Kürtler başka bir 1975’le mi karşı karşıya?

Forum Haberleri —

Kürtler

Kürtler

  • Şu anki anın 1975’e benzediğini söylemek mümkündür. Barzanî, 1975’te ABD tarafından terk edildiğinde ve on binlerce Kürt'ün ölümüne, yerinden edilmesine yol açıldığında solcu muydu?

*KAMRAN MATİN

Birçok Kürt siyasi ve medya aktivisti, PYD'nin ve dolaylı olarak PKK'nin sol ideolojisinin, Rojava’nın uluslararası alanda stratejik izolasyonunun ana nedeni olduğu görüşünü savunuyor. Bu görüşe göre; Rojava’nın sosyalist ideolojisi, QSD'nin ABD, Batı hükümetleri ve İsrail tarafından terk edilmesini ve Rojava’da yaşanan felakette İsrail’in sessiz kalmasını sağladı.

Bu görüş temelden yanlıştır. Siyaset genel olarak, uluslararası siyaset ise özellikle ideolojiden ziyade stratejik çıkarlar tarafından şekillendirilir. Uluslararası ilişkilerin hâlâ hâkim olan realist ve liberal okulları için stratejik çıkarlar, güvenliğin korunması, jeopolitik gücün artırılması ve ekonomik avantajların elde edilmesini içerir. Bu çıkarların güvence altına alınması, çoğu zaman devlet gücünün amansız bir biçimde peşinden koşulması şeklinde gerçekleşir.

Bu uluslararası siyaset anlayışına, eleştirel uluslararası ilişkiler yaklaşımı meydan okur ve uluslararası siyasette daha derin toplumsal dinamiklerin iş başında olduğunu savunur. Ancak şimdilik ana akım uluslararası ilişkilere sadık kalırsak, stratejik çıkarların peşinden koşmanın, belirli çatışmalarda veya süreçlerde yer alan uluslararası aktörlerin ideolojik yönelimleriyle doğrudan çeliştiği pek çok örneğe rastlarız.

İşte bazı örnekler

10 yıldan fazla bir süre boyunca ABD, Sovyetler Birliği’ne karşı Afgan cihatçılarını destekledi; bu cihatçılardan bazıları daha sonra El Kaide’yi kurdu ve 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirdi. İslamcı İran, 30 yıldan fazla bir süre Şii Türkmen Azerbaycan’a karşı Hristiyan Ermenistan’ı destekledi. 1980’lerde İran, Irak Kürtlerini desteklerken İran’daki Kürtleri acımasızca bastırdı. ABD'nin 2003’teki Irak işgalinden sonra İran, Şii karşıtı El Kaide liderlerine sığınma sağladı ve ABD karşıtı Sünni güçlere askeri ve lojistik destek verdi; bu güçler ideolojik olarak İran’ın düşmanıydı. ABD, Humeyni’nin İran’daki zaferini kolaylaştırdı, Şah’ın ordusunu devrimi bastırmaktan alıkoyarak; İslam Cumhuriyeti’nin son hükümet karşıtı protestolara uyguladığı yöntemle tam tersi bir yaklaşım sergiledi. Sovyetler Birliği, Mısır ve Irak’taki Arap milliyetçi devletlerle ittifak kurdu; bu devletler, Sovyet yanlısı komünistleri katletti. Rojava, radikal sol ideolojisine göre ABD’yi emperyalist bir güç olarak tanımlamasına rağmen ABD ordusunun önemli desteğiyle DAİŞ’e karşı savaştı. Bu liste uzar gider.

Uluslararası siyaset, stratejik çıkarların peşinden koşulması ve genişletilmesi üzerine kuruludur. Kürt siyasi liderliğinin neredeyse her zaman doğru kavrayamadığı şey, uluslararası arenadaki devlet çıkarlarının karmaşıklığı ve bu çıkarların takip edildiği araçların taktiksel akışkanlığıdır.

Trump’ın Suriye stratejisi

Suriye’de ABD stratejisi, esas olarak Trump’ın izolasyonist “Önce Amerika” tutumundan besleniyordu. Bu strateji, iki temel direğe dayanıyordu; Ortadoğu’daki askeri taahhütleri azaltmak ve nihayetinde bölgedeki güçlerini çekmek ile İran’ın Levanten’e dönüşünü kalıcı olarak engellemek. NATO üyesi Türkiye’nin vesayeti altında bir Sünni devlet, bu amaç için idealdi. Böyle bir devletin meşruiyeti ve hayatta kalması, Ahmed el-Şara hükümetinin QSD’nin kontrolündeki petrol ve doğalgaz kaynaklarına erişimine ve Suriye’nin savaş sonrası yeniden inşasına bağlıydı. Bu da Körfez devletlerinin devasa yatırımları ve Türk inşaat şirketlerinin katılımıyla mümkün olabilirdi. Dahası, bu Arap devletlerinin ABD ile olan ticaret ve ekonomik ilişkilerinin trilyonlarca dolar değerinde olması, Washington’ın el-Şara hükümetinin konsolidasyonuna yönelik tercihlerini dikkate almasını zorunlu kılıyordu.

