- Düsseldorf Kürt Film Festivali’nde gazeteci Nazım Daştan’ın yarım kalan senaryosu, festivalin açılış filmi “Heval Brako” ile hayata döndü. Rojava’da savaş koşullarında geçen direniş hikâyesini temel alan yapım, Daştan’ın yarım bıraktığı senaryoyu tamamlayarak hem duygusal hem de simgesel bir anlam kazandı.
DENİZ BABİR/DÜSSELDORF
Bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Düsseldorf Kürt Film Festivali “birlik ve direniş” temasıyla dört parça Kürdistan’dan yapımları buluşturdu. Festivalde 17 kısa, 3 uzun metraj ve 9 belgesel olmak üzere toplam 29 film gösterildi. Açılışı Rojava temalı “Heval Brako” ile yapılan festivalde, jüri üyelerinin dört parça Kürdistan’dan oluşması festivale farklı bir nitelik kattı. Ancak bu yıl ki festivali dikkat çekici kılan asıl unsur diasporadaki Kürtlerle, sinemanın buluşması oldu.
Festivali izleyen NRW Eyalet Milletvekili Berivan Aymaz, kimlik mücadelesi veren toplumlar için sanatın önemli bir araç olduğunu ifade etti. Aymaz, Kürtçe lehçelerin hakim olduğu festival oldukça renkli olduğunu belirterek, festivalin diasporadaki Kürtleri ortak bir zeminde buluşturduğunu söyledi.
Aymaz, NRW’nin medya ve sinema alanında önemli bir merkez olduğunu belirterek, eyalette iki film vakfı bulunduğunu, bu kurumlar aracılığıyla burslar verildiğini söyledi. Aymaz, “Bu kurumlarda yetişenler genellikle devlet desteği alıyor ve birçok Kürt gencinin de bundan faydalandığını biliyorum. Güney Kürdistan’da karşılaştığım bir öğrenci NRW bursuyla Enfal üzerine belgesel çekti. Bu çok gurur verici” diye konuştu.
Nazım’ın hikayesi tamamlandı
Sanatçı ve aktivist Lisa Çalan ise festivalin diasporadaki Kürtler açısından kimliksel önemine parmak bastı. Çalan, bu tür etkinliklerin ancak izleyici ilgisiyle sürdürülebileceğini ifade ederek bu festivalde de benzer bir atmosfer gözlemlediğini söyledi. Çalan, festivalin açılış filmi “Heval Brako”nun gazeteci Nazım Daştan’ın yarım kalan senaryosuna dayandığını belirterek, “Bu film, gerçeklikten beslenen bir hikaye olduğundan, benim için ayrı bir anlam taşıyor. Yarım kalan bir senaryonun devam ettirilmesi çok kıymetli. Teknik ve estetik açıdan eksiklikleri olabilir ancak Rojava gibi bir yerde, savaş koşullarında film çekmenin zorluklarını da görmek gerekiyor. İleride daha güçlü teknik ve senaryoların ortaya çıkacağına inanıyorum” diye konuştu.
Çalan ayrıca Kürt sinemasının köklerinin sözlü anlatım geleneğine dayandığını belirterek, “Sürekli savaş koşulları nedeniyle arşiv oluşturmak zor oldu. Ancak tüm bu imkansızlıklara rağmen Kürt sineması kendi hikayesini yazmaya başladı. Dengbêj geleneğinden gelen kolektif hafıza bugün sinemaya taşınıyor” dedi. Sinema toplumsallaşmalı
Festival konuklarından DEM Parti Dil, Kültür ve Sanat sözcüsü Cemile Turhanlı ise festivalin dört parça Kürdistan’ı bir araya getirmesi açısından önemine dikkat çekti. Kürt sinemasının henüz gelişim sürecinde olduğunu belirten Turhanlı, “Kürtler sürgünde ancak gittikleri her yerde kültürlerini görünür kılıyor. Kürt edebiyatı ve sanatı en çok diasporada gelişti. Sinema toplumsallaşmalı, siyasetin rolü de bu alanların önünü açmak olmalı” dedi. Kürtler sinemasını buldu
Gazeteci ve sinema eleştirmeni Ali Güler, Düsseldorf Kürt Film Festivali’nin genç bir organizasyon olmasına rağmen kısa sürede etkili bir konuma geldiğini ifade etti. Güler, Kürt sinemasının özellikle Rojava ile birlikte daha fazla direniş sinemasına dönüştüğünü söyleyerek “Kürtler artık kendi sinemasını buldu ve kendi hikayesini yazıyor” vurgusu yaptı.
Genç sinemacılar umut veriyor
Belgeselci Hasan Sağlam, festivalde genç sinemacıların ağırlıkta olmasının dikkat çekici olduğunu belirterek, “Bu organizasyonun genç beyinlerden oluşması umut verici. Filmde özellikle toplumsal dönüşüm ve dayanışma çok güçlü bir şekilde yansıtılıyor” dedi.
***
İnkardan bugünlere gelindi
Festivale çok sayıda kadın ulusal kıyafetleriyle katıldı. Bunlardan birisi de Kürt kamuoyunun yakından tanıdığı Xezal Altun’du. Festivali ilgiyle takip eden Altun, Kürt sinemasının geçmişe kıyasla önemli bir noktaya geldiğini belirterek, zor koşullarda çekilen filmlerin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Özellikle Êzîdî toplumunun yaşadıklarının sinemaya taşınmasının önemine dikkat çekerek, “Bir zamanlar Kürt kimliği bile yok sayılıyordu. Bugün kendi hikayelerimizi izlemek büyük bir kazanım” diye konuştu.
***
Ödüller sahiplerini buldu
Festivale Rojava’dan 3, Bakur’dan 10, Rojhilat’tan 5, Başur’dan 7 ve uluslararası 4 film katıldı. Toplam 29 filmin 3’ü uzun metraj, 9’u belgesel ve 17’si kısa metraj olarak gösterildi. Festivalde 9 kadın yönetmen de filmleriyle yer aldı.
Festivalde, Yılmaz Güney Ödülü, Halil Dağ Direnen Sinema Ödülü, Jîna Emînî Ödülü ve İnsan Hakları Ödülü kategorilerinde toplam 8 ödül verildi.
Kısa metraj kategorisinde ödül alan yapımlar şöyle:
* Bakur’dan Dilan Toftik’in “SİTAV”
* Başûr’dan Zhıno Hadî Hasan’ın “Triangle”
* Rojhilat’tan Zhıno Hadî Hasan’ın “Gısoand Darya” filmi.
* Rojava’da ise ödül Rojava Film Komünü’ne verildi.
Tertip komitesi ayrıca Rojava Film Komünü’ne teşvik ve dayanışma amacıyla özel bir ödül verdi. Yılmaz Güney Ödülü “All The Mountain Give” filmine, Jîna Emînî Ödülü “Hemo” adlı filme, Halil Dağ Direnen Sinema Ödülü “Sibe Dereng e” adlı filme verildi. İnsan Hakları Ödülü ise “Threads of a Revolution” filmine layık görüldü.