların iktidardan geri kalır taraflarının olmadığı açık bir biçimde görülüyor. Liberalinden sosyal demokratına, hatta sosyalistine kadar mülteci karşıtlığı ırkçılığın yeni bir varyantı olarak karşımıza rahatlıkla çıkabiliyor. Kamplaşmış siyasetin birbirini besleyen en güçlü zemini bu ırkçılık halinde gizli olsa gerek…

Bir yanda Kürt düşmanlığı, diğer yanda mülteci düşmanlığı. Her iki kampın Kürtlere ve mültecilere yaklaşımında belirgin ortaklaşmış davranış ırkçılık! Milliyetçi olmakla ulusalcı olmak kadar farklılık barındıran, aslında farksızlıklarını gösteren bu yaklaşımların çoğulculuğa olan tahammülsüzlükleri belirleyici politik faktör. Kuşkusuz ırkçılığın ana beslenme damarı Kürt düşmanlığı, bu düşmanlık diğer tonların oluşmasına da ağırlıklı biçimde neden oluyor. Toplum her iki kampın bu nefret söylemine maruz kaldıkça tekçi zihniyetin sınırları dışında kalan tüm farklılıklara karşı ırkçı tavrı maalesef içselleştirebiliyor.

Toplumu bu nefret girdabından çıkarmak bu iki kamp dışında kalan siyasetin önceliği olmak zorunda. Irkçılıkların yarıştığı politik söyleme karşı çoğulculuğu ve bir arada yaşamı savunan, eşitlikçi bir anlayışla toplumsalı kavrayan, kamplaşmış iki burjuva siyasetine karşı emekten, sınıftan yana bir siyasetle ırkçılıkla mücadele eden bir yaklaşımın politik arenada daha güçlü hale gelmesi artık bir zorunluluktur.

Başta Kürt meselesi olmak üzere, Suriye meselesinden yoksulluğa kadar çözüm bekleyen tüm sorunların bir çözüm hattına kavuşabilmesi her şeyden önce bu tekçi, ırkçı siyasetten kurtulmakla mümkün.

Bugün HDP’ye yönelik saldırılarda da çoğulculuğa olan tahammülsüzlüğü baş köşeye koyabiliriz. HDP’nin çoğulcu politik anlayışı siyasette hâkim olan tekçi, ırkçı anlayışa verilmiş en güçlü yanıt ve politik zeminde oluşturulmuş yine en güçlü demokratik seçenektir. Bu, stratejisini biçimlendirdiği paradigması ve onun güzergahı olan Üçüncü Yol siyasetinden kaynaklanmaktadır.

Ulus devlet anlayışını aşan, çoğulcu ve demokratik bir cumhuriyeti ve yeni yaşamı var edebilecek bir yaklaşımla siyaseti ele alan Üçüncü Yol stratejisi önümüzdeki dönem açısından en önemli açılımı yaratacaktır. Bu iki kampa sıkışmayan demokrasi güçlerinin, mücadele alanlarının bu yolculuğa katılması büyük dönüşümü sağlayacak toplumsal potansiyeli açığa çıkarabilecektir. Bugün ırkçılık yarışına tutulmuş iki burjuva kampın hala Misak-ı Milli’cilik oyunu oynayan yayılmacı siyasetine karşı kadınların, halkların, emekçilerin haklarını savunan yeni bir misak zamanı gelmiştir…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.