Kadına şiddet bir düzen sorunu

Kadın Haberleri —

12 Ocak 2021 Salı - 18:30

  • ”Düzenler, adaletsizlikler, eşitsizlikler şiddet üretir. Türkiye’nin bu konuda geçmişi yüklü bir ülke. Toplumsal olarak bunları çözemedikçe yenileri kaçınılmaz oluyor. Sorun toplumsal ve politik; çözümün merkezi de oralarda.”

Türkiye’de artış gösteren kadına yönelik şiddetin telafisi olmayan toplumsal travmalara neden olduğunu belirten Psikolog Ebru Sorgun, “Toplumsal sözleşme bozulunca bundan en çok kadınlar etkilenmeye başlar” dedi.  Sorgun, kadınlara yönelik şiddet ve cinayetlerin topluma yansıması ve etkisi üzerine Mezopotamya Ajansı’ndan Semra Turan’ın sorularını yanıtladı. 
Kadına yönelik şiddetin bir düzen sorunu olduğunu söyleyen Ebru Sorgun, psikolojik boyutunun da kültürden soyut olmadığını ifade etti. Sorgun, şu belirlemeyi yaptı: “Aile içi bağlar ve toplumsal bağların oluşumu sosyo-politik-ekonomik düzende birbirinin içinden geçiyor. Kadına yönelik şiddet çok katmanlı bir mesele. Temelde kadını, bedenini, cinselliğini denetim altına alma çabası var. Kadının özne olarak silinmeye çalışıldığını görüyoruz. Kadın üzerinde sahiplik hakkı, kadının anneliğe sıkıştırılması ve onun anneliğiyle cinselliği arasındaki bağın inkarına dayalı bir yapı var. Bu yapı kadını yaşama dair arzularından soyutlayan, denetleyen, ev içinde anneliğe ve eş olmaya sınırlayan, bunu kabul etmediğinde de erkeğe onu yok etme hakkı veren bir düzene evrildi. Erkekler son derece primitif bir şekilde kadını mülk edinip, kendi ile öteki arasındaki mesafeyi kaybediyor ve bu durum şu anki toplumsal ve hukuki çerçeveyle durdurulmuyor.” 
Şiddetin kuşaktan kuşağa insanları etkilediğinin, bulaşıcı olduğunun altını çizen Sorgun, “Hayatı sadece bugünden ibaret değil, kuşaklar arası görmeyi başarırsak hem kendimiz hem de dünya, toplum, insanlar diğer canlılar için de endişeleneceğimiz çok şey var” diye konuştu. 

Baskıcı düzen en çok kadınları etkiliyor

Sorgun, Türkiye’de baskıcı ortamın derinleşmesinin kadına şiddete ve cinayetlere etkisine dair ise şunları belirtti: “Bir yerde kadınların özgür yaşaması, toplumsal haklarına dair kaygı duymadan güvende hissetmeleri, o ülkenin nasıl bir ülke olduğuna dair size bir fikir verir. Baskı, şiddet, savaş, ölüm tüm bunlar insanların içindeki derin, bastırılmış, yasaklanmış olan kabul edilemez eğilimleri ortaya çıkarıyor. Toplumsal sözleşme bozulunca bundan en çok kadınlar etkilenmeye başlar. Evdeki şiddetle sokaktaki şiddet ve kamusal alandaki şiddetin birbiriyle ilişkisi var. Şiddet bir bastırma ve sorun çözme biçimi. Problemler çözülemedikçe, dil ve akıl devre dışı kaldıkça şiddetin biçimleri her yere, her ilişkiye hakim olmaya başlar. İktidar şiddeti işaret ettiğinde, normalleştirdiğinde de bu, iktidarla özdeşleşen herkesi etkisi altına alır. Sadece taraftardan bahsetmiyorum, iktidar duygusu ile özdeşim kurmaktan da bahsediyorum. Çünkü her kesimde kadına yönelik şiddetin türlü biçimini görüyoruz. İktidar dilini her yere bulaştırıyor. Bu dil ile birlikte erkekler kadınlar üzerinde daha fazla baskı kurmaya çalışıyor.”
 
Bedeli ağır oluyor

Kadına yönelik şiddet ve cinayetlere karşı önlem almayan, politika üretmeyen iktidarın bu tutumunun bedelinin toplumsal ve ruhsal açıdan ağır olduğuna dikkat çeken Sorgun, “Bu ortamda büyüyenler de şiddeti içselleştirip uygulayıcısı oluyor. Herkes gücünün yettiğine şiddet uygular hale geliyor. Birçok kişinin kadınların bedeni ve cinselliklerini aşağılayan küfürler kullandığını, ötekini dinleyemediğini, başkalarıyla sahici ilişki kuramadığını görüyoruz” dedi. 

Adaletsizlik şiddet üretir

“Güç ilişkilerinin düzenlenmediği bir yerde kadınlar her daim tehlikede” diyen Sorgun, tecavüz eden, öldüren adamların ‘iyi halden, haksız tahrikten indirim’ aldıklarına hatta tahliye olduklarına tanıklık ettiklerini hatırlattı. Devamla, “Bununla şu mesaj veriliyor: ‘Kadınları öldürmenin cezası yok.’ Sistemin sunduğu iki seçenek var; kadınlar ya şiddet içinde kalıp ruhsal ve fiziksel olarak yıkılacak ya da boşanmaya kalkıp öldürülecekler. Her iki seçenekte de kadın sağlıklı kalamaz.”  
Düzenlerin, adaletsizlik ve eşitsizliklerin şiddet ürettiğini vurgulayan Sorgun, Türkiye’nin bu konuda geçmişi yüklü bir ülke olduğunu söyledi. 
Psikolog Sorgun, şiddetin toplumsal anlamda aşılması noktasındaki önerilerini de şöyle sıraladı: “Önleyici bir dile ve politikalara ihtiyaç var. Kadınların aile ve kamusal alandaki varlığı, hakları güvence altına alınmalı. Sistem öncelikle net bir şekilde kadını özne olarak görmeli, yaşam hakkını ve yaşamsal, insani tüm haklarını güvence altına almalı. Kadına yönelik şiddetin hafifletici nedeni olmamalı. Sorun toplumsal ve politik; bunların çözümünün merkezi de oralarda. Öncelikle şiddeti her gün üreten, işaret eden dilin değişmesi gerekiyor. Hayatın her alanında bunun etkileri var. Verilen mesajlar, söylem çok tehlikeli. Şiddetin engellenmesi, çözümlenmesi ve dönüştürülmesi için öncelikle toplumsal bir zeminde düşünmek, bununla mücadele etmek ve çözüm üretmek gerekiyor. 

HABER MERKEZİ

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.