Kadınlarla tarih yazmak

Hatice ERGÜN Haberleri —

  • Feminist tarih okuması eril nesnelliğin imkânsızlığını defalarca açıklayan, anlatmaya devam eden feminist epistemolojiye dayanarak her tarihyazımının, her tarih notunun yanlı, parçalı ve belirli bir yere bağlı olduğunu tespit eder.

Stefan Zweig, Dünün Dünyası’nda kendi sınıfından doğru özelde Avusturya ve Viyana yüksek kültürü, toplumsal ve siyasal yaşamından yola çıkar; Avrupa tarihinin iki yüzyılını anlatır. Bunu yaparken, vatansız bırakılmışlığını doğruluk ve tarafsızlığının temel koşullarından biri olarak sunar. Sahiden böyle mi? Yerinden edilmişliğin yol açtığı bağlardan kopuş özgürlük ve dolayısıyla tarihe nesnel bakışı beraberinde getirir mi? Feminist tarih okuması eril nesnelliğin imkânsızlığını defalarca açıklayan, anlatmaya devam eden feminist epistemolojiye dayanarak her tarihyazımının, her tarih notunun yanlı, parçalı ve belirli bir yere bağlı olduğunu tespit eder. Bunu yaparken doğruluğu yansızlık, bütünsellik/genellik/evrensellik ve bağsızlıkla kilitlemez. Aksine, geçmişte olup bitenlerin bugünden yazılmasıyla kurduğumuz/bulduğumuz tarih anlatılarının sürekli olarak açıldıklarını, yeniden kurulduklarını, dolayısıyla statik olmadıklarını kabul eder.

Zweig’ın otobiyografik metninde tarihi, kendisi baştan aksini söylese de yanlı okuruz; bu, yazdıklarını geçersiz kılmaz. Bize bir kentin, ülkenin, bölgenin tarihini Zweig’ın etnik kimlik, sınıf ve cinsiyetiyle ilişkilenen öncelikler çerçevesinde resmeder. Yazarın biyografideki ustalığı, Avrupa tarihini kendi (neslinin) öyküsü içerisinden aktardığı eseri ayrıcalıklı kılar. Feminist tarihyazımı yanlılığı dert etmez, yanlılığın kimliğine, sınıfına, cinsiyetine ve bunlar arasındaki geçişkenliğe bakar. Böyle olduğunda, Dünün Dünyası’nda on dokuzuncu yüzyıl Avrupa’sında altı çizilen ahlâksızlığın kadınların cinselliği üzerinden tarifi açığa çıkar. Bu tarif Zweig’a göre "ikiyüzlü" (s.93) olan dönemin toplum ahlâkına göre kadınların cinselliğinin yok sayıldığı eleştirisini içerirken buram buram cinsiyetçidir: "O tarihlerde bir genç kız için ‘iyi yetiştirilmiş’ denildiğinde bu, tamamen ‘hayata yabancı’ olmak anlamına gelirdi … Ancak itiraf etmeliyim ki, böylesi bir bilgisizlik ve saflık o zamanki kızlara gizli bir çekicilik katmaktaydı. Bu gencecik yaratıklar kendi dünyalarının yanıbaşında ve arkasında hiç bilmedikleri ve öğrenmelerine izin verilmeyen bambaşka bir dünya olduğunu seziyorlardı ve bu onları meraklandırıyor, görme isteklerini artırıyor, heyecanlandırıyor ve çekici bir biçimde onları şaşkına çeviriyordu" (s.94).

Oysa, "tarihi sadece erkekler yazmamalı; tarih, erkeklerin insandan çok siyasete odaklı resmî tarihi olmamalı; o tarihi yaşarken nasıl bir arada olduysak, yazarken de birlikte yazılmalı" fikriyle sundukları söyleşilerinde, Türkiye’nin 40 yılına ve özellikle yollarının sosyalist mücadelede farklı saflarda kesiştiği 1960’lara ve 1970’lere, nihayetinde barışta buluştukları 2000’leri anlatan Oya Baydar ve Melek Ulagay (Bir Dönem İki Kadın: Birbirimizin Aynasında, 2011) toplum ahlâkı karşısındaki biçarelikten bahsetmiyorlar; kadınların gündelik direnme pratiklerini öne çıkarıyorlar: "Arada tabii ki, okuldan kaçılıyor, annemin sıkıyönetim uygulamaları kâr etmiyor, o sıkıştırdıkça ben de daha da azıyorum" (s. 63). "Annemin özellikle cinsel konulardaki tutuculuğuna karşı geliştirdiğim tepki yüzünden belki de, kızlık meselesi, bir erkekle yatmak falan benim için tabu konular değil, aşmam gereken konular oldu. … Ama hatırlıyorum, okul arkadaşlarım da senin söylediğin gibi öpüşme, koklaşma, dokunma ötesine geçilmesine izin vermezlerdi. O zaman şimdiki gibi doğum kontrol hapları, korunma yöntemleri yok, hamile kalırsan yandın" (s.67).

Baydar ve Ulagay’ın tek bir yazıda özetlenmesi imkânsız tarihyazımı feminist harekette yer almamış iki kadının Türkiye’nin orta ve üst sınıf aileleriyle, bu sınıfları kesen ve ayrıştıran kültürel özellikler, kadınların sosyalist mücadeleye sızan erillikle karşılaşmaları ve başetme  taktikleri, örgütlü siyasete dair içeriden eleştiriyle birlikte aktarılması üzerinde temelleniyor. Siyasal eylemi gündelik yaşamlarından doğru gören bu iki kadın, baskı, sömürü ve zulmün en yoğun olduğu anlara teslim olmamanın anahtarını birlikte yaşanabilir bir dünya için inatla mücadelede buluyor: "… biz noktayı koyamayacağız, taa ki hayat bize nokta koyana kadar"(s.430)

Kadınlar tarih yazdığında umut ister istemez bir yerlerden sızıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.