‘İsyanın fitilini ateşleyenler lümpen siyahlardı’

Dosya Haberleri —

BLACKPANTER

BLACKPANTER

  • Kara Panterler Partisinin ve Siyah Özgürlük Ordusunun mücadeleleri nedeniyle ABD’de 19 yıl tutsak edilen ama ırkçılık karşıtı mücadelesini tahliyesi ardından hala sürdüren Dhoruba al-Mujahid bin Wahad: “Kapitalistler küresel çapta örgütlü, biz değiliz. Bizim de küresel bir harekete ihtiyacımız var.”

LEILA AADIL*
Çeviren: Osman Oğuz

Dhoruba al-Mujahid bin Wahad, ABD’deki siyahların efsanevi örgütü Kara Panter Partisinin ve ona bağlı Siyah Özgürlük Ordusunun eski bir üyesi. Örgütün New York’taki yöneticilerinden olan Dhoruba, 1971’de FBI tarafından tutuklandı. 19 yılını hapishanelerde geçiren Dhoruba, bu sırada ağır işkenceler de gördü.
Bir sunum için Migrantifa’nın davetiyle Berlin’de bulunan Dhoruba ile Black Lives Matter, Kara Panter Partisinin özel yanları ve emperyalist merkezlerdeki örgütlenme üzerine konuştuk.

Bir röportajında “Black Lives Matter” gibi kendiliğinden gelişen isyanların örgütlülük sorunu olduğunu ve bu nedenle şimdiki formlarıyla ırkçılık, kapitalizm ve beyaz üstünlüğünü (white supremacy) gerçekten konu edemeyeceklerini söylemiştin. Neden böyle düşündüğünü ve bunun yerine geçebilecek örgütsel cevabın ne olduğunu açıklayabilir misin?


Kendiliğinden gelişen isyanlar, sadece sınırları belirli bir etkiye sahip. Kendiliğindenliğin politik bir reaksiyon olarak en önemli tarafı, insanları belli bir zamanda belli bir konu nedeniyle mobilize etmesi ve bir araya getirmesi. Ama süreklilik eksik kalıyor. Böyle hareketler, oldukça kolay biçimde başkaları tarafından içerilebilir ve yanlış yönlendirilebilir - özellikle de uzun vadede. Kendiliğinden gelişen isyanları yalnızca örgütlülük kalıcı bir mücadeleye dönüştürebilir. Bu örgütlenmede de mesele, insanları sokağa çıkarak konulara odaklanmak ve bunları birbirine bağlılık ilkesine göre örgütlemek.
Black Lives Matter üzerinden kendiliğinden gelişen eylemlerin egemenler tarafından ne kadar hızlı içerilebileceğini ve böylelikle dönüştürücü potansiyellerinin ellerinden alınabileceğini görüyoruz. Örgütlenmek, kitle hareketini süreklileştirmek ve mağdur edilmiş kitlelerin içinden yükselen mücadele önderlerini kalıcılaştırmak için önemli. Yani bu, bir yandan da önemli bir demokrasi denemesi. Bu önderler, insanların ihtiyaçlarını açıkça formüle edebilecek ve bu ihtiyaçlar için seferber olacak güçlerdir. Bu durumun dezavantajı tabii, bu önderlerin ve örgütlerin baskı organları tarafından da takibe alınması. Ama bu, sadece örgütlü hareketlerin anlamlı dönüşümlere ön ayak olabileceği gerçeğinden daha önemli değil.

Wahad, göçmen öz örgütü Migrantifa’nın davetiyle Berlin’de bir sunum yaptı.
Wahad, göçmen öz örgütü Migrantifa’nın davetiyle Berlin’de bir sunum yaptı.

 

Irkçılık karşıtı son protesto dalgasında “Defund the police” (Polisin finansmanını kesin) ve “Abolish the police” (Polisi yok edin/kaldırın) sloganları yeniden popüler oldu. Kara Panter Partisi olarak zamanında polisin kontrol ve yönetiminin cemiyete devredilmesini talep etmiştiniz. Bunun pratik karşılığı tam olarak nedir?


