Kürtler aç savaştılar ve öldüler...

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

26 Temmuz 2022 Salı - 08:20

  • Ben, yine de bunlara “hain” demiyorum. Herkes kendine yakışan kadardır. Ama bu iş birlikçiliği, tarihe nasıl ve neyle anlatacaklar, onu merak ediyor ve onlar adına üzülüyorum.

Güneyli Kürtler, yarım yüz yılı aşkın süre boyunca, dağlarda özgürlük mücadelesi verdiler.

Savaştıkları Irak ordusu donanımlı, silahları teknolojinin son ürünleriydi. Onlarda ise eski çağdan kalma, kırık-dökük tüfekler. Sonra, onlardan ele geçirdikleri malzeme ile karşı koydular.

Kürt savaşçılara, pêşmerge deniyordu. Pêşmergeler, yoksul köylülerdi. Silahları gibi, üniformaları da yoktu. Dağ ise geceleri soğuktu. Paltoyu bırakın, ceketsiz pêşmerge, üşümekten uyuyamadan titreyerek sabahı karşılıyordu. Bazıları yalınayaktı. Çıplak ayaklarıyla yere basıyor, taşlık ve kayalıklarda yalınayak koşarak mevzi değiştiriyorlardı. Pek çoğu, çatışma ve dağdan dağa kaçışlardan arta kalan zamanlarını, ayakkabılarını tamirle geçiriyordu.  

 Yeme öğünleri yoktu. Çünkü, yemekleri yoktu. Bir parça yavan ekmek bulmak cephede şenlikti.  

Uyku, kimsenin eline geçmeyen bir lükstü. Bir yerden bir başka yere varmak için aracın hayali, hepten lükstü. Liderleri Mistefa Barzani bazen eline geçen bir at veya katırla binek lüksünü yaşıyordu.

Savaşanların geride duran aileleri, düşmanın ayakları altında, yokluk sefalet içinde, Kürdistan toprakları ise ölü insanlar tarlasıydı.

 Ama olsundu. Elde silah savaşanların beyni, özgür geleceğin hayaliyle doluydu. Bu umutla mutluydu dağdakiler. Onlar görmese bile çocukları, torunları, kendi ana yurtlarında köle ötesi bir muamele ile aşağılanıp horlanmayacaklardı. Özgür ruhla doğdular, özgür yaşayacaklardı. Çiçekli dağlarında, şarkılarını özgürce söyleyeceklerdi.

Yürekleri umutla dolu olduğu için, her türlü acıya dirençli, dayanaklıydı onlar. Sefalet ve eziyet vız geliyordu. Ölüm mü, o özgürlüğün bedeliydi...

O nedenle, oradan oraya sürülmeye aldırmadılar. Sınırlarda Türk ve Acem dipçiklerine dişlerini sıktılar. Özgürlüğün bedeli vardı çünkü. Geriden gelenlerin özgürlüğü için çok öldüler. Hem de sayısını bilmedikleri kadar...

Kuran’da, “Vad edilmiş ganimet“ olarak geçen Enfal günlerinde, onar, yüzer bir arada (toplam 280 bin kişi) kurşuna dizildiler. Topluca gömüldüler. Kürtlerin tarihi, bir yönüyle “Guernica“lar toplamıdır. Halepçe, bunlardan biri.

Ancak, buna rağmen yılmadılar. Pişman olup düşmana teslim olmadılar.

Ve günün birinde, Amerikalılar gökten inip yardımlarına geldiklerinde, “Ey özgürlük” diye diye sevinçten ağladılar. “Kanımız, canımız sana armağan, ey özgürlük!“ diye diye...

Ve Amerikalılar, özgürce geleceklerini kurmaları için, ülkeyi korumaya aldılar. Yurtları ve özgürlüklüklerine göz diken Türklerin de başına çuval geçirdiler.

