Köklerimiz buluştuğunda
Kadın Haberleri —

‘Geleceği Ören Kadınlar’ konferansı
- “Çiçekleneceğiz Çünkü Savaş Köklerimizi Yok Edemez" sloganı, bu konferansın özünü mükemmel biçimde yakalıyor. Kökler toprağın altında, görünmez ama kalıcıdır. Yakılabilir, kesilebilir, bastırılabilir ama yok edilemez.”
Abya Yala’dan Kürdistan’a Geleceği Ören Kadınlar-2
DERSİM DAĞ
Honduraslı yerli kadınlardan Kolombiyalı komün örgütlerine, Mapuche toprak savunucularından Kürdistanlı özgür kadın örgütlerine uzanan geniş bir mücadele hattı, 11–15 Şubat 2026 tarihleri arasında Bogotá’da bir araya geldi. Beş gün boyunca onlarca kadın örgütü ve 400’ü aşkın katılımcı, iki kıtanın direniş deneyimlerini tek bir mekânda buluşturdu. “Çiçekleneceğiz Çünkü Savaş Köklerimizi Yok Edemez” şiarıyla toplanan bu konferans, sembolik bir karşılaşmanın ötesinde, siyasi açıdan kritik bir soruyu gündeme taşıdı: Farklı coğrafyalardaki kadın mücadeleleri arasında kurulan dayanışma, nasıl ortak bir mücadele hattına dönüşebilir?
Bu soruyu ciddiye almak, önce başka bir soruyu sormayı gerektiriyor: Bu mücadeleler neden buluşuyor? Yanıt, bireysel tercihlerle ya da duygusal yakınlıkla açıklanamaz. Yanıt yapısaldır. Aynı sistem, dünyanın her yerinde aynı acıyı üretiyor ve aynı acıyı yaşayan bedenler, eninde sonunda aynı özgürlük diline ulaşıyor. Abya Yala Konferansı, bu dilin varlığını ve gücünü somut olarak ortaya koydu.
Dışarıdan dayatılan, içeriden çözülmeyen
Konferans boyunca farklı coğrafyalardan kadınlar söz aldıkça, aralarındaki ortaklıklar daha da berraklaştı. Meksika’dan Un Salto de Vida temsilcisi, nehirlerinin nasıl zehirlendiğini, çocukların kanında tespit edilen cıva ve arseniği anlatırken; Kürdistanlı delegasyon olarak bendavlarla (Barajlarla) yok edilen Hasankeyf’i, yakılan ormanları düşündük. Honduras’tan Carmen, Garifuna topluluklarının topraklarının bir Kanadalı şirket tarafından gasp edilişini ve Afrika palmiyesiyle birlikte gelen hastalıkları aktardığında, Kolombiyalı kadınlar tanıdık bir ifadeyle başlarını salladı. Haiti’den Vanessa’nın sömürgeciliği “dışarıdan dayatılan, içeriden çözülemeyen bir kuşatma” olarak tarif etmesi ise salonda sessiz bir onay yarattı. Bu sessizlik, tanımanın sessizliğiydi. Farklı coğrafyalardan gelen kadınlar, birbirlerinin hikâyelerinde kendi yaşamlarını, kendi kayıplarını ve kendi direnişlerini görüyordu.
Kolektif hafıza hedef alınıyor
Bu ortaklık tesadüfi değildi. Ataerkil ve kapitalist sistem; ulusötesi şirketler, devlet şiddeti ve yerinden etme politikaları aracılığıyla yaşamı üretenleri kendi topraklarından koparıp sömürmek için dünyanın her yerinde aynı araçlarla işliyor. Farklı mekânlarda ama aynı amaçla devreye sokulan bu politikalar, kadınların bedenlerini, emeklerini, doğayla kurdukları ilişkiyi
ve kolektif hafızayı hedef alıyor. Nehirlerin zehirlenmesi, toprakların gaspı, köylerin boşaltılması ve kültürlerin bastırılması birbirinden kopuk değil; aynı sömürü mantığının farklı coğrafyalardaki tezahürleri. Tam da bu nedenle, farklı cephelerden verilen mücadelelerin birbirini tanıması ve buluşması bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluk haline geliyor. Konferansta açığa çıkan şey yalnızca deneyim paylaşımı değil; bu küresel sisteme karşı parçalı direnişleri ortak bir politik hatta dönüştürme ihtiyacının kolektif olarak kavranmasıydı.
Örgütlü mücadele hattı
Kolonyalizm, ataerkil sistem ve kapitalizm birlikte işliyorsa, direniş de birlikte örülüyor. Bu gerçeği Kürdistan’dan da Abya Yala’dan da aynı netlikle görüyoruz. Garifuna kadınlarının davulları, Mapuche Machi’nin şifası, Rojava’nın kadın meclisleri, Jineoloji’nin kadın bilimi… Bunların hepsi farklı dillerde, farklı topraklarda söylenen aynı şarkının dizeleri. Konferans, bu
ortak sesin yalnızca duygusal ya da sembolik bir yakınlık olmadığını; politik, tarihsel ve örgütsel bir zemine kavuşması gerektiğini ortaya koydu. Ve tam da bu noktada, farklı direniş pratiklerini birbirine bağlayacak kalıcı bir kadın hattının inşası somut bir ihtiyaç olarak kendini dayattı.
Bu politik ve tarihsel zorunluluk, konferansın sonunda yayımlanan sonuç bildirgesinde açık bir iradeye dönüştü. Dört günün sonunda, “Kadınlar Geleceği Örüyor Ağı”nın kurulması kararı ilan edildi. Bildirgede bu karar şu sözlerle ifade edildi: “Patriyarkal, sömürgeci, kapitalist, soykırımcı ve talancı savaşlara karşı kadınların küresel bir buluşmasına acilen ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Bu nedenle Abya Yala ile Kürdistan arasındaki bu yolu hızlandırıyoruz.” Bu ifade, yalnızca bir niyet beyanı değil; konferans boyunca paylaşılan deneyimlerin, ortak analizlerin ve kolektif tartışmaların politik bir sonuca bağlanmasıydı. Kurulması kararlaştırılan ağ; sağlık, eğitim, özsavunma, demokratik konfederalizm, ekonomi ve kültür başlıklarında deneyim ve bilgi paylaşımını sürdürmeyi, ortak eylem günleri örgütlemeyi ve her coğrafyadaki yerel mücadeleleri birbirine bağlamayı hedefleyen somut bir yapı olarak tanımlandı. Böylece dayanışma, soyut bir söylem olmaktan çıkarak sürekliliği olan örgütlü bir mücadele hattına dönüştü.
Köklerimiz birbirine dolandı
"Çiçekleneceğiz Çünkü Savaş Köklerimizi Yok Edemez" sloganı, bu konferansın özünü mükemmel biçimde yakalıyor. Kökler toprağın altında, görünmez ama kalıcıdır. Yakılabilir, kesilebilir, bastırılabilir ama yok edilemez. Köklerimiz; dilimiz, toprağımız, hafızamız ve özgürlüğümüz. Bugün köklerimizi birleştiriyor ve onlardan yeniden filizleniyoruz. Konferans, uzun ve çetrefilli bir yolun ilk adımı. Ama o ilk adım atıldı ve bu adımı atan yüzlerce kadının kökü birbirine dolandı. Küresel sisteme karşı en büyük direniş de bu olacak: birbirine kök salan ve birbirinden beslenen küresel ağ.
Biz de, Abya Yala’dan Kürdistan’a uzanan bu hatta, tam olarak bunu örüyoruz.
https://www.ozgurpolitika.com/haberi-caceresten-sakineye-209642










