IŞİD’in lideri artık kravatlı...

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

8 Şubat 2021 Pazartesi - 23:16

  • IŞİD, görkemli güce sahip ve baş edilmez olduğunu görünmek için, kara peçeli ve kara giysiler içindeki kiralık katiller, hırsız ve tecavüzcülerden oluşan ordusunun taburlarını, ardı ardına dizilmiş apak kamyonetlere bindirip ayakta dikerek topluca taarruza geçiriyordu.

 

Kürtlere kadar, kimse de bu manzaraya karşı duramadı. Onları gören Suriye ve Irak askerleri silahlarını bırakıp canlarını kurtarmak üzere, tabana kuvvet kaçıyorlardı.

Ama, bir parantez açarak söyleyelim: Özgürlüğe adanmış Kürt savaşçılar, İslamcı teröristlerin, bu oyununu bozdu. Onları yenilgiden yenilgiye uğratarak, tecavüzcü, hırsız ve kiralık katillerden savaşçı çıkmayacağını dünyaya gösterdi.

Onlar, zayıfı hedef alan savaşlarında, “ganimet“ peşindeydi. Gösterilen hedefte, önlerine çıkan şehirleri, kasaba ve köylerini yakıp yıkma, IŞİD İslamında ibadetti, sevaba girmekti.

İnsan başı kesme törenleri de, korkuyu salgına dönüştürme ve de ibadetlerinin bir türüydü. Bu yüzden, baş kesmeyi seyirci kitlesi önünde, törensellikle yapıyorlardı. Ki gören anlatsın, kendilerinden korkuyu (terörü) yaysın diye...

Kürtler, Rojava‘da onları yenilgiye uğrattıktan sonra bozgun başladı. Bir bölümü, nereye olduğunu bilmeden başını alıp gitti. Ama, büyük bir kesimi koruyucu ve kollayıcıları TC’ye sığındı. Baş kesenlerde biri, en son Bursa gaz şirketinde çalışırken görüntülendi.

Kopanlar ise Türk-İŞD işbirliği ile cezalandırılmak üzere, görüldükleri yerlerde yakalandılar.

Ve bir parantez, Recep Tayyip IŞİD yenilgisinden sonra, bilenmiş bir kinle Kürtlerin üstüne yürüdü. İntikam alırcasına Kürtlerin yurdunu işgal edip IŞİD’lileri yerleştirdi.

Parantezi kapatırsak, IŞİD’in hedef alıp taarruz ettiği yerlerde, insanların malı, mülkü, her türlü kazancı ve kadınları, kız çocukları da onlara vadedilmiş ganimetti. Ganimet kadın ve kız çocuklarına tecavüz “günah“ yazılmasın diye, tecavüz kurbanlarıyla yarım saat veya 15 dakikalığına nikah kıyacak imamları da yanlarındaydı.

Allahu ekber naralarıyla saldırıyor, çoğu zaman, onlar çekip giderken geride bıraktıkları kurbanları, yerde kanayarak can çekişiyordu.

IŞİD’in Rojava’da, Irak ve Suriye‘de zebanileşmeyi sürdüre dursun, Recep Tayyip’in başkomutanlığındaki Türk ordusu da Kuzey Kürdistan’da Moğolların gölgesiydi. Amed’in kalbi Sur’u, Cizîra Botan’ı, Silopi, Nusaybin, Şırnak ve öteki şehirleri kuşatmış, Hitler’in işgal topraklarında yaptığı gibi yüksek yerlere, evlere keskin nişancılar yerleştirmiş, insan avına başlamıştı.

Evlerine kapanmış, kapılarını kapatıp perdelerini çekmiş, her yaştan sivile karşı, gizli vuruş yapan keskin nişancılar, ancak Nazilerden sonra İslamo Faşizme ve bunlara yakışandı. Kendilerine yakışan cinayetler için, mevzilenmişlerdi.

Cizre’de, altı aylık bebeği, ev içinde anne kucağında vurdular. Cesedi bozulmasın diye dondurucuda korunan Cemile çocuğu kapı eşiğinde...

Silopi’de Taybet anayı vurdular. Naaşı köpeklere yem olsun diye bir hafta sokakta beklettiler. Yaklaşan yakınlarını da vurarak... Naziler bunları yaptılar mı, bilemiyorum.

Bunlar, IŞİD medeniyetinden örneklerdir.

Ama, IŞİD’in yöntemlerin bazı değişiklikler de vardı, kuzeyde. Esirler, elleri bağlanıp yüzü maskeli kasapların kama sallamasıyla ve törensellikle kesilmiyor, diri diri yakılıyorlardı.

Vahşette, IŞİD’den sapma varsa budur.

Muhasara altında dışarıda kalan ve evlerine varma olanağı bulamayan 177 kişi, Cizre’de sığındıkları bodrumlarda alev makinalarıyla veya üstlerine gaz boca edilerek diri diri yakıldı.

Değerli yazar Mahmut Alınak, diri diri yakılmışların hikayesini yazdığı için, ömür boyu hapis istemiyle yargılanıyor.

Moğolları da aratan bir vahşetle, insanları diri diri yakmak mertlikti, bunların dünyasında. İsanlıktı. Ama kendilerine yakışan “insanlığı“ yazmak suç...

Her neyse, bugün IŞİD ile koruyucuları iç içedir. Kimin IŞİD olup olmadığı da belli değildir. Ama, bir gerçek var: IŞİD’in lideri, onların peşine takıp kötülükler saçmak için, Mağrip’ten Kafkaslara sürükleyendir. Ve herkesin kasasına çakması gerekir ki, o artık sarıklı, şapkalı değildir. Bir batılı gibi her sabah traş olan ve daima şık, kravatlıdır.

Her neyse, bugün, özel bir engelim nedeniyle, yazıyı dar zamana sıkıştırmak istemedim. Yazmayacaktım. Ama, HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan ve bir faşistin ona cevabını görünce fikrimi değiştirdim

Buldan, Türklerin beş sene önce düzenlediği Kürdistan taarruzu ve 10 şehrin aylar süren muhasarasından sonra, Cizre’nin yıkıntı halini Twitter’de yayımlayarak, notunu düşmüştü:

“Ne tarih, ne vicdan, ne de insanlık bu vahşeti unutamaz!..“

Bu doğru. Yer yüzü durdukça, Kürtler vardır ve var olacaklardır. Ve 10 şehrin trajedisini herkes unutabilir, ama güçlü hafızalarıyla bilinen Kürt halkı asla...

Ama katiller cephesinin cevabı da ayrı bir unutulmazdır. Utanmazlığın evrensel tarihine not düşmek için, aktarıyorum. Türk İçişleri Bakanının, İsmail Çataklı adındaki yardımcısının cevabı şöyle:

“Biraz utanmanız olsa, bu ülkeye ve Kürt kardeşlerimize saygınız olsa, böyle paylaşımınız olmazdı. Siz yaktınız, yıktınız. Cumhurbaşkanımız yaptı. Bir not daha: Bu yeni kampanya talimatını nereden aldığınızı, yakında açıklayacağız.“

Hayır, benim bir sözüm yok. Bu utanmaz, ne diyecekseniz siz deyin. Zaten, IŞİD’in lideri de artık kravatlı...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.