- Kadınların bilimsel yönetim ve karar alma mekanizmalarında yeterince yer almaması bir "yetenek eksikliği" değil; erkek egemen bilim kültürlerinin ve kurumsal yapıların bir sonucu.Bilim gerçekten toplumun tamamına hizmet etmeyi amaçlıyorsa, onu yöneten kurumların da kimi görünür kıldığını ve kimi dışarıda bıraktığını sorgulaması gerekiyor.
Çeviri: Yeni Özgür Politika
The Conversation'da yayımlanan ve Marie-Françoise Roy’un bağımsız çalışması ile Roseanne Denise Diab ve Peter McGrath’ın ortak araştırmasını bir araya getiren derlemede; kadınların bilimsel süreçlerde yer almalarına rağmen karar mekanizmalarında hâlâ ağırlıklarının olmadığı belirtiliyor.
Bilim dünyasında cinsiyet eşitliği konusunda ilerleme kaydedilse de tablo hâlâ eşitlikten uzak. Kadınların araştırma dünyasındaki görünürlüğü artıyor, ancak bilimsel kurumların yetkili pozisyonlarında temsil oranları hızla düşüyor.
Bu durum yalnızca üniversiteler veya araştırma merkezleri için değil; ulusal bilim akademileri ve uluslararası bilim birlikleri gibi bilim politikalarını şekillendiren en prestijli kurumlar için de geçerli.
Kadın araştırmacı sayısı artıyor
UNESCO verilerine göre, 2022 itibarıyla dünya genelindeki araştırmacıların yüzde 31,1'i kadınlardan oluşuyor. Bu oran 2012'de yüzde 29,4'tü. Yani son on yılda belirli bir ilerleme var. Ancak bu artış tüm alanlara eşit şekilde yansımıyor. Kadınlar özellikle mühendislik ve teknoloji alanlarında hâlâ ciddi biçimde az temsil ediliyor. Sosyal bilimler ve beşeri bilimlerde ise cinsiyet dengesi büyük ölçüde sağlanmış durumda.
Fakat araştırma işgücündeki bu görünürlük, liderlik pozisyonlarına aynı ölçüde taşınamıyor. Yeni yayımlanan küresel bir araştırma, kadınların bilimsel gündemleri belirleyen, ödül sistemlerini yöneten ve hükümetlere danışmanlık yapan kurumlarda hâlâ yeterince temsil edilmediğini ortaya koyuyor.
Prestijli bilim kurumlarında kadınlar hâlâ azınlıkta
Nisan 2026 tarihli araştırma; 130'dan fazla bilim akademisi ve uluslararası bilim birliğinden elde edilen veriler ile yaklaşık 600 bilim insanının katıldığı anketlere dayanıyor. Çalışma; Uluslararası Bilim Konseyi, InterAcademy Partnership ve Bilimde Cinsiyet Eşitliği Daimi Komitesi tarafından hazırlandı. Aynı zamanda 2015 ve 2020'de yapılan çalışmaların devamı niteliğinde.
Araştırmaya göre kadınlar, ulusal bilim akademilerindeki üyeliklerin ortalama yalnızca yüzde 19'unu oluşturuyor. Bu oran 2015'te yüzde 12, 2020'de ise yüzde 16 seviyesindeydi. Yani ilerleme var; ancak kadınların genel araştırma topluluğundaki varlığıyla kıyaslandığında tablo hâlâ oldukça geride.
Üstelik küresel ortalama, ülkeler arasındaki büyük eşitsizlikleri gizliyor. Bazı akademilerde kadın üye oranı yüzde 5'in altındayken, bazı kurumlarda yüzde 40'a yaklaşıyor.
Liderlikte ilerleme var ama eşitsizlik sürüyor
Uluslararası bilim birlikleri ise disiplinleri organize eden, kongreler düzenleyen ve prestijli ödüller dağıtan kurumlar olarak öne çıkıyor. Bu kuruluşlarda kadınların liderlik pozisyonlarındaki oranı ortalama yüzde 40'a ulaşmış durumda. Ancak araştırma, özellikle en saygın bilim ödülleri söz konusu olduğunda erkek egemen yapının hâlâ güçlü biçimde sürdüğünü gösteriyor.
Sorun sadece “zaman meselesi" değil
Bilimdeki toplumsal cinsiyet eşitsizliği çoğu zaman "boru hattı etkisi" ya da "gecikme etkisi" ile açıklanıyor. Buna göre geçmişte belirli alanlara daha az kadın girdiği için bugün üst düzey pozisyonlarda da daha az kadın bulunuyor. Bu açıklama kısmen doğru olsa da araştırmacılar bunun tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Çünkü veriler, kadınların yalnızca üst pozisyonlarda değil; aday gösterme süreçlerinde de sistematik biçimde daha az temsil edildiğini ortaya koyuyor.
Peki neden? Araştırma, sorunun önemli ölçüde kurumsal yapılardan kaynaklandığını gösteriyor. Kimlerin aday gösterebildiği, adayların hangi kriterlerle seçildiği, süreçlerin ne kadar şeffaf olduğu ve gayrıresmî ilişkilerin ne kadar etkili olduğu belirleyici rol oynuyor.