Ama olmadı işte. Esir ve köle yaşamak bir alışkanlık, tiryakice hayat tarzı mıydı? İnsanca yaşamak yerine  dürtülüp, güdülmek, yasaklarla çevrilmek alışkanlık mıydı, kimileri için?

Bilmiyorum. Ama, Amerikan iç savaşından (1860’lar) sonra, özgürleşen bazı köleler, oturup, “efendimiz olmadan yolumuzu nasıl bulur ve neyle yaşarız“ diye ağlamaya başladılar.

Aşağılanmış insan tarihinde, bu bir ilkti. Sonra benzerlerini gördük. Ama Güney örneği, tarihte bir kara lekeydi.

Ailelerini, canlarını, mal ve mülklerini feda eden kitleler, Arapların başlarına geçirdiği boyunduruktan kurtulmanın mutluluğunun tadına varmadan, Türklerin tehdidiyle yüz yüze kaldılar. Tehditle,  bazen de “şuh kadın” gülümsemesiyle yanaşıp ekonomilerini, Amerika’nın yaptırdığı Anayasa ile kavuştuğu petrollerini ele geçirdiler. Sonra ülkeyi işgal ve teslim aldılar.

Kurtuluş için ölenlerin ve mezarsız ölülerden geri kalanların haberi bile olmadan.

Ülke işgal edilirken, Amerikan hediyesi Başkanlık, Başbakanlık, şu, bu makamları aralarında bölüşüp kurulan, giyecek pabucu da yokken, petrol gelirinin süper lüksünü yaşayanlar, ne mi yapıyordu? İşgalcilere yardımcıydı onlar.

Bunu ben söylemiyorum. Irak Genelkurmay Başkanlığı, son sivil katliamdan sonra, Türklerin işgalini rakamlarla şöyle açıklıyordu: “Türk ordusunun 5 hava üssü, 4 bin askeri, 100 tane askeri noktası var.”

Irak Genelkurmayı, Kuzey’den getirdikleri korucuları ve aktarılan  IŞİD’li haydutları bu rakama dahil etmiyordu. 

Iraklılar ülke işgal edilirken, onun askeri gücü “pêşmergenin oradaki rolü neydi?“  diye soruyor ve devam ediyorlardı: “Kuzeyli korucular ormanı kesiyor, köyleri yok ediyor. Pêşmerge de, onları dürbünle seyrediyor ve uzaktan telefonla fotoğraflarını çekiyor.“

Ben ne yapayım ki, dünyada düşmanına benzer hizmet veren iş birlikçi kalmadı. İşgalciye temenna çakıp korumacılık, yol göstericilik yapan, başka bir yönetim yoktur bu çağda.

Bunların, bu yaptıklarının bir izahı varsa eğer, 50 milyonluk Kürt dünyasına anlatsınlar istiyorum.  Ben, yine de bunlara “hain” demiyorum. Herkes kendine yakışan kadardır. Ama bu iş birlikçiliği, tarihe nasıl ve neyle anlatacaklar, onu merak ediyor ve onlar adına üzülüyorum.

Kan ve gözyaşı ile mücadele eden bir halka yapılan gözler önünde. Ülkeleri onlara yasak ve barbarca bir işgal altında. İşgalci, yasağını dinlemeyen piknikçileri bombalayarak, topluca katlediyor. Yüzlerce köy talan ve soygundan sonra boşaltıldı. Köylüler, topraklarından sürüldüler. Hırsızlar ortalıkta dört dönüyor. Ormanı, bağ ve bahçeleri katledip, odunları Türk şehirlerinde satıyorlar.

Hey iş birlikçi unutma. 100 yıllık tarihlerinde, hiçbir iş birlikçi bunlara yaranamadı. Kullanıp sonra kellesini aldılar ya da sürgünlere yolladılar.

Baksana, Türk yazar, onca hizmetine rağmen, şimdiden seni  “Hacıyatmaz” diye aşağılamaya başladı bile...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.