• Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'ne 2004'te katıldıktan 76 gün sonra şehit düşen Azettin Çiçek’in (Egîd Andok) annesi, "Çocuklarımız kendi kariyerleri için gitmediler; dilleri ve kimlikleri için gittiler. Her zaman onların davalarına sahip çıkacağız" dedi. 

 

Çiçek’in ailesi 1990’lı yıllarda köylerinin boşaltılması nedeniyle Amed’in Pasûr (Kulp) ilçesine bağlı Memedkan köyünden Mersin’in Tarsus ilçesine göç etmek zorunda kaldı. Çiçek ve ailesi, köylerinden uzaklaşmak zorunda kalsa da kimliklerine ve kültürlerine olan bağlılığı hep korudu. Azettin Çiçek, henüz küçük yaşlarında başladığı arayışı, gençlik yılları boyunca da sürdürdü. 28 Nisan 2004’te ise gerilla saflarına katıldı. Çiçek, 76 gün sonra 12 Temmuz 2004’te ise gerçekleştirilen bir saldırıda şehit düştü. Çiçek ve arkadaşları için 22 yıl sonra Mersin’de gerçekleştirilen anma törenine ailesinin yanı sıra binlerce yurttaş katıldı. Anne Dilber Çiçek, 22 yıldır hasret duyduğu oğlunun fotoğrafını bir an olsun elinden bırakmadı.

Yüreği büyüktü

MA'ya konuşan Dilber Çiçek, "Köyümüzden baskılar yüzünden Mersin’e göç ettik. Mersin’e geldiğimizde Azettin henüz bir yaşındaydı. 6 çocuğumun 6'ncısıydı. İlkokula giderken sürekli bana yeşil, kırmızı, sarı renklerde kalemlikler yapmamı söylerdi. ‘Okulda seni bunun için bırakmazlar’ derdim ama hiç korku bilmezdi. Gerek benimle, gerek kardeşleriyle, gerekse komşularıyla çok barışıktı. Haksızlığı asla kabul etmezdi ve haksızlık karşısında çok agresifleşen bir yönü vardı. Komşularımız, aralarında bir tartışma çıktığında ‘Azettin’e güveniyoruz, onu rahat bırakın’ derlerdi. Kendisi küçüktü ama davası büyüktü; yüreği kocamandı" dedi.

Davalarına sahip çıkacağız

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni önemsediklerini ve desteklediklerini belirten Dilber Çiçek, sürecin önemine vurgu yaparak, şunları söyledi: "Artık kimse ölmesin, analar ağlamasın. Bu süreç başladığında yaşıyor ve eve dönecek diye umut ediyordum. Şehadeti açıklanmadan yaklaşık 20 gün önce içime bir his doğdu; rüyalarımda görüyordum. Halkımızın başı sağ olsun. Dileğim, halklar arasında kalıcı bir barışın sağlanmasıdır. Çocuklarımız kendi kariyerleri için gitmediler; dilleri ve kimlikleri için gittiler. Her zaman onların davalarına sahip çıkacağız.

Kürtler tanınmalıdır

Gözümüz kimsenin hak ve hukukunda değildir. Öyle bir yasa çıksın ki dağdakiler evine dönebilsin. Tabii öncelikle Kürtler tanınmalıdır. Yasalar güven vermeli ki gerillalar gelebilsin. Cezaevindeki tutsaklar serbest bırakılmalıdır. Önderlik, İmralı’da bulunduğu sürece tam anlamıyla barış gelmez. Barışın olabilmesi için öncelikle Önderliğimizin, ardından diğer tutsakların özgür olması gerekir. Eğer barışı getirirsek onlara layık olabiliriz."