- Türk cezaevindeki işkenceye karşı bedenlerini ateşe veren 'Dörtler'in eyleminin üzerinden 44 yıl geçti. Tutsaklık öncesi tanıdığı Ferhat Kurtay ile aynı cezaevinde kalan Ferhan Türk, yurtseverliklerine vurgu yaparak, "İsimleri yaşamaya devam edecek" dedi.
Türk ordusunun 12 Eylül 1980'deki darbesi döneminde işkence merkezine dönüştürülen Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'nde, PKK’nin öncü kadroları tarafından verilen direniş halen hafızalarda. Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner, bu hafızayı temsil eden isimlerdendir. Tarihe 'Dörtler' olarak geçen dört Kürt, işkence ve ihlallere karşı 17 Mayıs 1982'de bedenlerini ateşe verdi. "Bu eylem, mutlaka halka ulaştırılmalı. Eylem, Mazlum (Mazlum Doğan) arkadaşın eyleminin devamıdır. Bizler Mazlum’un ardıllarıyız, eylem doğru anlaşılmalı. İhanet, teslimiyet ve baskılara karşı konulan bir eylemdir” mesajı tarihe yazıldı, mücadelenin de rotasını belirledi.
Ferhat Kurtay ile aynı koğuşta kalan isimlerden biri olan Beşir Dündar, MA'ya yaptığı açıklamada, PKK’nin öncü kadrolarından Mazlum Doğan’ın gerçekleştirdiği eylem sonrası 'Dörtler'in de kendi aralarında yoğun görüşmeler yaptığını hatırlattı. Dündar, o döneme dair tanıklığını şöyle paylaştı: "Sürekli bir araya gelerek, konuşuyorlardı. O dönem bize Kürtçe için çalıştıklarını söylüyorlardı. Hatta Necmi arkadaş bazen ‘Kürtçe öğreniyoruz’ diye takılıyordu. Sonradan bunun başka bir hazırlık olduğunu anladık. Bir gün Ferhat arkadaş yanıma gelip işkencelerin çok ağırlaştığını söyledi. Mazlum Doğan’ın yaptığı eylemin benzerinin ne kadar ses getirebileceğini ima etti. Ben de ‘Bırak onlar bizi öldürsün, biz kendimize bunu yapmayalım’ dedim. Bugün düşündüğümde belki de benden bir umut ya da başka bir cevap bekliyordu."
Arkadaşlara dikkat et
Eylemin gerçekleştiği 17 Mayıs gecesini hiç unutamadığını belirten Dündar, şöyle devam etti: "O gece arkadaşlar tek tek yanımıza gelip oturdu, sohbet etti. Şimdi dönüp bakınca; bizden adeta helallik istiyorlarmış. Gece seslerle uyandık. Kendilerini ateşe vermişlerdi. Koşup söndürmek istedik ama müdahale edilmesine izin verilmiyordu. Ateş tam olarak sönmemişti, Ferhat bağdaş kurmuş oturuyordu. Diğer üç arkadaş da başlarını onun dizlerine koymuştu. O görüntü hâlâ gözümün önünde. Sonra onları almaya çalıştık, ancak alamıyorduk. Ferhat'a benden ne istediğini sordum, sadece ‘Arkadaşlara dikkat et’ dedi. Sonra gardiyanlara haber verildi. Esat Oktay mazgalı açıp ilk olarak ‘Ferhat Kurtay da içlerinde mi?’ diye sordu. Sanki ne olacağını biliyor gibiydi.”
Büyük bedellerle gelindi
'Dörtler'in eylemi sonrası direnişin büyüdüğünü ifade eden Dündar, şunları kaydetti: "Bu mücadele çok büyük bedellerle bugüne geldi. O dönem hiçbir şeyimiz yoktu ama bugün artık Kürt halkı dünyanın her yerinde tanınıyor. Eğer bu arkadaşlar ve yıllarca verilen mücadele olmasaydı bu noktaya gelinemezdi."
Ferhat'ın varlığı şanstı
Aynı dönemde 5 Nolu Cezaevi’nde tutulan ve benzer işkencelere maruz kalan siyasetçi Ferhan Türk ise Ferhat Kurtay ile cezaevine girmeden öncede tanıştığını söyledi. Cezaevindeki baskılara karşı Kurtay’ın kendilerine moral verdiğini belirten Türk, şunları kaydetti: "Hayri Durmuş bize işkencelerin daha da artacağını söylüyordu. Gerçekten de öyle oldu. Esat Oktay’ın gelişiyle baskılar daha da ağırlaştı. Sürekli tehdit ve psikolojik işkence vardı. Arkadaşları birbirinden koparmaya çalışıyorlardı. Özellikle merkezi arkadaşları bizden kopararak, umudumuzun tükenmesini istiyorlardı. Ferhat’ın yanımızda olması bizim için büyük şanstı, çünkü baskılar arttıkça o bize moral veriyordu. Direnişiyle ve sözleriyle insanlara güç oluyordu."
