KIZIL KÜRDİSTAN

Forum Haberleri —

18 Ekim 2020 Pazar - 20:01

  • Ermenistan ve Azerbaycan arasında sıkışmış Kürt coğrafyası
  • Kürt aşiret konfederasyonları bu coğrafya üzerinde varken ne Ermeniler ne de Azeriler bu bölgede vardı. Ermeni ve Azerilerin bu coğrafyaya gelişleri çok sonraki dönemlere rastlar.

NECİP MANSIZ

Bugün Ermenistan ve Azerbaycan’ın üzerinde hak iddia ettiği ve aralarında savaşa neden olduğu coğrafya tarihi bir Kürt coğrafyasıdır. Bu coğrafya Kürt Med imparatorluğu egemenliğinde bulunup Kürt aşiret konfederasyonlarının üzerinde yaşadığı bir coğrafyaydı.
Kürt aşiret konfederasyonları bu coğrafya üzerinde varken ne Ermeniler ne de Azeriler bu bölgede vardı. Ermeni ve Azerilerin bu coğrafyaya gelişleri çok sonraki dönemlere rastlar. Çok sonradan gelenlerin üzerinde hak iddia edip savaştığı bölgede bugün Kürtlerden bahsedilmiyor. İki ülkenin Kürtler üzerindeki asimilasyon politikaları ve Kürtleri bu bölgeden farklı yerlere zorla güç ettirmeleri buradaki Kürt varlığından bahsedilmesini neredeyse engelliyor. Hatta uluslararası arenada da bahsedilmemesi ve gündeme getirilmemesi uluslararası kurumların saygınlığını gölgede bırakıyor. Bu iki ülke arasında sıkışmış kalmış Kürtlerin kimi destekleyecekleri ayrı bir açmazı barındırıyor. Çünkü halen kaba güç metodunun uygulandığı günümüzde, bu durum Kürtlerin tarafgirliğini engelliyor.
Kürtlerin bu coğrafyanın sahipleri ve asli unsuru olduklarının tarihi arka planına bakalım. Önce bu coğrafyayı tanıtıp sonra tarihi arka planını verelim. Muğan bozkırından başlayıp Aras ve Kura nehirlerinin birleştiği yere; oradan Kelbecer’e, (Kızıl Kürdistan’ın bir ili ) kadar uzanan arazi, 1920-1930’lu yıllar arasında “Kızıl Kürdistan” ismi ile bilinen milli Kürt coğrafyasının içerisinde yer almıştır. 1923 yılında Azerbaycan merkezi yürütme komitesi tarafından Kürdistan inzibati bir birim olarak tanınmış. A. Bukşpan “Azerbaycan Kürtleri” kitabında bu birimin sınırlarını şu şekilde tarif etmiştir: “Eski Kürdistan kazasının Kuzey sınırlarını Gence kazasına kadar uzanan Murovdağ sıradağlarından akan su belirlemekteydi. Kürdistan, Kangur-Alangez (Gonur Elegez) sıradağlarından geçen nehir boyunca Ermenistan’ın Nor-Beyazit ( Kamo-red) kazasıyla sınırdı. Güney Doğu’da ise Dereleyez ve Zengezur illerine kadar uzanmaktaydı. Kürdistan’ın Güney Doğu hudutları, Hekeri nehri boyunca eski Cavanşir kazasından geçmekte, Efendiler köyünden başlayarak Hekeri’nin sol kolu olan Milxelev’e varana kadar devam etmekteydi. Kürdistan, Güney Doğu’da Dağlık Karabağ’la sınırdaş olup bu sınırlar Milxelev suyunun Hekeri’ye karıştığı noktadan Murovdağ sıradağlarına kadar uzanmaktaydı. Şehirleri; Lacîn (Pirican), Kelbecer (Kevin bajer), Zengilan, Kubadlı, Cebrail ve Zengezur’un bir kesiminden oluşmaktaydı.
19. Yüzyılda Kürt nüfusu bu bölgede yoğunluktaydı. Kürtler 20. Yüzyıla kadar burada etkinliklerini korumuşlardır. 1917 yılında kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ulusların nüfus olarak yoğun yaşadıkları yerelerde kendi kaderlerini tayin hakkı doğrultusunda devletler kurduruyordu. SSCB’nin girişimleriyle Kuzey Azerbaycan’ın Güney Batısında 1923 ve 1929 yılları arasında Kızıl Kürdistan otonom devleti kuruldu. 1929 yılına gelindiğinde Ermeni lobisi, Azeri milliyetçi çevrelerinin ve Mustafa Kemal ve ekibinin Stalin ve çevresini etkilemesiyle Stalin Kürt otonomisine son vermiştir. Türkiye Cumhuriyetinin Kızıl Kürdistan otonomi devletine karşı çıkmasının nedeni; yeni kurulan cumhuriyetin Kürt İsyanlarıyla cebeleşmesiydi. 1925 yılında Şeyh Sait isyanının bastırılmasının hemen akabinde 1926-1930 yılları arasında Ağrı ve çevresinde General İhsan Nuri öncülüğünde bir isyan başlamıştı. Kızıl Kürdistan Otonomi Devleti lağvedilmezseydi, Türkiye ve diğer devletler arasında bölüşülmüş Kürtlerde milli bir birlik ruhu oluşturabilirdi. Kürtlerin birleşme ihtimali doğrultusunda Mustafa Kemal, Stalin rejimiyle diyaloğa geçerek bu duruma müdahil oldu. Bu girişimin başarıya ulaşması ile Kızıl Kürdistan’ın otonomisi ortadan kaldırıldı. Kürtler bulundukları yerlerden sürüldüler. Bunun sonucunda SSCB, Türkiye ve İran ortak hareket ederek 1930 yılında da Ağrı isyanı bastırıldı.
Kızıl Kürdistan’da ki otonom yapı ortadan kaldırılması ile 1930 da birinci 1945 yılında ikinci kez Kürtler coğrafyalarından sürülmüşlerdi. Bu durum hem Azerbaycan’ın hemde Ermenistan’ın işine geliyordu. Çünkü Kürt nüfusunun yoğunluğu her iki devlet açısından da sorun teşkil ediyordu. 1980’lerin sonuna gelindiğinde Rusya kendini yenileme adı altında topraklarında sürülen halklara kendi topraklarına dönmesine sıcak baktı. Kürtlerde temsilcilerini Gorbaçov’la görüşmeye Moskovaya gönderdiler. Moskova duruma sıcak baktı. Fakat bu durumu ne Azerbaycan istiyordu nede Ermenistan. 1990 ‘da SSCB dağılınca Kürtlerin durumu muğlaklığını korudu. 1992 yılında Ermenistan’ın Karabağ’ı Azerbaycan’dan alması sonucu burada kalan son Kürtlerde yerlerini terk etti. Buradaki bütün Kürt yerleşkelerinin adı Ermenice isimlerle değiştirildi.
Bugün Azeriler ve Ermenilerin bölge benimdir diye savaştıkları coğrafya tarihi bir Kürt coğrafyasıdır. Fakat tarihi Kürt coğrafyasında bugün Kürtlerin adının anılmaması bu işe müdahil olan Avrupa Birliği (AB), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Minsk Grubu devletlerin saygınlığını gölgede bırakıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.