Sakine’den Berta'ya

Kadın Haberleri —

  • Abya Yala’nın dört bir yanından gelen kadınlarla Kürt Kadın Hareketi’ni bir araya getiren Bogotá’daki ‘Geleceği Ören Kadınlar’ buluşması, alternatif enternasyonalizmin güçlü bir örneğini sundu.
  • Farklı topraklarda mücadele etmiş olsalar da Cáceres ve Sakine Cansız aynı gerçeği temsil eder: sömürgeciliğe, patriyarkaya, sömürüye karşı çıkan kadınlar. Onları hatırlamak yalnızca bir yas değil, açtıkları yolları sürdürme kararlılığı.

Abya Yala’dan Kürdistan’a Geleceği Ören Kadınlar - 1

Geleceği Ören Kadınlar Ağı, 11-15 Şubat 2026 tarihleri arasında Kolombiya'nın Bogotá kentinde 400'den fazla kadınla bir araya gelerek tarihi bir buluşma gerçekleştirdi. Buluşmaya katılan kadınlar, kaleme aldıkları makalelerle buluşmanın etkilerini paylaşıyor ve benzer mücadelelerin izini sürüyor.

ÖZLEM GONER

Emperyal güçlerin bir kez daha savaş yürütürken, toprakları işgal ederken ve ekonomik sömürüyü derinleştirirken “kadın özgürlüğü” söylemine başvurduğu bir dönemde, feminizmi anti-emperyalist mücadelenin parçası olarak yeniden sahiplenmek acil bir görev haline gelmiştir. On yıllardır kadın hakları, Afganistan’dan Irak’a ve şimdi İran’a kadar emperyalist savaşlar için ahlaki bir gerekçe olarak kullanıldı. Oysa emperyalizmin kendisi, militarizm, doğa talanı ve eşitsiz ekonomik düzenle iç içe işleyen patriarkal bir sistem olarak kadınların maruz kaldığı şiddeti sürekli yeniden üretmekte ve derinleştirmektedir.

Feminizmin bu emperyalist gaspına karşı, toprağa, hafızaya ve kolektif hayatta kalma mücadelelerine dayanan kadın hareketleri başka bir yol inşa etmeye devam ediyor. Abya Yala’nın dört bir yanından gelen kadınlarla Kürt Kadın Hareketi’ni bir araya getiren Bogotá’daki Women Weaving Future (Geleceği Ören Kadınlar) buluşması, bu alternatif enternasyonalizmin güçlü bir örneğini sundu: “kadınları kurtarma” söylemine dayanan emperyal anlatıları reddeden ve yaşamı savunan kadınların ortak mücadelelerine dayanan bir feminist enternasyonalizm.

Özlem Goner kimdir?

Özlem Goner, Staten Island Koleji Sosyoloji ve Antropoloji Bölümü'nde ve New York Şehir Üniversitesi Lisansüstü Merkezi Ortadoğu Çalışmaları Bölümü'nde Doçenttir. "Türk Milli Kimliği ve Dışlanmışları: Dersim'de Devlet Şiddetinin Anıları" adlı kitabı Haziran 2017'de Routledge tarafından yayımlanmıştır. Devlet şiddeti, kesişimsel feminist hareketler ve sömürgecilik karşıtı öz belirleme temaları üzerine akademik ve popüler dergi makaleleri yazmıştır.

Ortak bir gerçeklik ortaya çıktı

Buluşma en başından itibaren hem farklılıkları hem de ortak mücadeleyi vurguladı. Katılımcılar kendilerini yalnızca örgütleri aracılığıyla değil, savundukları topraklar üzerinden tanıttılar: barajlar ve madencilik projeleri tarafından tehdit edilen nehirler, tek ürünlü plantasyonların hedefindeki ormanlar, yerinden edilmelere karşı direnen kent mahalleleri. Bu hikâyeler aracılığıyla ortak bir gerçeklik ortaya çıktı: kadınların karşı karşıya olduğu şiddet, küresel sömürgecilik, kapitalizm ve ekolojik yıkım sistemlerinden ayrı düşünülemez.

