- “Kürtçe evde başlar ama artık sadece Kürtçe konuşmak yetmiyor, okuma, yazma ve dijital alanda da güçlü olmak zorundayız. Ancak kurumlarımızda dil bilinci zayıf. Türkçenin yoğun kullanımı, farklı parçalardan gelen Kürtlerin kurumlardan uzaklaşmasına neden oluyor.”
SAİT ÖZTÜRK
Almanya’nın Böblingen kentindeki Kürt-Alman Dostluk Derneği’nde çocuklara Kürtçe ders veren Hüseyin Çatıkkaş, Kürtlerin günlük yaşamda ana dillerini tercih etmemesini eleştirerek, “Kurumlarımızda Kürtçeyi geliştirme ve öğretme konusunda çabalar çok zayıf” diyor.
Almanya’ya gelmeden önce Kurdî-Der, Eğitim Destek Evleri ve çeşitli kurumlarda Kürtçe dersler veren Çatıkkaş, yaklaşık 7 yıldır Almanya’da yaşıyor. Son 5 yıldır ise derneklerde ve çevrim içi platformlarda ders vermeye devam ediyor. Halen Böblingen’deki Kürt-Alman Dostluk Derneği’nde 6 ile 13 yaş arasındaki 9 çocuğa Kürtçe ders veriyor.
Bir dilin korunması için en önemli iki unsurun o dili konuşmak ve yeni nesillere aktarmak olduğunu vurgulayan Çatıkkaş, günümüzde bunun tek başına yeterli olmadığını belirtiyor. “Artık sadece konuşmak yeterli değil, okuma ve yazma da çok önemli” diyen Çatıkkaş, ana dilde eğitimin doğal bir hak olduğunu ifade ediyor. Ayrıca Kürtçenin teknoloji, sosyal medya ve iletişim alanlarında aktif ve kolektif bir şekilde kullanılması gerektiğini belirten Çatıkkaş, “YouTube çok geniş bir alan. Bu nedenle bu tür platformlar çocuk programlarıyla -çizgi filmler, hikaye okumaları, oyunlar- doldurulmalıdır. Kürtçe içerikler çocukların dikkatini çekmelidir” diyor.
Kurumlarımızın dil bilinci zayıf
Dil öğreniminin evde başladığını vurgulayan Çatıkkaş şu ifadeleri kullanıyor: “Kürt evlerinin sesi Kürtçe olmalıdır. Kürtçe günlük hayatın bir parçası haline gelmeli ve yaşamın her alanında kullanılmalıdır.”
Ayrıca kaliteli Kürtçe materyallerin erişilebilir olması gerektiğini belirterek şunları ekliyor: “Kitap, film, belgesel ve günlük yaşam içerikleri kolayca bulunabilmelidir. En önemli noktalardan biri de Kürtçenin teknik ve dijital alana girmesidir.”
Almanya’da bulunduğu süre boyunca Kürtçe dersler verdiğini ve toplumun dile yaklaşımını gözlemlediğini belirten Çatıkkaş, “Kurumlarımızda dil bilinci oldukça düşük. Kürtçeyi geliştirme, konuşma ve öğretme konusunda yeterli çaba yok” diyor. Aileleri de bu konuda eleştiren Çatıkkaş, şu örneği vererek devam ediyor: “Örneğin derneğimizde yaklaşık 30 çocuk Kur’an dersine katılıyor ancak söz konusu Kürtçe dersleri olunca aileler ‘Hocam vallahi çocukları getiremiyoruz’ ya da ‘Çocuklar gelmiyor’ diyor. Şimdi soru şu: Neden aileler çocuklarını haftada iki gün Kur’an dersine getiriyor da Kürtçe dersine getiremiyor? Bunun cevabı toplumumuzdaki ulusal bilincin zayıf olmasıdır. Çünkü ana dil aile içinde kullanılmadığında bu bilinç de zayıf kalıyor.”