Teslimiyet kabul edilmedi
"Çok ağır bedeller ödendi, ancak Kürt halkı teslimiyeti kabul etmedi” diyen Türk, şunları ekledi: "Bugün başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci de o dönem verilen direnişlerin sayesinde oldu. Süreç o gün başladı. O dönemlerin büyük bir payı vardır, çünkü Kürt halkının ve mücadelesinin savaşla bitmeyeceğini anladılar. Ferhat ve diğer arkadaşlar yalnızca kendileri için değil, Kürt halkının geleceği için mücadele etti. İsimleri yaşamaya devam edecek."
Vahşetin en üst seviyesiydi
Eylemin olduğu döneme kadar 'Dörtler' ile aynı koğuşta kalan Ahmet Candan (72) ise 15 Mayıs 1980'de gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'nde kalan Candan, 5 ay sonra 12 Eylül darbesi ile tanıştı. Candan, 72 kişinin şehit edildiği cezaevinde 1986'ya kadar kaldı. Candan, bu süre zarfında sürekli işkencelere maruz kaldı. Lağım çukurunda saatlerce bekletilen Candan, “vücuduna elektrik verme", "saat başı falakaya yatırılma", "susuz ve aç bırakılma", "çıplak bir şekilde cop ve demir kalaslarla dövülme" ve "psikolojik şiddet” gibi işkencelerin tamamını yaşadı. 1986’da tahliye edildikten sonra, 9 Haziran 1993'te yeniden başka bir davadan tutuklanan Candan, 15 Ağustos 2003'e kadar Adana, Xarpêt ve Amed'deki cezaevlerinde tutuldu. Uzun yıllar geçmesine rağmen işkence ve işkence yapanları unutmayan Candan, vahşetin en üst seviyede olduğu dönemde 'Dörtler'in eylem yaptığını hatırlattı.
Kahrolsun sömürgecilik!
Candan, o gece yarısına ilişkin şunları söyledi: “33. koğuşta her şeye rağmen iki saatte bir nöbet tutuyorduk. Eylemin yapıldığı gün, 16 Mayıs’ı 17 Mayıs’a bağlayan gecedir. Nöbet listesi vardı. 01.00-04.00 nöbetinde Ferhat, Necmi, Mahmut ve Eşref’in isimleri vardı. Bu nöbet listesi de özellikle seçilmişti. Yatağımda derin bir uykudayken, birden ‘Kahrolsun sömürgecilik’, ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ sloganları yükseldi. Bir yandan sloganlar, bir yandan duman ve gürleşen ateş vardı. Yangının çıkması üzerine ilk başta neyin yandığını bilemedik. Slogan sesleri geliyordu ama nereden geliyordu diye sağa sola bakıyorduk.”
Arkadaşlar su dökmeyin
Eylemin yapıldığı alanda ateşin büyük bir alev topuna döndüğünü dile getiren Candan, cezaevinde Esat Oktay Yıldıran’ın suları sık sık kestiği ve kirlettiği için her şeye rağmen 20 litrelik su bidonlarını istiflediklerini ve bu suları arkadaşlarını söndürmek için aldıklarını belirtti. Candan, su dökmeye başladıklarında Ferhat Kurtay’ın hâlâ yaşadığını gördüklerini ve “Arkadaşlar su dökmeyin bu bir eylemdir. Su dökmek ihanettir” deyip zafer işareti yaptığını dile getirdi.
Ne yaptığını biliyordu
Candan, şöyle sürdürdü: “Ateşi söndürmedik. Sonrasında arkadaşları battaniyelere sardık. Ferhat arkadaş yaşıyordu ama diğer arkadaşlar yaşamını yitirmişti. Cizîrli Selim Dindar vardı koğuşumuzda. Sesi çok güzeldi, her zaman Ferhat Kurtay 'bize türküler söyle' deyip, saatlerce onu dinlerdik. O gün de Selim Hoca, Ferhat Kurtay’ı kucağına aldı. Ferhat Kurtay da ‘Mamoste sevdalikam’ parçasını söyle, dedi. O an bile Ferhat Kurtay’ın direnişinin kararlığı sürüyordu. Ölümden korkmuyordu. Direniyordu, çünkü ne yaptığını çok iyi bilen biriydi.”
Götürülürken zafer işareti
Eylem yapıldıktan sonra cezaevi idaresinin saatlerce korkudan koğuşa gelemediğini dile getiren Candan, Ferhat Kurtay’ın götürüldüğü sırada hâlâ yaşadığını ve götürülürken zafer işareti yapıp slogan attığını ifade etti. Candan, bir gün sonra Ferhat Kurtay’ın şehadet haberini aldıklarını söyledi. Eylemi, “Korkunun öldürüldüğü yeni bir dönemin başlangıcı” olarak tanımlayan Candan, 'Dörtler'in eyleminden sonra üç gün boyunca ıslak bir şekilde koridorda tutulduklarını ifade etti. Vahşete karşı gösterilen direniş sonrası cezaevinde hiçbir şeyin eskisi gibi gitmediğini vurgulayan Candan, şunları ekledi: “Dörtler'in yaktığı ateş, işkencecilerin yüreğine korku sardı. O büyük direniş, dün gibi aklımızda. Ne direniş ne de vahşet aklımızdan çıktı. Yıllar geçse de çıkmayacak. Binlerce insan şehit düştü. Bunun bilinciyle barışa sarılmak gerekir. 'Dörtler'in eylem ruhunu barışa yansıtmalıyız.” HABER MERKEZİ