- Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin, Kürtlerin rasyonel bir seçimi olduğunu belirten Doç. Dr. Arzu Yılmaz, savaş ortamında kendilerini koruduklarını ama kazanımlarının, sürecin nasıl yönetileceğine bağlı olduğunu söyledi.
Ortadoğu’yu yakından takip eden Doç. Dr. Arzu Yılmaz, MA'dan Mehmet Aslan ve Abdulkadir Ayten'in sorularını yanıtladı. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin, Kürtlerin rasyonel bir seçimi olduğunu belirten Arzu Yılmaz, "Bu rasyonel seçimin en erken sonucu da Kürtlerin Ortadoğu'daki savaş ortamında bir hedef haline gelmekten kendilerini korumuş olmalarıdır. Bunun ötesinde kazanımlarını korumalarına ne kadar yardımcı olacağı, bu sürecin nasıl yönetileceğine bağlı" dedi.
Mevcut ittifaklar ya da yeniden kurulmakta olan ittifakların kalıcı olabileceği bir dönemin içinde değil, her şeyin son derece akışkan ve belirsiz olduğu, çok sert bir güç mücadelesinin ortasından geçildiğini vurgulayan Yılmaz, şunları söyledi: "Dolayısıyla bu, aynı zamanda Kürtler için de geçerli. Tıpkı Ortadoğu’daki diğer bütün aktörler gibi Kürtlerin de tek alternatifi Türkiye ile ittifak yapmak değildi. Bu sadece Abdullah Öcalan için geçerli değil; aynı zamanda Güney siyasetine, Rojava siyasetine ya da hepsinden bağımsız olarak İran Kürt partilerinin Amerika’nın İran’la savaş sürecinde aldığı tutuma baktığımızda şu nettir: Kürt siyasal öznesinin bu süreçte aldığı kararları rasyonel seçim olarak tanımlamak çok yerinde görünüyor. Bu seçim, rasyonel davranmanın bir başka gereği olarak ve zamanın ruhuna uygun olarak da yapılmış olabilir. Diğer ittifakların oluştuğu, kurulan ittifakların kalıcılığının şüpheli olduğu böylesi bir dönemde, Kürtlerin süreç bağlamında yaptıkları ittifakın da kalıcılığı bu sürecin nasıl gelişeceğine bağlı olacaktır. Sürecin yürümediği durumda, tıpkı diğer aktörler gibi Kürtlerin de farklı ittifak arayışlarına girme hakları var. Bu bağlamda bir seçim yapma aklına da sahip olduklarını bugüne kadar attıkları adımlardan çıkarsamak zor değil.
Türkiye de değişecek
Bir dünya sistemi tümüyle değişiyor ve dönüşüyor. Dolayısıyla Türkiye’nin de bu değişim ve dönüşümden bağımsız olduğunu düşünemeyiz. Türkiye de değişecek. Şu anda da zaten o değişimin yarattığı siyasi krizin içinde. Ciddi bir yapısal ekonomik kriz yaşanıyor ama ciddi bir siyasi krizin de içerisindeyiz. Dolayısıyla Türkiye’nin bu hususlara, en başta da Kürt meselesi konusunda vereceği cevaplara bağlı olarak neye evrileceğini de görmüş olacağız. Türkiye bu dönüşümü, Türklükten başka kimlikleri de içerisine alacak daha kapsayıcı, yeni bir Türkiye tahayyülüyle mi karşılayacak, yoksa Cumhuriyet’in kuruluş kodlarına referansla dışlayıcı bir tutumla mı? Benim baktığım yerden henüz bu sorunun cevabının net olduğunu söyleyebilecek durumda değiliz. Türkiye’nin Kürt politikasına ilişkin kararı sadece Kürtlerin kaderini etkilemeyecek, aynı zamanda Türkiye’nin kendi geleceğini de tayin edecek." ANKARA