Kürtlere Nazi adaleti

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

18 Şubat 2022 Cuma - 23:30

  • Tepeden, ayak uçlarına kadar zırhlı, silahlı askerler kapıları kırarak insanları uykuda bastı. Çocuklar o yaratıklar karşısında, korkudan çığlık çığlığa kala kaldılar. Yetmedi, eşlere çocuklarının gözü önünde işkence edildi. Söz ve dayakla aşağılandılar. İnsan olan herkesin din, dil, kültür farkı olmaksızın tüm coğrafyalarda insan özeli yani mahremi olan yatak odaları hücumun ilk hedefiydi. Sapıklık işte bu.

Osmanlı yönetiminde Türk izi ya da damgası bir yana esamesi dahi okunmadı. Osmanlı’da Türk varlığı yoktu, asla olmadı.

Dolayısıyla, Kürtlerle olmayan Türklerin yüzlerce yıllık beraberliği bir masal, uydurulmuş bir yalandır.

Türkler, Osmanlı kabuğu altında ilk defa İttihat ve Terakki Cemiyeti ile tarih sahnesine çıktılar. 1908 yılında da güç oldular ve Kürtleri yasak ve buyurganlıkla teslim almaya kalkışınca, 1910 yılında bir dizi başkaldırıya neden oldular.

Başkaldırılar dünya savaşı ile kesintiye uğradı. Ancak daha sonra bu başkaldırılar devam etti ve Kürtler İttihatçıların B takımının entrikalarına teslim olmadı.

Kürtler el konulmak, çalınmak istenen insanlıklarının davacısı olmaktan caymadıkları için o günden beri düşmandır. Hitlerin ‘Nazi adaleti’ vahşetini her gün yaşamaktalar.

“Dağına göre kar“ misali Kürtler de hiçbir zaman onlara dost olmadı. “Bexte Romê tuneye” sözü bu konuda oldukça zihin açıcıdır. Kürt halkı onlara ve verdikleri sözlere asla güvenmediler, düşman olduğunu her daim bildiler.

Buna göre tavır geliştirdiler. Bunlardan kurtulmak için çabaladılar. Gerektiğinde silaha sarıldılar, savaşçıları beslediler, her türlü desteği sundular.

Ve onlar Kürtlerin hak ve özgürlüklerini teslim edip barışı bayraklaştıracaklarına her defasında daha da vahşileştiler. İnsan eti yemediler ama insanları diri diri yakan yamyam kesildiler.

Kürt halkının barış isteklerini suç saydılar. Dünyada barış kavramının yargılayıp mahkum eden tek yeryüzü parçası oldu, bu rejim.

El aleme göstermek için yapıp yürürlüğe koydukları anayasa ve yasalar da Kürtler için hiçbir zaman geçerli olmadı. El konulup yönetimi gasp edilen belediyeler ve seçilmiş parlamenterlerin örneğinde görüldüğü gibi Kürtler fiilen kapsam dışında kaldılar. Kürtlerin hayatı günlük emirlerle esir alındı.

Bir diktatör, dünyada ilk kez “bu anayasayı tanımıyorum, bana uygun düşecek yenisi yapılsın“ diyebildi.

Ve dünya kendi kanunlarını dahi tanımayan bu despotu sadece seyre durdu.

O nedenle herkes rehine, Kürtler ise değişmez esirdir.

Mesela, yakın tarihe kadar iktidar ortağı ve en güçlü icracı olan Fetullah Gülen ile bütün adamları bugün birer teröristtir. Zaman zaman onlar da gece baskınlarına maruz kalıyor. Ancak onlar Kürtlere uygulanan vahşetten varestedir, onların yatak odalarında karargâh kurulmuyor.

Oysa üç gün önce şafak vakti Karlıova‘nın dört köyüne, aynı anda Nazi adaletine uygun tarzda baskın düzenlediler.

 “Çok mert, çok yiğit, çok insani, oldukça medeni ve de ziyadesiyle vicdanlı“ diye cila çekilen Türk ordusunun bir kolu, utancın evrensel tarihine geçecek “yeni çirkin ve kirli bir destan“ yarattı. Tepeden, ayak uçlarına kadar zırhlı, silahlı askerler kapıları kırarak insanları uykuda bastı. Çocuklar o yaratıklar karşısında, korkudan çığlık çığlığa kala kaldılar. Yetmedi, eşlere çocuklarının gözü önünde işkence edildi. Söz ve dayakla aşağılandılar. İnsan olan herkesin din, dil, kültür farkı olmaksızın tüm coğrafyalarda insan özeli yani mahremi olan yatak odaları hücumun ilk hedefiydi. Sapıklık işte bu. Kadınların özel çekmecelerinde didik didik düşman arandı. Her şeyi yerlere, ortalığa serpip postalla çiğnendiler.

Vay be, herkese mertlik dersi verdiği yalanı ile şişirilen Türk ordusunun personeli işte bu. Onlar savunmasız kadınların mahrem eşyaları ile savaştaydı.

Sosyal medyaya yansıyan enstantaneleri seyrettik herkesle birlikte. Uykusunda baskına uğramış bir kadın; kızı ve oğlu ile eşine yapılan işkencenin ve dipçiklenmenin tanıklığının yarattığı şokdan mı bilinmez, ruh sağlığını yitirmiş gibiydi. Yatak odasının darmadağınıklığında ayakta gezinip zorlukla nefeslenerek, şok üstüne şok geçiriyordu. Saçlarını yolarcasına çekiştirip, şaşkınlık içinde “wî, va çibu?“ diyordu. “Çi dixwazin“ diye diye insanlık arıyordu.

Bir başka kadın dışarıda karlar arasında paltosuzdu. Sabahın seherinde yuvasından koparılıp zırhlı savaş aracına bindirilerek götürülen oğlu, kızı, eşi mi her kimse, yakınlarının peşinden gidiyordu.

Hitlerin Nazi rejimi adaleti böyle işliyordu. Bu ordu terörü yayıp insanları, korku ile esir almak için şafak vakti panzerlerle düşman avına çıkıyor, gün ışığında terör manzaraları yarata yarata çekiliyordu.

Bütün dünya durmuş sessizce, bu kaçık suçluyu seyrediyordu. Başka bir deyişle suç ortaklığı ediyordu.

Ama o kaçık günün birinde böğürürcesine, alet olarak kullandığı adamlarına hakaret ettikten sonra yan odaya geçip kafasına kurşun sıkıyordu.

Bugüne dek yeryüzünde halkın malının hırsızı, soyguncu ve dolandırıcısı olan hiçbir suçlu cezasız kalmadı. Kimi kafasına sıktı, kimi darağacına, kimileri de hapishanelere yürüdüler.

Koyun cinsinden tepkisiz sürü toplumlarda, bu tipler de cezasız kalmıyor. En azından haklarında “lanetli“ diye not düşülüyor.  

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.