Polisin finansmanının kesilmesini talep etmekle polisin kontrol ve yönetiminin cemiyete devredilmesini talep etmek arasında bir çelişki yok. Fakat ben, devlet örgütlenmesinin formuna dair kafa yormamız gerektiğini düşünüyorum.
Polisin finansmanının kesilmesi talebi, kısa süre önce Black Lives Matter protestolarında gündeme geldi. Suçu yasaklamak, adli kovuşturma makamlarının militarize olmasının bahanesi olarak kullanılıyor. Aktivistler de toplumsal eşitsizliğin sosyal etkileriyle mücadele etmek için polisin militarist örgütlenmesi ve donanımı için kullanılan paranın daha iyi yerlerde kullanılması gerektiğine inanıyor. Yani adli kovuşturma yeniden düşünülmeli ve bu sırada suç, yoksulluğun, marjinalleştirilmenin ve ötekileştirmenin bir sonucu olarak tarif edilmeli. Suçun yaygınlığı algısının olduğu cemiyetlerin çoğu, yoksul ve marjinalleştirilmiş cemiyetler.
Birçok kentte, hatta Almanya’da da, polisler yurtdışı misyonundaki askerler gibi görünüyor. Benzer üniformalar taşıyor, benzer taktikler kullanıyorlar; özel silahları var. Polisin bu militarizasyonu, kitleleri kontrol altında tutmak, özel mülkü korumak ve protestoyu kontrol etmek için var. Bu nedenle polisi demilitarize etmeliyiz ve sadece şirketlere ve özel mülk sahiplerine değil, bütün insanlara ve cemiyetlere karşı hesap verebilirliğini sağlamalıyız.
Bunun yanında polisin merkezi yapısının da çözülmesi gerekiyor - yani emir ve kontrol yapısını değiştirmek ve onu genel kamusal güvenliğin insanların arasında olan bir parçasına dönüştürmek. Sağlık hizmetleri, trafik gibi hizmetler de mesela buna dahil. Bunun anlamı şu: Polis, devletin ve sermayenin değil insanların ve cemiyetlerin kontrolü altındaki bir yerel kuruma dönüşmeli. 

Kara Panterler Partisi ve Siyah Özgürlük Ordusu, ABD’li siyahların 60’lı yıllardan sonra gelişen radikal devrimci mücadelesinin iki sembol örgütü.
Kara Panterler Partisi ve Siyah Özgürlük Ordusu, ABD’li siyahların 60’lı yıllardan sonra gelişen radikal devrimci mücadelesinin iki sembol örgütü.

 

Kara Panter Partisi, sadece siyahların örgütüydü ama başka kökenlerden insanların -beyazlar da dahil olmak üzere- devrimci örgütleriyle ittifaklar kurdu. Kara Panter’in deneyimi ve Avrupa’daki bugünkü politik bağlam itibarıyla göçmenlerin, beyaz olmayanların (*people of color) ve siyahların kendi örgütlerinde etnik çizgilere ihtiyaçları olduğunu ve daha sonra ittifaklara girmeleri gerektiğini mi yoksa daha yolun başında içinde her kökenden insanların olduğu karışık örgütlerin gerekli olduğunu mu düşünüyorsun?


