Kaçık katili durdurtmak

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

27 Ağustos 2022 Cumartesi - 08:30

  • Bir tımarhanede olması gereken kaçık katil, hala “son Kürt’e kadar ölüm” tehditleri savurmaya devam ediyor. Açlara doyumluk olarak Kürt kanı vaadediyor. Ne büyük utanç ve ne kadar çok yazık. Bir kan görme deslisi, bütün bir halkı dünyaca yuhalanacak “zilli katil kurt” haline getirmek istiyor.

Tek bir tane İslam yoktu, hiç bir zaman da olmadı. İslam toplumlarında genellikle diktatörlükler egemendi. Sabit bazı ritüelleri hariç tutarsak, her diktatörün İslam’ı kendi meşrebine uygundu. Bugün de öyle...

Eziyet etmekle zevklenen zulüm, can alma, hırsızlık ve soygunu sıradanlaştıran diktatörler, her an ve gün ürettikleri ayet ve hadislerle, başına çöreklendikleri toplumları yönettiler.  

Bunlar, “dine uygunluk” diye diye avuçlarına aldıkları toplumları, diledikleri gibi güttüler. Temeli biat yani boyun eğme olan Ortaçağ yaşam biçimini dayattılar.

Toplumsal hayatı denetim altına aldılar. Endonezya diktatörü Suharto, 1970’lerde “din dışı” diye muhaliflerini ölüm çarptırıp, bir milyona yakın insanı katletti. Saddam Hüseyin, bir Kuran suresinden (Enfal) yola çıkarak Kürtlere soykırım uyguladı.
İslam dini, cellatların elinde yasa ve dahası ölüm geçidi oldu.

İran Mollarının darbesinden sonra 1800’lerde Mekke’deki İslam öncesi kutsal mekanları da tahrip eden akımların kol ve dalları, değişik isim ve sloganlarla yeniden boy vermeye başladı. Bu canlanmanın en güçlü damarı, ana yurdu Mısır olan Müslüman Kardeşler (İhvan) idi. Onun Afganistan’daki kolu Taliban veya El Kaide adını aldı. Afrika’daki “Boko Haram”dı.  Irak ve Suriye’de adı “Irak, Şam İslam Devleti” (IŞİD veya DAİŞ) idi.

Recep Tayyip liderliğindeki Türk devletinin desteklediği Müslüman Kardeşler, Mısır’da iktidar oldular. Türk devleti ayrıca Irak ve Suriye’deki terör aygıtı IŞİD’in de lojistik merkezi ve ana karargahıydı. Aldıkları destek karşılığında Türkler adına Suriye topraklarını işgal ediyor, Kürtlerle savaşıyor, işgal ettikleri toprakların bir kısmını (Tel Abyad) savaş mizanseniyle Türklere devrediyorlardı.

IŞİD (DAİŞ) en az ötekiler kadar vahşiydi. Kürtler baş düşman ama Hristiyanlar, Êzîdî Kürtler ve Aleviler de düşmandı.

Düşmanlarının yanı sıra oruç tutmayan, namaz kılmayan Müslümanları da diri diri yaktılar, kafalarını kestiler. Şengal’de, esir aldıkları Êzîdî Kürt erkeklerini topluca katlettikten sonra kadınları, çocukları esir pazarlarında satışa çıkardılar. Türk devletinde de esir pazarları kuruldu.

Egemen oldukları topraklarda, siyasal ve sosyal alanları da Türklerle anlaşmalı, bir bakıma ortaklaşa işgal ettiler. Kadınlar, sosyal terörün hedefi oldu. Onları, günah ve suç ağacı gibi çarşafladılar. Yüzlerini burka ile kapattırdılar. Toplumsal hayatın dışına attılar. Sesli gülüşleri de suç sayıldı. Kız çocukları okuldan koparıldı, eve kapatıldı.

Enteresandır. IŞİD’in yasakları, Türk devletinde farklı isim ve görüntülerle boy verdi.

“Kuran kursu” gerekçesiyle kız çocuklarının örtünmesi veya çarşaflanması ana okulu yaşına indirgendi. Alkollü içecekler resmen yasaklanamadı ama zam furyasıyla, yanına yanaşılmaz oldu. İçki servis edilen alanlar kısıtlandı. Yavaş yavaş giderek dini olgu ve terminolojiler, modern hayatı kuşattı. Değişik gerekçelerle yasaklar üretildi. Uyku vakti adıyla, gece müzik yasaklandı. Afganistan örneğindeki gibi ahlak polisi iş başı yaptı.

Bir “Müslüman Kardeşler militanı” olan ve onların “dördülünü” eliyle simge yapan Recep Tayyip, makyaj yapan kadınları “kaportası bozuk” diye niteliyordu. AKP’nin kurucularından ve yakın arkadaşı Bülent Arınç ağzıyla, kadın kahkahası kabahat, edep dışılık oluyor ve kınanıyordu.

IŞİD dininde her türlü sanat uğraşı ve özellikle müziğin terennümü, tiyatro, sinema sanatı ile toplu eğlenme (konser, festival) yasaktı.

Diyanet İşleri başkanlığı ve halkın parasıyla Mercedesli din memurları öldürüm, suç, günah ve cehennem cezalarına ilişkin fetvalar yayımlamaya başladı.

O arada dincilik ile ırkçılık birbirine karıştı. Irkçı histeriyle it, kurt gibi uluyanlar, ötede Allah u Ekber sedalarıyla can almaya koşuyorlardı. Saddam Hüseyin, Kuran’ın Enfal suresindeki “vaad edilmişlik” adına Kürtlere saldırıyordu. IŞİD soyundan bunlar!

İslam dinini kullanıp camilerde sela okuyarak ve dua ederek ordularını IŞİD’li kiralık katiller, hırsızlarla bütünleşmeye, hep birlikte malum Kürtleri katle gidiyorlardı. Allah’ı katillerin dostu iftirasıyla tekellerine alıp kendilerine mal ederek...

Kürtleri, Ermeniler, Karadeniz Pontus medeniyetinin yaratıcıları Rumlar gibi buharlaştırarak yok etme adına eldeki parayı, pulu çaldılar. Aralarında bölüştüler. Kalanı Kürt çocuklarını katletmek üzere bombaya, mermiye harcadılar. Yoksul Türk’e bir şeycik kalmadı. O şimdi bir domatesin tadı, karpuzun kokusuna hasret. Öldürülmüş Kürt’ten arta kalan ganimete konma hayali kuran fukara, şimdi güneş altında “tut û rut” orta yerde. Karnını doyurmak için çöplük, çamur, çirkefte ekmek kırıntısı arıyor.

Ama bir tımarhanede olması gereken kaçık katil, hala “son Kürt’e kadar ölüm” tehditleri savurmaya devam ediyor. Açlara doyumluk olarak Kürt kanı vaadediyor. Ne büyük utanç ve ne kadar çok yazık. Bir kan görme deslisi, bütün bir halkı dünyaca yuhalanacak “zilli katil kurt” haline getirmek istiyor. Ama onu engelleyecek bir ses de yok, bu toplumda. Mangalda kül bırakmayanların soluğu da kesik. Onlar şimdi ölü numarasında.

Yarın oy vakti. O zaman çıkıp “Kürt kardeşlerim” diyecekler.

Kaçık bir katil, tasarladığı yeni cinayetler için ortada “vit” gibi dön babam dön, dört dönüyor. Kimse itiraz etmiyor. Acı olan bu.

İnsanlık üzere nutuk atacak vakte kadar herkes ayaklı IŞİD ruhu...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.