IŞİD’in kalesinde panik fırtınası

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

9 Kasım 2020 Pazartesi - 22:54

  • İstisnaları var ama, Başkanların iki dönem üst üste seçilmesi, Amerikan siyasetinde neredeyse gelenekseldir. O nedenle, Trump’ın berbat ilk dört senesine rağmen, yeniden seçileceği uzak ihtimal değildi. Hatta, Başkan ve çevresi ile ondan geçinenler, uluslararası düzlemde, Geleceklerini onda görenler (en başta TürK ırkçı-dinci rejimi), o inanç ve umutla rehavet içindeydi.

Ama olmadı. Amerikalı çoğunluk kan ve büyük acılar karşılığında kazandıkları demokrasilerine sahip çıktılar. Giderek otoriteleşen ve gemin demirini azı dişlerinin ardına alan, yap-satçılıktan gelme Trump’a bağlanan umutlar, 3 Kasım akşamı yavaş yavaş solmaya başladı. Beklentiler, ilerleyen saatlerde hayal kırıklığına ve ardından paniğe yol açtı.

Trump’ın gölgesinde, her türlü uluslararası korsanlık, yolsuzluk ve eşkıyalığı ele almış, borç para ve NATO silahları ile Emperyal maceralara çıkmış, bütün gövdeleriyle Kürt kanına batmış olanlar, yastaydı. Çünkü dayanaklarını, koruyucu sigortalarını kaybetmişlerdi.  

lrak Şam İslam Devletinin (IŞİD) yeni kalesine, ılıman havada kar yağmış, yağış hemen sonra paniksel fırtınaya evrilmişti.

Panik, dünyaca izlenen oy sayımı süreci, Türk televizyonları dalkavukluk sahneleriyle seyircileri güldürmeye başladı. Öyle bir dalkavukluk ki, gören Recep T. Erdoğan yerine Trump  yarışıyor, sanıyordu. Haberi aktaran spikerler, Trump’ın zaferini cilalıyor, Amerikan haber aktaran muhabirler, “Trump gerilediği yerlerde şahlanıp arayı hızla kapatıyor” müjdesi veriyor, Washington’dan haber veren bir muhabir “Biden kazanıyor” deyince, ekrandaki muhatabının küfür ve hakaret salvosuna uğruyor, ekranı terk ediyordu.

Türkler, “kazandı” deyince, sanki Trump kazanmış oluyordu. Panik fırtınası bu boyutta ve ayrıca onlar, paniğe kapılmakta haklıydılar.

Çünkü Trump, “ganimetler” sunan adamdı. Recep T. Erdoğan’ın “Tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek vatan” naralarıyla şekillenen Türk-İslam ırkçılığı (Faşizm) Trump yönetiminin izni ve katkılarıyla Kürt kanında yıkanmıştı, çünkü.  

Suriye’ye bağlı Kürt topraklarının peş-keş çekilmesinde Trump, Vladimir Putin ve kendisi gibi eski bir KGB ajanı olan Lavrov’un liderliğindeki Rusya elbirliği, işbirliği halindeydi. IŞİD ve Türk ordusu Kürtlere saldırırken, hava sahasının egemenleri onlardı. Ve bu sahayı açtılar. Kürtlerin ise hava gücü hiç yoktu.

Kısacası, Türk-İslam Faşizm NATO silahlarıyla ve Trump ile Putin’in izniyle emperyallistlik oynamak üzere sahaya çıkmıştı.

Recep T. Erdoğan, lideri Bağdadi’yi kaybettikten sonra, ortada kalan uluslararası (Uygun, Afgan, Özbek, Çeçen, Balkanlı, Arap....) İslamcı teröristleri, “ılımlı muhalif”  adıyla koruyucu kanatları arasına almış, onlardan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Suriye Milli Ordusu adında iki ordu kurup başına geçmişti. Bu vahşileri, kara ordusu olarak Kürtlerin üstüne sürdüler.

Ve dahası bunlar, Asyanın kaçkınları, ortalığın yurtsuzlarıydı. Erdoğan, Kürtleri yerlerinden ederek, vatanlarını bunlara yurt yaptı. Trump ve Putin de körü, sağır ve dilsiz rolünü oynayan maymun olarak Erdoğan’ın bu insanlık suçuna orak oldular.