Ankete katılan akademilerin yüzde 90'ında aday gösterme süreci mevcut üyeler üzerinden işliyor. Üyelerin çoğunlukla erkek olduğu kurumlarda ise bu durum mevcut eşitsizliğin yeniden üretilmesine yol açıyor. Açık bir ayrımcılık olmasa bile, erkek egemen mesleki ağlar ve görünürlük mekanizmaları kimi isimlerin öne çıkacağını belirliyor.
Kadınlar katılıyor ama aynı şekilde ilerleyemiyor
Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri de şu: Kadın bilim insanları kurumlarda aktif biçimde yer alıyor. Komitelerde görev alıyor, toplantılara katılıyor ve etkinliklerde rol üstleniyorlar. Ancak bu katılım, aynı ölçüde ilerleme ve tanınma getirmiyor.
Kadınlar, bilimsel kuruluşlarda yükselme önünde engellerle karşılaştıklarını söyleme konusunda erkeklerden üç kat daha yüksek orana sahip. Bakım sorumlulukları nedeniyle önemli etkinlikleri kaçırdığını belirten kadınların oranı erkeklerden 4,5 kat fazla. Katılabildiklerinde bile erkeklerle aynı düzeyde görünür olamadıklarını düşünme ihtimalleri altı kat daha yüksek.
Kadınlar ayrıca taciz ve mikro saldırganlık deneyimlerini erkeklerden 2,5 kat daha fazla bildiriyor. Seçim süreçlerinin şeffaflığına ve şikâyet mekanizmalarına duydukları güven de daha düşük.
Genç akademiler daha eşitlikçi
Araştırmanın umut veren taraflarından biri ise genç akademiler. Genellikle kariyerinin başındaki bilim insanlarını temsil eden bu kurumlarda kadınların ortalama temsil oranı yüzde 42'ye ulaşıyor. Hatta on genç akademi, kadın temsili açısından en yüksek sıradaki geleneksel akademinin bile önüne geçmiş durumda.
En yüksek kadın temsil oranına sahip geleneksel akademi ise Küba Bilimler Akademisi. Kurum, kadın üye oranını 2015'te yüzde 27'den 2020'de yüzde 33'e çıkardı.
Alanlar arasında da ciddi farklar bulunuyor. Kadın temsili biyolojik bilimlerde yüzde 28, sosyal bilimler ve beşeri bilimlerde yüzde 27 seviyesindeyken; matematik bilimlerinde bu oran yalnızca yüzde 8.
En büyük sorun: Söz var, eylem yok
Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de kurumların söylemleri ile uygulamaları arasındaki fark. Uluslararası bilim kuruluşlarının yüzde 68'i çeşitlilik ve kapsayıcılığı desteklediğini söylüyor. Ancak yalnızca yüzde 32'si bu konuda somut politika geliştirdiğini belirtiyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları için özel bütçe ayıran kurumların oranı ise sadece yüzde 16.
Daha da dikkat çekici olan şu: 2015 yılında yayımlanan önceki raporu ve tavsiyelerini stratejik planlama toplantılarında ele alan akademi sayısı yalnızca altı. Bu tablo, araştırmacıları daha güçlü izleme ve değerlendirme mekanizmaları kurulması gerektiği sonucuna götürüyor.
"Sadece sayıları artırmak yetmez"
Raporda, her ülkeye uyan tek bir çözüm modeli önerilmiyor. Ancak araştırmacılar bazı ortak noktaların altını çiziyor. Özellikle kurumsal kurallarını ve seçim süreçlerini yeniden düzenleyen akademilerde kadın temsilinin daha kalıcı biçimde arttığı görülüyor.
Araştırma; toplumsal cinsiyet politikaları için ortak veri havuzları oluşturulmasını, kadın temsilinin düşük olduğu alanlarla özel çalışmalar yürütülmesini ve düzenli cinsiyet istatistikleri toplanmasını öneriyor. Ayrıca GenderInSITE, InterAcademy Partnership ve Uluslararası Bilim Konseyi gibi kurumların özellikle geri kalmış bölgelerde eşitlik çalışmalarını güçlendirmesi hedefleniyor.
Bilimde görünürlük yetmiyor, güç de gerekli
Araştırmanın vardığı temel sonuç oldukça net: Kadınların bilimsel yönetim ve karar alma mekanizmalarında yeterince yer almaması bir "yetenek eksikliği" değil; erkek egemen bilim kültürlerinin ve kurumsal yapıların bir sonucu.
Bilim gerçekten toplumun tamamına hizmet etmeyi amaçlıyorsa, onu yöneten kurumların da kimi görünür kıldığını ve kimi dışarıda bıraktığını sorgulaması gerekiyor. Çünkü eşitlik yalnızca sayılarla değil, karar alma gücünün nasıl paylaşıldığıyla da ilgili.
Kaynak: The Conversation, uzman görüşlerini ve akademik analizleri haberle buluşturan, 2011'de Avustralya'da kurulmuş küresel düzeyde faaliyet gösteren bir medya ağı
Kaynaklar:https://theconversation.com/women-in-science-global-study-finds-presence-without-power-279248