Çatıkkaş, yanlış anlaşılmaması için şu notu da düşüyor: “Elbette Kur’an derslerine karşı değiliz, bu sadece durumu anlatmak için bir örnek.” Kurum yöneticileri, çalışanlarının da bu durum karşısında sessiz kaldığını belirterek, “Kurum yöneticileri ve çalışanları bu durum karşısında sessiz kalıyor. Oysa bu çocuklar hepimizin çocuklarıdır” diye ekliyor.
Rojhilat Kürtlerinin eleştirileri
Avrupa’daki Kürt kurumlarında önemli bir soruna dikkat çeken Çatıkkaş, şu ifadeleri kullanıyor: “En büyük tehlikelerden biri, Kürdistan’ı işgal eden dillerin ‘ortak dil’ olarak görülmesidir. Özellikle Kuzey Kürdistanlı Kürtler arasında bu çok yaygın. Dimilî ve Kurmancî konuşan Kürtler, ortak dil olarak Türkçeyi benimsiyor ve çoğunlukla birbirleriyle Türkçe konuşuyor. Bu da Kürtçenin kurumlara girmesinin önünü kesiyor.”
Dil ve kimlik ilişkisine değinen Çatıkkaş, “Dil, kimlikleri, ulusları ve toplulukları belirleyen temel unsurlardan biridir. Eğer kurumlarımızda Kürtçeden daha fazla başka diller konuşulursa, o dillerin bilinci gelişir” diyor. Türkçenin yoğun kullanımının etkilerine de değinen Çatıkkaş şöyle devam ediyor: “Özellikle Türkçenin yoğun kullanımı, farklı parçalardan gelen Kürtlerin kurumlardan uzaklaşmasına neden oluyor. Örneğin Doğu Kürdistanlı birçok kişi, bu kurumlarda Türkçenin hakim olduğunu söylüyor ve bu yüzden uzak durabiliyor. Elbette başka sebepler de var ancak en temel sebeplerden biri de dildir.”
Kurumlar Kürtçeye yönelmeli
Bu yüzden kurumların her şeyden önce Kürtçeye yönelmesi gerektiğini belirten Çatıkkaş, şu ifadeleri kullanıyor: “Açıkça söylemek gerekirse, kurumlarımızda dilin önemi yeterince anlaşılmış değil. Ailelerimizde de dil, kültür, tarih ve coğrafya bilinci zayıf. Avrupa’daki kurumlarımızın kültür, tarih ve dil okulları gibi çalışması gerekirken, maalesef bundan çok uzağız. Bu nedenle yeni nesiller kurumlara ilgi duymuyor.”
Avrupa’da Kürtçe okuma-yazma konusundaki genel duruma da değinen Çatıkkaş, “Avrupa’daki Kürt toplumunda Kürtçe okuma-yazma öğrenmek henüz yaygın bir kültür haline gelmiş değil. Bu yüzden birçok kişi bunu gerekli görmüyor ve çocuklarını kurslara göndermiyor” diyor.
Aileler çocuklarını derse göndermeli
Böblingen’den devam eden Kürtçe kurs hakkında da bilgi veren Çatıkkaş, mevcut durumu şöyle anlatıyor:“Bu kursta 6 ile 13 yaş arası çocuklar bulunuyor. Bu da bazı sorunları beraberinde getiriyor. Bazı çocuklar okuyup yazabiliyor, bazıları ise bilmiyor. Bu nedenle derslerde zaman zaman zorluklar yaşıyoruz. Çocukların seviyeleri farklı. Bazıları Kürtçe biliyor, bazıları hiç bilmiyor. Bu da ekstra çaba gerektiriyor.”
Derslerin yapıldığı ortamla ilgili sorunları da dile getiren Çatıkkaş, “Dersler her pazar günü 2 saat sürüyor ve düzenli ilerliyor. Ancak dernek ortamları eğitim için yeterli değil. Sınıf düzeni, masa, sıra gibi temel ihtiyaçlar eksik” diyerek şu çağrıyı yapıyor: “Derneklerimizin bu konuda sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor. Tüm bu zorluklara rağmen çocuklar Kürt dili, kültürü, müziği ve tarihi hakkında bilgi ediniyor; okuma, yazma ve konuşmada ilerleme kaydediyor.”