• İBB davasından tutuklu yargılanan Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, son duruşmada kendisine yapılanları; işkence, kötü muamele, tehdit ve şantajla iftiracı dayatmasını olduğu gibi anlattı.

 

Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşmasının önceki günkü oturumuna Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in sözleri damga vurdu. Türker, savunmasını yaparken sık sık zorlandı, ağladı ve duygusal anlar yaşadı. Türker'in anlatımlarının ilgili bölümleri şöyle: "Vatan’a girdik Emniyet'e. Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün, bilmiyorum; bir kadın memur geldi, ‘Arama yapacağız’ dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Ben de gittim.

'Soyun' dedi

Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. ‘Soyun’ dedi. ‘Nasıl yani’ dedim. Eldiven taktı eline. Arkada klasörler, çok küçük bir oda. ‘Üstünü çıkar’ dedi. Üstümü çıkardım. Kontrol yaptı. ‘Tamam. Üstünü giyebilirsin’ dedi. ‘Gidebilir miyim’ dedim. ‘Hayır. Eşofmanını da indir’ dedi. İndirdim. ‘Çamaşırını da’, ‘Nasıl yani’ dedim. ‘İndireceksin’ dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. ‘Şimdi yere çömel’ dedi. Utananlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani bu insanların onurunu, gururunu yıkmak için yapılıyormuş ama yapan utansın, ben utanmıyorum. ‘Cinsel organını aç’ dedi. ‘Başını, arkanı dön, eğil’ filan. ‘Tamam’ dedi.

Fatoş'un çığlıkları

Hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş’un çığlıklarıyla Elif’in ağlamasını hiç unutmuyorum. Geldik, biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş, o var. ‘Sizi 6 kişilik koğuşa koyacağız’ dediler. Biz çok sevindik. Sonra müdür, ‘Adalet Bakanlığı’ndan talimat geldi. Sizi ayrı ayrı koyacağız’ dedi. Bizi götürdüler. Biz el eleydik Elif’le (Atayman) zaten. İlk koğuşun kapısına geldik, ‘Burası sen’ dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum, çünkü bir yanımdaki koğuşa Elif’i, Fatoş’u (Ayık) koydular mı diye... Sonra Fatoş’u, sonra Elif’i. Fatoş çok çığlık atıyordu. Fatoş çok çığlık atınca ona bir şey olacak diye ben bari susayım, dedim. Birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz.

Savcının şantajı

Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru bana ‘SEGBİS’ dedi. ‘Böyle online ekrana bağlanıyorsunuz’ dedi. Ben gittim, oturdum. Karşımda bir ekran açık ama ‘Adalet mülkün temelidir’ yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor. Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı ekspresso makinesi vardı, çünkü savcı bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı. ‘Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim? Ben senin ne olduğunu biliyorum ama bu adamlar sana kumpas kuracak demedim mi? Niye konuşmadın sen? Verecektin ifadeni gidecektin’ dedi. ‘Ama sayın savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım’ dedim. ‘Bak şimdi sen git. Eşyalarını topla. Ben sana Çağlayan’dan araba göndereceğim. Geleceksin. Burada bana ifadeyi vereceksin, buradan çocuklarına gidersin’ dedi. Ben de ‘Savcım yeniden ifade vermemi istiyorsanız veririm. Bir avukatıma sorayım’ dedim. Karşımdaki savcıya ‘Yok efendim’ diyecek hâlim yok. Ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. ‘Tamam. Ben avukatıma bir danışayım’ dedim. Böyle yaptı (masaya vurarak) ‘Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi? Velayetleri de sende? Senin çocukların reşit de değildi, değil mi? Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi. Bir anneye böyle denir mi? ‘Mal varlığı tedbiri için karar var benim elimde ama ben 28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre veriyorum’ dedi. Savcım bunu dedi ve o gün tebliğ edildi. ‘Ya bana gelir konuşursun ya da malını mülkünü de alacağım’ dedi." İSTANBUL