Politik haritalama çalışması

Buluşmanın çarpıcı anlarından biri kolektif bir politik haritalama çalışmasıydı. Katılımcılar Kürdistan ile Abya Yala’yı birbirine bağlayan bir harita oluşturarak mücadelelerini yan yana yerleştirdiler ve aralarındaki ilişkileri görünür kıldılar. Haritayı kelimenin tam anlamıyla ters çevirerek, emperyal merkezleri yukarıya yerleştiren ve dünyanın geri kalanını marjlara iten jeopolitik hayal gücüne meydan okudular. Bunun yerine harita, direniş bölgelerini ve bu bölgeleri savunan toplulukları merkeze aldı ve onları bir araya getirdi.

Bu bağlantılar soyut değildi. Hem Kürdistan hem de Abya Yala, uzun sömürgeci şiddet ve kaynak talanı tarihleriyle şekillenmiş bölgeler. Abya Yala’daki yerli kadınlar madencilik projelerine, barajlara, militarizasyona ve tarım şirketlerinin yayılmasına karşı mücadele ediyor. Kürt kadınlar ise komünlere, kadın öncülüğüne, ekolojik sürdürülebilirliğe ve kolektif özyönetime dayanan demokratik konfederalizm deneyimlerini paylaştılar.

Ortaya çıkan şey tek bir model arayışı değil, kapitalizme ve sömürgeci tahakküme karşı alternatifler geliştiren mücadeleler arasında güçlenen bir diyalog ve koordinasyondu. Birçok katılımcı, komünal yönetim biçimlerinin, kolektif ekonomilerin ve toprak savunusunun Abya Yala’daki yerli ve köylü geleneklerinde zaten derin köklere sahip olduğunu vurguladı. Dolayısıyla mesele yeni çerçeveler ithal etmek değil, farklı direniş tarihlerinin birbirinde yankı bulan yönlerini tanımak ve mücadelelerini kollektif olarak güçlendirmekti.

Yaşamı savunma fikri

Buluşma boyunca katılımcılar sürekli olarak yaşamı savunma fikrine geri döndüler. Gıda egemenliği, topluluk temelli sağlık pratikleri, politik tutsaklar ya da toprak mücadeleleri konuşulurken kadınlar çalışmalarını hem insanları hem de doğayı harcanabilir gören sistemlere karşı yaşamı korumak olarak tanımladılar. Bazı bağlamlarda bu, paramiliter şiddete karşı kolektif özsavunma anlamına geliyor; başka yerlerde ise kooperatif ekonomiler kurmak, dilleri yaşatmak ya da ataların bilgisinden beslenen şifa pratiklerini sürdürmek demek.

Köklerden/önceki kuşaklardan gelen hafıza bu buluşmada sürekli hissedildi. Katılımcılar önceki kuşakların taşıdığı bilgiden söz ettiler—sömürgeciliğin uzun süredir silmeye çalıştığı kolektif bilgelik biçimlerinin toplumsal hafızasından. Bu bilgiyi yeniden sahiplenmek nostalji olarak değil, politik bir eylem olarak görülüyordu: bakımın, karşılıklılığın ve topluluğun merkezde olduğu yaşam biçimlerini yeniden kurmak.

Açtıkları yolda yürüme kararlılığı

Yaşamı savunurken en ağır bedeli ödeyen kadınların hatırası da buluşmaya damgasını vurdu. Katılımcılar Honduras’ta yerli topraklarına dayatılan bir baraja karşı direndiği için katledilen Lenca önderi Berta Cáceres’i andılar ve salon “Compañera Berta, presente (Yoldaş Berta, burada)!” sloganıyla yankılandı. Onun mücadelesi, Kürt devrimci hareketinin kurucularından Sakine Cansız’ın mirasıyla buluştu; onların fotoğraflarının diğer kadın devrimcilerinkiyle birlikte yan yana durması, Abya Yala ile Kürdistan’ı birbirine bağlayan ortak direniş tarihlerini görsel olarak da ortaya koyuyordu.

