İttihatçılar ve Heftanîn’de 22 ölü

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

11 Ağustos 2020 Salı - 12:48

  • İttihat ve Terakki Cemiyeti, eşkıyalık gibi, çağın suç imparatorluğu mafya benzeri sistem dışı ve yasaklı bir “yer altı“ teşkilatıydı. Örgütlenmesi de, Osmanlı yapısını gibi çok renkliydi.

 

Teşkilatın yönetiminde Kürt vardı. Ermeni, Yahudi, Rum, Sırp, Çerkez ve Arnavut ile ötesi bölgenin bütün ırk ve halklarından kişiler vardı. “Foyaları“ ışık altında ışıldayana kadar, Fransız devrimcilerini taklitle, “ekmek, adalet ve özgürlük“ diyorlardı.

Bilinçli bir “lumpen kurnazlığı“ mı, yoksa tesadüf mü, hala anlaşılmış değil ama, AKP aynı yoldaydı. Özgürlükçü, eşitlikçiydi. Örgüt lideri Recep Tayyip, alyanslı parmağı ile havada döndürerek, “bundan fazlası haramdır, hırsızlıktır“ diyor, herkese “doyasıya ekmek“ vaddediyordu.

Hayatı boyunca polis takibinde yaşamış Yaşar Kemal ve Çetin Altan’a kendi eliyle madalya takarak, “düşünce suçunu ayağımızın altına aldık“ demeye getiriyordu.

“Orta çağ kazığına bağlı“ kalmış, içindeki diktatör portresini asla açığa vurmadı. Özlem ve planlarını örtü altında gizli, saklı tutarak, her kesime ayrı ayrı mavisinden boncuklar serpti. Dünün TİP’lisi Prof. Zafer Üskül‘ü milletvekili, “1968’li solcu“lardan CHP’li Ertuğrul Günay’ı bakanı yaptı.

Kürtlere sunulan “menü“ daha zengindi. Recep Tayyip meydan nutuklarında Kürt dilini, yaşama biçimi, kültürü, kimliği ile kişiliğini sahibine teslim etmekle kalmıyor, “biz, ırkçılığı ayağımızın altına aldık“ haykırışıyla, İttihatçılığa yumruk sallıyor, siyaset piyasasında, tavuk benzeri eşelenip geçimlik arayan “lumpen Kürtleri“, “dindar Kürt“ şablonuna oturtup peşine takıyordu.

Ama, İttihatçı gibi, bunların dolandırıcılığı da bir yere kadardı. Gücü ele geçirdikten sonra, gizli, saklı planlarını ortaya çıkarıp üstüne bindiler. Vahşi bir diktatörlük kurdular. Madalya verdikleri Çetin Altan’ın oğlu bugün, yazmaktan da değil, “hayal kurmaktan“ esir ve mahpustur. Kuran’ın Kürtçe tercümesini, miting meydanınla sallayan adamın diktatörlüğünde, Kürtçe mevlüt basılıyor, Dilini konuşan, kılam dinleyen Kürt linç ediliyor veya kurşunlanıyor.

Her kesim, kat ve katmadan Kürt önderleri, “Kürt olma suçu“ işlemekten mahpus.

Türk halkından herkese iş, ekmek vaaddeden, dünün “pexwas“ı (yalın ayak) diktatör, bugün biri uçan, biri 1150, öteki 300 odalı 11 Saray ve köşkte oturuyor. “Sevgili milleti“nin milyonlarcası aşsız, işsiz...

Ama IŞİD ve Nusracı kelle kesenler, kiralık katiller, tecavüzcü, hırsızlardan kurulu ordu ile İttihatçıların “fetihçi“ yollarında tan, top konuşturuyor. IŞİD’çi savaş tarzıyla, yerde yan yana dizilmiş tanklar, havada bomba yüklü dronelerle sivil, savunmasız Kürtlere saldırıyor. Buradan giderek, Haydut İhvan’ın (Müslüman Kardeşler) İslam’ı zemininde bir imparatorluk kurma hayaliyle, terör ihraç ediyor.

