Kürtleri bitirmek

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

12 Ekim 2020 Pazartesi - 22:07

  • Kürtleri bir bütün olarak bitirme planı, Atatürk’ün Nisan 1923 tarihli “Takriri Sükun“ kararnamesinin türevidir. Başka bir deyişle “Atatürk’ün şapkasından çıkma“dır.

 

İttihatçı entrikalardan süzülme Kemalistler, eski sömürgecilerin “kırmızı şeker, mavi, mor boncuk“ dağıtması misali, yerine, tatlı gülüşle yalanıp Osmanlıyı kötüleme ile yanaştılar Kürtlere. “Hain Osmanlı Kürtlerin hakları üstüne yatıp yedi“ diyor devam ediyorlardı:

 “İtiraz eden Kürtleri, en son 1916’da kırıp liderlerini ipe dizdiler. Ama biz onlardan değiliz. Biz Türküz. Medeniyiz. Şekilde görüldüğü gibi, Osmanlıya karşıyız. Onları atıp yerlerine geçtiğimizde, Allahın izniyle siz Kürtlere, hak ettiğiniz özerkliği teslim edeceğiz.“

Bu, Kürtlerin çok değer verdiği namus, hem de şeref sözüydü. Namuslarına bağlılıklarına güven duydular. Yanlarında durdular. Yunanlılarla savaşmaları için, asker veren bile oldu. En önemlisi Lozan’da, hak istemiyle ciddi anlamda “mızıkçılık“ da yapmadılar.

Ama, Türk devletinin Lozan’da şekillenmeye başlamasıyla, hak ve özgürlüklerin de konuşulduğu parlamento (1 Nisan 1923) dağıtıldı. Bir ay sonra, yeni bir Anasaya ilan edildi. Bu anayasa ile Türk ırkçılığı ete, kemiğe bürünüyordu. Kürtlere özerklik sözü buharlaşmıştı. Dil yasağı gelmiş, “Kürtlerin var olmadığı“ da, anayasa hükmü olarak ilan edilmişti.

Sonraki kırım ve kan sesi ise biliniyor...

Cihatçılar, 2002’de iktidara geldiklerinde, en az Kemalistlerin ilk zamanlarındaki gibi “insani“ ve şaşırtıcı derecede demokrattılar. Kürtlere gülümsüyor, beri yanda, hak edilmemiş kazanca, çalıntı mala el sürmemeye yeminli ve de çalmaya asla yanaşmayacak derekede dindar görünüyorlardı. Siyasi islamda olmayan hak ve hukuku, bunlar “mebzul miktarda“ da verdi.

Bu bir rol kesmeydi. entrika çemberi çevirme oyunuydu. Bir sabahın seherinde, televizyon ekranlarında yankılanan bir sesle, oyunun büyüsü bozuldu.

Recep Erdoğan, Ankara’dan İstanbul’daki oğlunu telefonla sabah uykusundan uyandırıp “evdeki paraları sıfırla, polis baskını var“ diyordu.

Ve bu, “dürüstlük büyücüsünün” suç üstü yakalandığını dünyaya ilan eden çan sesiydi. Görkeminden geçilmeyen “dürüstlük büyücüsü“ Başbakan, emrindeki polisin kuşatması altında titreyen bir zavallıydı. Televizyondaki sesin görüntüsünde dolar istifleri, sayma makineleri ve yine Bilal’in gece boyu taşımasına rağmen sıfırlanamayan dolar istifleri.

Tek geliri maaşı olan bir adamın, ortaya dökülen gizli hazinesi, keli örten küllahtı. O da düşmüş, kel güneş altında ışıldamaya başlamıştı. Dürüstlüğün alıcısı kalmamıştı. Şimdi tek seçenek, her ağza takoz olacak diktatörlüktü. Onun zemin taşları döşenmeye başlandı.  

 Dinci-Irkçı Feto tarikatı koalisyondan dışlandı. Hapsedilmiş, militer Kemalistler salınıp boşluğa monte edildi. Irkçı-dinci kitle tabanını arklarına alıp Kürt mücadelesinin bitirilmesi için, tuzak ağları dokuma sürecini başlattılar.

