Kapkara faşizm...

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

10 Eylül 2022 Cumartesi - 09:00

  • Dişi Kurt Asena lakaplı Meral Akşener, yeni dönemde Doğu Perinçek ve MHP’nin boşluğunu doldurmaya talip. Yani batı cephesinde yeni bir şey yok. CHP artık sosyal demokratlığı da oynamıyor. Ortalık, kapkara faşizm.

"Türk” diye anılan bir halkın boynuna asılı utançlar zincirinin halkalarından biri olan, 6-7 Eylül’ün yıl dönümü de geride kaldı.  

Yıl dönümünde en azından üç-beş kişinin sokağa çıkıp, “bu insanlık suçuna, evrenin ayıbına ortak değilim” diye bağıracağını bekledim. Ama nafile, gün tersinden doğmadı. Bir kısım medyada bir iki ayıplamanın dışında, toplumdan tıs çıkmadı.

Kim bilir, belki o kare leke de “ulusal kurtuluş savaşı”dan bir sahne olarak kabul görüyor. Neden olmasın ki...

“Milli kurtuluş” diye bir şey yok, masalı var sadece. Çünkü öyle bir savaş olmadı. Müttefikleri tarafından terkedilmiş, Yunanlılarla girişilen çekişme ulusal kurtuluş olmaz.  

Ama “Yedi düvele karşı ulusal kurtuluş savaşı” masalı ile Ermenilerin, Rumların, Nasturilerin, Süryanilerin buharlaştırılması, Çerkezlerin darmaduman edilerek “hizmete” alınması, yüz yıldır süren Kürt soykırımı denmek isteniyorsa eğer, bu doğrudur.  

“Yedi düvel”den Ruslar çatışmaksızın, kendiliğinden çekilip gittiler. İtalya da öyle. Fransa ve Britanya, geride kalan müttefikleri Yunanlılara karşı kullanılmak üzere silah da hediye ettiler. Ayrıca, öyle “yedi düvel düşman” ki, Lozan’da anayasası da hazır bir devlet teslim ediyorlar.

Tarihi olmayan, coğrafyası meçhul olanları palavraları ile baş başa bırakalım. 6-7 gerçektir.

Şöyle ki soykırımdan geçmiş Rumlar, Ermeni ve Yahudilerin bir kısmı İstanbul ve İzmir’de “devletin namus ve şerefine teslim” olmuş, haklarında hazırlanan tuzak, döndürülen entrikalardan habersiz, ağırlıklı kültür, sanat ve ticaret ile uğraşarak yaşıyorlardı.

Sonra, 1990’ların generallerinden Sabri Yirmibeşoğlu’nun itiraf ettiği üzere, devletin “Özel Harp Dairesi” mükemmel organizasyon ile 6-7 Eylül 1955 tarihlerinde eylem başlattı. Güruhların hücumuydu bu. Tek tek tesbit edilmiş evlere, iş yeri, fabrikalara saldırdılar. Bulduklarını çaldılar. Talan edip götüremediklerini tahrip ettiler. İnsan öldürdüler. Irza geçtiler.

İnsanlığın alnına kocaman bir leke sürerek, ortalıktan kayboldular. Bu arada, mülkiyet ve sahiplikler değişti. Yeni Türk zenginler doğdu. Kurtulabilen düşman, canını kazanç saydı.

(Hücum kıtası olarak kullanılan güruh takviye edilerek korundu. 1969 yılında, İstanbul’da “Kanlı Pazar”da hücum kıtası olarak kullanıldı bunlar. 1970’lerde bir kere daha sahneye çıkarıldılar. Çorum, Sivas ve Maraş’ta ekonomik olarak da güçlenen Kürt Alevileri sürüp yok etmede öne sürüldüler. Burada onlar, yine galeyana gelmiş milliyetçi ve dindarlardı. Karşıtları da Doğu Perinçek Maocuları...

Ve o günlerden gelen galeyancılar, bugün Türk-İslam faşizminin kitle tabanı vurgunculardı. Doğu Perinçek de koalisyonun ortağı...
Erich Maria Remarque’nin yazdığı ve birinci dünya savaşını anlattığı “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” kitabının adı gibidir, TC tarihi. Yalan, dolan, entrika ve kanlı bir utanç ile insanlık suçundan başka bir şey yok. Yani TC’de yeni bir şey yok...
Her şey başlangıçtaki gibidir. Atatürk’e devam üzeredir her şey.

Atatürk, Şevket Süreya Aydemir’in, diktatörlüğün kibarcasıyla “tek adam”dı. O yüzden, hem iktidar hem de muhalefetti. Hem dinci hem hem laik, üstüne ek olarak hemen hemen gerekli gereksiz her şeye karşıttı...

Atatürk, halife olmaya heveslenirken tekbirler, dualarla açılışlar yapıyor, Balıkesir’de Cuma hutbesi okuyordu. Ancak General Karabekir ve Rauf Orbay’ın muhalefeti yüzünden halifelik hayalleri kırılınca dinciliği de bitti.

Mirası Recep Tayyip devir ve teslim aldı. İslamı yeni keşfetmiş ve aniden uyanıp iman eylemiş gibi elde Kuran’la dolaşıyor, cami avlularında mitingler düzenliyordu. Dinciliğin tam zıddı, yani dindarlığı imandan çıkaran ırkçılığı da kimseye kaptırmıyordu. “Tek” diyordu. “Tek millet, tek bayrak” naralarıyla kalabalıkları tuza koşan koyun sürüsü gibi peşinden götürüyordu.

Türk ırkçılığının sembolu dişi kurt lakaplı Meral Akşener, onun cici muhalefetiydi. Ama tam ve aynısıyla bir dolandırıcılık ağacı gibi...
Kürtlerin oyunu almak için dul dilenci gibi boynu bükük kapı kapı dolaşıp “bana bir oy” diye avuç açıyor, Kürt oylarıyla seçilmiş belediyelerden nimetler deriyordu, Kurt Meral. Sonra ilk dönemeçte, bir faşiste yakışan haliyle “Kürtlerle asla” diyordu.

Demem o ki, yüzü karaların dünyasında yeni bir şey yok. Dişi Kurt Asena lakaplı Meral Akşener, yeni dönemde Doğu Perinçek ve MHP’nin boşluğunu doldurmaya talip...

Yani batı cephesinde yeni bir şey yok. CHP artık sosyal demokratlığı da oynamıyor. Ortalık, kapkara faşizm...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.