Benim görüşüme göre Kara Panter Partisinin kendi tarihselliği içinde en önemli özelliği, bir kadro örgütü olmasıydı. Biz, siyahların mesihçi olmayan ve teolojik kaynaklara yaslanmayan (‘Nation of Islam’ gibi) tek kadro örgütüydük. Sadece siyahların sorunlarıyla ilgilenen bir milliyetçi siyah örgütü de değildik.
Siyah cemiyetin önemli bir bölümünün lümpen proletaryadan oluştuğunu anlamıştık. Lümpen proleterliğe dair bir anlayış geliştirdik, çünkü diyalektik materyalizmin kapitalist yapı içindeki analizini anlamıştık. Beyaz üstünlüğü (white supremacy) ekonomik iktidarını elbette kapitalizmden alan bir sosyal ve politik yapı. Bunun yanı sıra beyaz üstünlüğü, beyaz olmayan işçi sınıfını bölmeyi de amaçlıyor.
Avrupalılar, ABD’deki siyah işçi sınıfının kölelik üzerinden oluştuğunu anlamakta zorlanıyor. Kölelik kaldırıldığında siyah işçi sınıfı, birçok açıdan tipik bir işçi sınıfı değildi. Bu, neredeyse sürekli olarak işsiz olan bir işçi sınıfıydı. Siyahlar başlangıçta sendikalardan da dışlanmıştı. Güney eyaletlerinden kuzeye büyük göç ve bununla birlikte gelişen kentleşme süreci, şehirlerle gettolar ortaya çıkardı. Buralarda eğitim daha kötüydü, ekonomik destek ve iş imkânı azdı. Bu süreç, endüstrileşmiş kentsel alanlarda Marx’ın lümpen proletarya olarak tarif ettiği ve Jim Crow ve kölelik sırasında olmayan bir artık sınıf yarattı. Sokaklara çıkan ve polise kaldırım taşları atanlar, siyah lümpenlerdi. İlk olarak ayağa kalkanlar ve kendiliğinden isyanların fitilini ateşleyenler onlardı. Patrona itaat etmektense suratına bir yumruk geçirenler onlardı. Bu analizin işaret ettiği sınıf mücadelesi, Kara Panter Partisi için çok önemliydi ve devrimin Amerika’da nasıl ilerletilebileceğine dair bir şeyler söylüyordu.
Günün sonunda çalışan insanların güçlendirilmesi, siyahların güçlendirilmesi, beyaz üstünlüğünün bir sosyal ve politik yapı olarak ortadan kaldırılması, çoğunluk toplumuyla, beyaz işçi sınıfıyla ittifaklar olmadan ulaşılabilecek bir hedef değildi. Beyaz işçiler, devrimci bir sınıf olarak, sahip olmadıkları bir bilinci kendi kendilerine geliştirmek zorundaydı. Beyaz Amerikan işçi sınıfı ama böyle belli momentler yakaladıysa da hiçbir zaman devrimci değildi. Bütün bu dinamikler Kara Panterler olarak bizi işçi sınıfından olan ve kapitalizmin üretim araçlarının mülkiyetiyle ve artık iş gücünün sömürüsüyle ilgili ilişkilerine karşı olan herkesi doğal ittifakımız olarak görmeye götürdü. Bu analiz, bizi diğer örgütlerden de ayıran tarafımızdı. Bu nedenle siyah milliyetçi sağ da siyahların ve beyazların bir araya geldiği ittifaklara dair her çabamızda bize karşı durdu. Aynı insanlar, daha sonra hükümet tarafından bize karşı kullanıldı.
Öte yandan ama sol içinde beyaz üstünlüğünün kurbanı olan ABD Komünist Partisiyle aramızda da çok çelişki vardı. Irkçılık, çirkin yüzünü her zaman sol içinde ve sendikalarda da siyah işçilere karşı gösterdi. Bu nedenle siyah işçiler için öz örgütlülükler kurmak çok önemliydi. Bu, beni söylemek istediğim son sözlere doğru getiriyor:
Göçmenlerin metropollerdeki özel durumları uyarınca öz örgütlülükler kurmak zorunda olduklarına inanıyorum. Aynı anda radikal dönüşümleri, devrimci alt üst oluşu, etnosentrizmin ve beyaz üstünlüğünün ortadan kaldırılmasını talep etmenin, baskıcı sınıfa her koldan karşı çıkabilmek için beyaz hareketler içindeki başka organizasyonlarla bir araya gelmeyi koşulladığını da anlamak zorundayız. Irkçılık ve beyaz üstünlüğü, sadece egemen sınıfın çıkarına ve hiçbir zaman işçi sınıfının işine yaramıyor. Bunu beyaz işçilerin çoğu ama ne yazık ki böyle görmüyor.

Almanya’da sıklıkla devrimci mücadelenin emperyalist merkezlerde mümkün olmadığını, bu merkezlerdeki örgütlenmenin yalnızca Küresel Güney’deki devrimci mücadelelerle dayanışma çalışmalarından oluşması gerektiğini duyuyorum. Senin bu konudaki fikrin nedir?