Bütün bunlar dün oldu. Plan hazırdı: Bir süreden beri medyanın tüm kademelerinde tartışılan bir ada ülkesi olan Sri Lanka (Seylan) projesi. Sri Lanka‘da, devlete bağlı silahlı güçler, adanın batı ucunda konuşlanıp adeta yan yana dizilip, bu arada önlerine çıkan düşman unsurlarını (Tamil Kaplanları) yok ede ede doğuya yürümüştü. Bu Tamillerin sonuydu.

Ancak burada durum farklı, Kürdistan toprakları dağlıktı. Bunun için, bölgesel bir şerit seçildi. Hazırlıkların tamamlanması için, Kürtleri oyalayacak zamana ihtiyaç vardı. Atatürk’ün özerklik entrikası yerine, “barış görüşmelerini” monte ettiler. Ve,  Amed’den Suriye sınırı boyunca Irak ve İran’a uzanan hinterlanda, aylar süren hazırlık başladı. Silinip süpürülerek içi boşaltılacak şehirlerin konumu, savunma ve hücum noktaları ile tek tek sokaklar işaretlendi. Bu arada Türk kara ordusu, IŞİD‘den derlenmiş cihatçılarla takviyeli olarak konumlandı. Şehirler kuşatıldı.

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun deyimi ile hazırlıklardan sonra, gece 00.3’te tanklar, toplar, füze ve hava gücü, 16 şehre aynı anda hucuma başladı. Şehirler insanların başına yıkıldı. Gençlerin inşaat artığı tahta, moloz, sandalye, masalardan kurduğu barikatlar tanklar, toplar, füze ve uçakların saldırısı karşısında, “hiç“ kaldı. Barbarları durdurmadılar.  Cizre, Sur, Şırnak, Nusaybin, Silopi, İdil başta olmak üzere, 16 şehir hayalete dönüştü. Doğmamış bebeğinden yatalak ihtiyara kadar, her Kürt düşmandı. İslamcı caniler IŞİD metodu, Moğol tarzı ile saldırıyor, onların işkence usulleriye can alıyorlardı. IŞİD Halifesi Bağdadi’nin çocukları ve Türk ordusu iç içe “Allah-u Ekber diye saldırıyordu. İnsanlar diri diri doğranıyor, diri diri yakılıyordu ki, Allah-u Ekber diye de bağıran hırsızlara, tecavüzcülere, katiller sürüsü talancılara yakışan da buydu.

Kaç kişinin katledildiği öğrenilemedi ama, Kürtlerin kaybı ağırdı. Bir milyona yakın insan kendi yurdunda mültecileşti. Ve onlar barbarlığı şanlı zafer ilan ettiler...

Ama bu ilk değildi. 1920’de Koçgirî kırımı ve 1925’de Şeyh Said’in Amed önlerinden çekilmesinden sonra da zafer ilan ettiler. 1925’de kurulan darağaçlarını zafer anıtı diye kutsadılar. Amed, Hani, Lice, Genç dörtgenindeki kan, baştan başa serhat katliamlarıyla şereflenip zafer naraları attılar. Geliye Zilan’ı lebaleb insan ölüleriyle doldurmakla övündüler ki, dünyada benzeri şerefsizlik yoktur. Zilandaki bebeklerin, ihtiyarların katili General Salih Omurtak, göğsünü yumruklayan goril gibi zafer böğürtüsü koparıyordu.  Cumhuriyet gazetesi, bir dağın yamacındaki mezar taşının altına “Hayali Kürdistan burada yatıyor“ diye yazıyor, Dersim zaferi Türk parlamentosunda alkışlarla kutsanıyordu.

Ama nafile. Kürtleri bitiremediler. Bugünkü caniler, seri katiller de yüz yıllık “şeref’in” ortakları olarak insan kanı dökme ile övünüyorlar. 25 milyon kişilik dev Kürt kitlesi, tiksinerek bu insan kanı içicilerini seyrediyor.

Bunların anlayamadığı gerçek: Dünya yıkılsa ve bir tek Kürt kurtulsa, özgürlük tutkusu onunla yaşayacaktır. Hangi bitirme, akıp giden mücadele pınarı, bu söylediklerimin kanıtıdır...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.