İttihatçılar, Birinci Dünya Savaşına girmeye karşılık Almanlardan aldıkları 25 milyon altın karşılığında, Birinci Dünya Savaşı başlatmışlardı. Bunlar, bankerlerden borç para alıp, onunla Putin’den füze alarak, ölecek askerleri de İhvan’dan kiralayarak bölgeye daldılar. İttihatçılar, ataklarıyla Osmanlı imparatorluğunun sonunu getirdiler...

Bunlar ise “el yordamı“ ve “el yardımı“yla, anlık vurgunlar elde ettiler. Ama hemen sonra, “gagası kırık şahin“e döndüler. Çünkü, Rusya’dan satın aldıkları S-400 füzesi, Amerika’nın “höt“ demesiyle çürümeye terk edildi.

 İdlib‘de nereden geldiği bilemedikleri bir bomba ile 36 askerlerini bir anda mezara yollandılar. Bu olayla gagaları baş aşağı oldu, kire battı. Putin’e, “ben ettim, sen etme“ demeye giden Recep bey, usanıp ohlayan, pohlayana kadar, Medine dilencisi misali kapıda bekletildi.

Akdeniz önü kesildi. Libya çölleri ve petrol kuyularının fatihi olma hayali, oralara yığdığı kiralık İslamcıların tepesine inen bir bombayla, ve Mısır’ın “geliyorum ha“ demesiyle yarıda kesildi. Ermenistan’a sefer Ruslara tosladı.

Güney Kürdistan işgal bölgesinden ise ardı ardına “kara haberler“ geliyordu.

Türk diktatörlüğünün alanı dışında yayın yapan medya, 7 Ağustos 2020 sabahı, “Heftanîn’de 13 Türk askeri öldürüldü“ haberiyle çıktı, okurlarının karşısında.

İki gün sonra, medyaya bakanlar, “Heftanîn’de 22 Türk askeri öldürüldü“ başlığını gördüler. Biraz sonra, bunlara sınırın bu tarafında (Kuzey Kürdistan) 12 kişinin vuruldu haberi eklendi, bunlara. Bir günde, toplam 34 kişi...

Aslında her gün, aynı büyüklükte olmasa bile, benzer ramaklar yer alıyordu, kontrol dışı medyada. Türk medyası ise bu konuda sessiz, dilsizdi. Diktatörün emriyle ölüm de yasaktı.

Oysa Güney’de, süren bir savaş vardı. İşgal niyetiyle öne sürülmüş, kiralıklar vardı. O eski Türk askerleri yok artık. Hepsi, “sözleşmeli“ denilen kiralık asker onlar. Tıpkı Mafya çetesinin üyeleri ve cellatlar gibi para için tetik çekiyorlar. Anneleri, babaları onlara sözleşme imzalama izni verirken, ölülerini karşılamaya hazırlıyorlar. Çocuklarını, üç kuruş kazanç için ölüme gönderiyor, sonra da “yüreğime ateş düştü“ diyorlar. Korucular, kiralık İslamcılar da öyle...

Ama para için, canını ortaya atanların akibeti bilinmesin istedikleri ölümler gizleniyordu. Gizli kalmalı ki, gerideki yoksullar “pikniğe gidecekmiş“ havasına bürünüp, ölüme yazdırsın kendini...

Kısacası, İttiahatçılar işgal, yurt hırsızlığı ve talan uğrunda bir imparatorluğu batırdılar. Bunlar, ekonomiyi batırarak aynı doğrultuya girdiler. Ayrıca, İttihatçılar, bugün yer yüzü boyunca “katil“ diye lanetleniyorlar. Torunları utançtan insan yüzüne bakamıyorlar...

Bunlar, Rojava, Güney Kürdistan ve Kuzeyde yaptıklarıyla, aynı akibete koşuyorlar. Çünkü, birileri işledikleri suçlarını çetelesini tutuyor. Bu dünyada eninde, sonunda katillere de hesap soruluyor, çünkü. Maganda unutmasın. İran Şahına, ölmeye yatacak yatak verilmedi, bu dünyada.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.