Yeni nüfuz alanı tanımlaması

Bu planın uygulanmasındaki ana engel, İsrail’in Türkiye’ye yakın bir Sünni devletin konsolidasyonunu tehdit olarak görmesiydi. Nitekim Esad’ın düşüşünden sonraki ilk aylarda İsrail ve Türkiye, Suriye’de çarpışma rotasına girmişti. ABD, Türkiye, el-Şara ve İsrail’in kaygılarını gidermek için tüm taraflar arasında fiilî bir Suriye bölünmesi anlaşması sağladı; bu anlaşma, İsrail için güneyde, Türkiye için kuzeyde nüfuz alanı tanımlıyordu. Bu nüfuz alanlarının yaratılması, mantıken ABD’nin Türkiye ve el-Şara’yı tatmin etmek için Rojava’yı terk etmesini gerektiriyordu. Karşılığında Şara-Türkiye ekseni, en azından orta vadede Şam’ın güneyindeki alanların fiilî silahsızlandırılmasına ve Esad’ın düşüşünden hemen sonra İsrail’in Hermon Dağı ve Suriye-Lübnan sınırındaki diğer alanlar üzerindeki yeni kontrolüne razı oldu. Türkiye, ayrıca İsrail sınırına yakın güney Suriye’de hava savunma sistemleri ve radarlar konuşlandırmaktan vazgeçmek zorunda kaldı; bu da İsrail’in İran’a yönelik olası gelecekteki saldırılar için güney Suriye hava sahası üzerindeki kontrolünü sürdürmesini sağladı.

Alarm zillerini çalmalıydı

Bu çok taraflı pazarlık, Suriye’deki yeni temel denklem haline geldi; Rojava liderliği bunu zamanında ve yeterli biçimde anlayamadı. Dolayısıyla buna ya uyum sağlayamadı ya da yeniden tanımlamaya çalışmadı. ABD’nin, başında ABD ödülü bulunan eski El Kaide lideri Ahmed el-Şara’nın geçiş hükümetini tanıması; Trump’ın el-Şara ile görüşmesi ve Suriye’ye yönelik ABD yaptırımlarının kaldırılması, Rojava liderleri için alarm zillerini çalmalıydı; en azından Suriye geçiş hükümetinin DAİŞ karşıtı Koalisyon'a kabul edildiği andan itibaren ABD’nin Rojava’ya askeri desteğinin sona ereceği görülmeliydi. Hatırlanması gereken bir nokta, ABD’nin Rojava ile hiçbir zaman siyasi düzeyde ilişki kurmadığı ve onu yalnızca 'teröre karşı mücadele çerçevesinde askeri bir ortak' olarak gördüğüdür. Rojava liderliği, ABD tarafından siyasi tanınma için yeterince baskı yapmadı. Gerçekten de Rojava’nın deneyimi, askeri kanadı QSD’nin başarısı ve etkinliği ile siyasi kanadı Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’nin uluslararası görünmezliği ve verimsizliği arasındaki çarpıcı uçurumla damgalanmıştır.

Devlet dışı aktör olmanın zorluğu

Yukarıdaki argümana rağmen Rojava’nın sol ideolojisinin ABD ve İsrail desteğinin eksikliğinin nedeni olduğunu varsayalım. O zaman soru şu olur: 2017’de Irak Kürdistanı’nda bağımsızlık referandumuna ABD açıkça karşı çıktığında –DAİŞ’e karşı savaşta ölen Pêşmergelerin kanı daha kurumamışken– Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ve Irak Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) de solcu muydu? Mele Mustafa Barzanî, 1975’te ABD tarafından terk edildiğinde ve on binlerce Kürt'ün ölümüne ve yerinden edilmesine yol açıldığında solcu muydu? Cevap açıkça hayırdır. Aslında şu anki anın 1975’e benzediğini söylemek mümkündür. Şayet benzetirsek: Ahmed el-Şara, Saddam Hüseyin’dir; Tom Barrack, Henry Kissinger’dir; Mazlum Ebdî ise Mele Mustafa’dır. Yine de Kürt liderlerin stratejik hataları bile nihayetinde Kürtlerin devlet merkezli bir dünyada devlet dışı bir aktör olmaları gerçeğindendir.

Yeni bir jeopolitik birikim dönemi

II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası siyasi ve hukuki düzen bir zamanlar mevcut siyasi sınırları kutsal ve değiştirilemez olarak tanımlamış ve bu tanımı tam güçle uygulamıştı; o düzen şimdi çöküyor: Rusya, Ukrayna’nın büyük bölümlerini ilhak ediyor ve ABD’den etkili bir itiraz gelmiyor; ABD’nin kendisi Grönland’ı ve hatta Kanada’yı ilhak etmeye çalışıyor.

Savaş sonrası uluslararası ilişkilerde devlet egemenliğinin temel kuralının ana uygulayıcısı olan ABD, bu kuralları en acımasız biçimde çiğniyor. Türkiye, Pakistan ve İran gibi birçok orta güç devlet de bu örneği takip edecektir. Türkiye, zaten Suriye ve Irak topraklarının büyük bölümlerini fiilen ilhak etmiş durumda. Yeni bir jeopolitik birikim dönemi başladı ve Kürtler bunu anlamazsa daha fazla darbe yiyecektir.

* Sussex Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doçenti Kamran Matin'in www.theamargi.com'daki yazısı çevrilerek kısaltıldı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.