Galiba bu tezde büyük doğruluk payı var. Modern ulusal güvenlik devletinin bir şiddet ve iktidar tekeli bulunuyor ama bunu yalnızca zorla hayata geçirebilir. Fiziksel şiddete yaslanan bir iktidar, günün birinde ufalanmaya başlayacaktır. İnsanların ona boyun eğmesi için iktidarın ahlaki bir savunmaya ihtiyacı var. Endüstri devriminden sonra metropollerdeki işçilerin gerçekten de iktidar paradigmasını sınıf eksenli dönüştürebileceğini gördük. İşçi sınıfının tek devrimci sınıf olduğunu, çünkü diğer her şeyin ona bağımlı geliştiğini söyleyen Marx’tı. Bunun yanında metropollerdeki beyaz işçilerin büyük oranda reaksiyoner olduğu da doğru. Bu işçi sınıfı, emperyalizmi destekledi. Onun ayrıcalıkları ve yaşama biçimi, birçok açıdan Küresel Güney’deki sömürüye ve sömürü paradigmasını ayakta tutan ulus devlete bağımlı. Buna rağmen beyaz olmayanlar ile beyaz işçi sınıfının metropollerde bir araya gelmesi durumunda bir devrimci potansiyelin ortaya çıkacağına inanıyorum.
Bunun yanında inanıyorum ki, kapitalizmin ve finans dünyasının global krizi günlerindeki bu kuşak için en önemli olan, sınırları aşan bir biçimde bir araya gelmek gerekliliğini ve hepimizin dünya vatandaşı olduğumuzu anlamamız. Bu, emperyal güçlerin ve teknolojinin bize getirdiği bir şey ama bunu başka bir boyutta örgütlenmek için kullanabileceğimize inanıyorum. Bu, güvenlik aparatının iktidarını anlamlı biçimde sınırlayacaktır. Ekonomimiz global ve sınırları aşan, multi-etnik global bir kitle hareketine ihtiyacımız var.
Önceleri egemen elitler, her bir ulusun sermaye sahibi kapitalistleri, ayrıca milliyetçiydi. Öncelikle kendilerini ve kendi uluslarının refahını düşündüler. Bu durum değişti. Bugün global bir elite ve dünyanın her yerinden kapitalistlerin birlikte çalıştığı bir duruma sahibiz. Dünyanın dört bir yanından politikacıların ve tekel patronlarının her yıl buluştuğu ve ne yapılacağını tartıştığı Davos’taki konferanslarda da mesela bunu görüyoruz. Onlar örgütlü ama biz değiliz. Onlar, küresel bir ekonomide yaşadığımız paradigmasını anlıyorlar. Bizim de küresel bir harekete ihtiyacımız var.

 

Siyah hayatlar değerlidir

“Black Lives Matter” (Siyah hayatlar değerlidir), ABD’deki siyahlar arasında ilk olarak 2013’te yaygınlaşan bir slogan. Slogan, Trayvon Martin isimli siyah genci ırkçı bir motifle öldüren George Zimmerman’ın beraat etmesi ardından yapılan protestolarda kullanıldı. Daha sonra farklı ırkçı cinayetler ardından yeniden gündeme gelen sloganın dünya çapında büyük bir “üne” kavuşması ise Georg Floyd’un ABD polisi tarafından öldürülmesi ardından düzenlenen protesto gösterileriyle oldu: 46 yaşındaki Georg Floyd’un polis tarafından yere yatırıldığı, defalarca “Nefes alamıyorum” demesine rağmen boynunun asfalta bastırılması ve bu soğukkanlı şiddet ile öldürülmesi, önce ABD’nin ardından dünyanın dört bir yanında büyük bir protesto hareketinin fitilini ateşlemişti.
Oldukça farklı grupları ve politik görüşleri içeren Black Lives Matter hareketinin en fazla öne çıkan sloganı, polisin bugünkü biçimiyle ortadan kaldırılması ve emniyetin yerel düzeyde cemiyetler üzerinden sağlanacağı yeni bir sistemin geliştirilmesi talebini içeriyor.

Kara Panterler Partisi

Kara Panter Partisi, 1966 yılında ABD’de siyah sosyalistler tarafından kuruldu. Partinin zemini, Malcolm X’in 1965’te katledilmesi ardından gelişen ve 300 siyahın asker ve polisler tarafından öldürüldüğü protesto gösterileri vardı. “Özsavunma İçin Kara Panterler Partisi” adıyla örgütlenen partinin en popüler üyesi ise daha sonra idamla yargılanacak Angela Davis’ti.
Siyah Özgürlük Ordusu ise 1970 yılında partiden ayrılan, özellikle New York örgütünün üyeleri tarafından kuruldu. Kara Panterler Partisinin sistemiçileştiğini ve özsavunma ile silahlı mücadeleyi terk ettiğini belirten üyeler, Siyah Özgürlük Ordusunu kurarak illegal faaliyetlere başladı.

* Röportaj, ilk olarak Lower Class Magazine’de Almanca olarak yayınlandı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.