Oysa, daha bir gün öncesine kadar Amerikalılar, Kürtlerle omuz omuza bunlara karşı savaşıyorlardı. Şimdi onların, Amerika yapımı NATO silahlarıyla Kürtlere saldırmasına seyrciydiler.

Bunu sağlayan, bakışı ve yüz ifadesi nedeniyle “fare” diye anılan Amerikanın bölge temsilcisi James Jeffrey’di. Onaylayan ise Başkan Trump’tu. Aynı Trump bir gün öncesine kadar, Kürtleri kutsarcasına anıyordu. Ama Erdoğan’la konuştuktan hemen sonra, dostluğu da, müttefikliği de satan adam olarak beliriverdi. En çok da kendi halkı tarafından lanetlendi...

Öte yandan Ortadoğu, güçlünün güçsüzü diri diri yuttuğu, kanlı bir ormandı. Bu ormanda, Iraklı Saddam teröre yataklık suçlamasıyla asıldı. Libyalı Kaddafi, terör ihraç etmekten diri diri kazığa geçirildi.

Ama Erdoğan, arkalıydı. Türklerin de çok kullandığı bir deyimle “kuvvetli dayıları var”dı. Yani şerbetliydi. Ardında kafa kesen, tecavüzcülük yapan, ganimetçilik, hırsızlık peşinden koşan eski IŞİD’çı yeni “ılımlı muhalifler”den ordularıyla, Kürt topraklarını fethe çıkıyor, Libya, Irak ve Ermenistan’a terörist ihraç ediyordu. Elindeki fazlalıklarla, Avrupa tehdit etmek üzere Yunanistan sınırına dayanıyor, “para vermezseniz onları salarım ha” tehdidi ile haraç alıyordu.

Ancak Erdoğan Saddam veya Kaddafi gibi “yalnız kuş” değildi. Onun arkasında, Trump ve Putin kapı gibi koruyucuları vardı. Terörist besleyip ihraç etmekten, veya onları kullanıp haraç almak, ganimet toplamaktan kimse ona bir soru bile sormadı.

Her neyse devran değişti. Türk-İslam Faşizmi Trump dayanağını kaybetti. bu yüzden panik halindeler. Şaşkınlık yaşıyorlar. Hesap sorulur mu, korkusuyla titriyorlar.

Fare Jeffrey, gemiyi terk eden ilk oldu. Yalakalığın hesabı sorulur mu ona, bilmiyorum.

Ama Türkler, Kürtlerin kişiliğinde işledikleri insanlık suçundan olmazsa bile, en azından İran’a uygulanan ambargoyu delme korsanlığından, kapıları çalınacağı korkusu ile panik halindeler. Bir de dolar kaçakçılığı ve Ruslardan alınan füze meselesi var.

Amerika’nın sorumluluk alanıyken, Fare Jeffrey’in çizdiği harita üzerinden Türk işgaline açılan Serêkaniye ve Girê Sipî ile Efrîn’deki barbarca ırkçı arındırma, mafya türü cinayetler, yine mafya tarzı soygun, haraç toplamalar yüzünden, insanlık adına bir soruşturma açılır mı bilmiyorum.

Ama bir dünyalı, bir insan olarak ummak istiyorum. İnsanlığın ölmediğini görmek, çok mu büyük bir beklenti? Ben yine de ummak istiyorum. Dünya babarların at koşturma alanı olmamalı...

Ancak, “hesap sorulacak” korkusundan mı bilmiyorum. Türk-İslam Faşizmi, yeni seçilen Amerikan Başkanına çok mesafeli. Onu yok sayıyor, görmezlikten geliyorlar. O nedenle, bütün dünya nezaketen yeni seçilmişleri kutlarken, onlar sessiz, dilsiz...

Başkan Biden’ı kutlayan Kürtleri ve CHP’yi, düşmanla işbirliği yapmışlar gibi imalarla dışlayıp kınıyorlar.

Ama biz, eski kalan işportacıları, henüz kurulmamış üniversitenin mezunu sokak kabadayılarını çok gördük. Göreceksiniz, bunlar pek yakında, bir zamanlar Putin’in kapısında ağaç kesildikleri gibi, Washington kapılarında da, el öpme kuyruklarına gireceklerdir...

Kürtlerin insanlık davası mı? Umarım “Ahirete” kalmaz!...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.