Farklı topraklarda mücadele etmiş olsalar da Cáceres ve Sakine Cansız aynı gerçeği temsil eder: sömürgeciliğe, patriyarkaya ve kapitalist talan ve sömürüye karşı çıkan kadınlar, mücadeleleri güçlü çıkarları tehdit ettiği için sıklıkla hedef haline gelirler. Bu nedenle onları hatırlamak yalnızca bir yas değil, açtıkları yolları sürdürme kararlılığıdır.

Bu feminizm anlayışı, emperyal güçlerin teşvik ettiği versiyonla keskin bir karşıtlık içindedir. Kurtuluşu bireysel haklara ya da mevcut kurumlar içinde kadın temsiline indirgemek yerine, Bogotá’da bir araya gelen kadınlar ve onların temsil ettiği mücadeleler patriyarkanın kapitalizmle, emperyalizmle, sömürgeci tahakkümle ve ekolojik yıkımla yüzleşmeden ortadan kaldırılamayacağını savundular.

Merkezileşme değil, koordinasyon

Tartışmalar ayrıca kadınların karşı karşıya olduğu güçlerin her zaman küresel olduğunu ve faşizmin giderek yükseldiği bugünlerde daha da küreselleştiğini vurguladı. Paramiliter gruplardan, sınırları aşarak cinsiyet karşıtı politikaları ihraç eden evanjelik ağlara kadar kapitalizm gerici yapıları uluslararası ölçekte örgütlüyor. Nazan Üstündağ’ın demoktratik konfederalizm panelinde dillendirdiği üzere, “eğer baskı uluslararası ölçekte örgütleniyorsa, direniş ve topraklar arasında bağlar örmelidir.”

Bu nedenle katılımcılar Abya Yala ile Kürdistan’daki hareketleri birbirine bağlayacak ortaklaşma ve dayanışma biçimlerini tartıştılar: politik eğitim değişimleri, özerk medya ağları ve kadın kooperatif ekonomilerinin bir konfederasyonu önerileri. Amaç merkezileşme değil, koordinasyondu—her bölgenin özerkliğine saygı duyarak ilişkileri, ve böylece özerk mücadelelerin kendilerini güçlendirmek.

Özgürlük sabırla ve kolektif inşa edilir

Bu değerli toplantının ardından aklıma takılan sorulardan biri, hareketin küresel ekonomiyi ayakta tutan geniş işçi sınıflarıyla bağlarını nasıl derinleştirebileceği oldu. Yerinden edilen yerli toplulukların göçmen işçilere ve fabrika emekçilerine dönüşmesiyle, küresel kapitalizmin merkezinde yaşayan ve çalışan kadınlarla yerli komüniteler arasıda organik bağlar zaten mevcut. Kapitalizme alternatifler inşa etmek, toprak mücadelelerini küresel tedarik zincirlerinde çalışan kadınların gerçekliğiyle—tarım alanlarından fabrikalara kadar— ve mücadeleleriyle birleştirmeyi gerektirir. Dünya çapında kadın emeğini aşırı sömüren sistem karşıtı mücadeleleri, özellikle küresel ekonomiyi ayakta tutarken en derin eşitsizlikleri taşıyan Siyah, yerli ve göçmen kadınların emek mücadelelerini de içerebilecek ve güçlendirebilecek bir ağa doğru atılması gereken adımlar neler?

Bogotá buluşması böyle bir feminizmin nasıl görünebileceğine dair bir ufuk sundu: köklerin/önceki kuşakların bilgilerine dayanan, bizden önce mücadele eden kadınların hafızasıyla yön bulan ve topraklar ve mücadeleler arasında bağlar örmeye kararlı bir feminizm. Orada bir araya gelen kadınlar, feminizmi emperyal anlatılardan geri alırken bize şunu hatırlattılar:

Özgürlük, yaşamı savunanlar tarafından—sabırla ve kolektif olarak—inşa edilir.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.