Kürtleri korkutup sindiremediler

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

21 Haziran 2021 Pazartesi - 23:33

  • Tarih tanıktır ki, Kürtlerle tanıştıkları ilk günden beri, bir kerecik olsun insan ve insani olamadılar. Yüz yıldır, sadece Kürt oldukları için, kırıyorlar. Yol keserek, korkuluk canavar kesiliyorlar. Gece yarısı uykuda basıyor, yangınlarla yürüyor, ölülerini soyuyor, ölülere işkence ediyor, taşınabilir ne bulursa talan ediyor, çocukların ekmeğini çalıyorlar.

Kürtler, Osmanlı’ya “Romareş“ (Kara-Sahte Roma) diyorlardı. Yerine göre Romo, Rome...

Osmanlı tarihi boyunca, Kürtlerin dünyasında “Türk“ün adı hiç yoktu, asla olmadı.

Bir parantez açarak söyleyeyim: Osmanlı dünyasında da “Türk“ yoktu. Avrupalıların doğudan gelenleri adlandırma ile kendilerine Türk denmesini hakaret sayıyorlardı. Onlar da barbar, yalancı, hırsız, dolandırıcılara “Türk“ diyorlardı.

O nedenle, Osmanlı tarihi boyunca devlette Kürt, Ermeni, Rum, Balkanlı, Kafkasyalı, Arap pek çok, ama bir tek “Türk“ Paşa ve yönetici yoktur; son zamanlarına kadar hiç olmadı.

Kürtler de, doğudan gelip batıya geçenlere Türk diyorlardı. Onlar geçtiklerinde malları, evlerini korumaya alıyor, ancak kapılarına gelip dilenenlere “geşt“ (bağış, sadaka) veriyorlardı.

Öyle bol palavradan salladıkları gibi Alpaslan ve benzerleri de, Osmanlı gibi Türk değil, Afganlıydı.

Kürtler ilk defa, “Kemalist“ darbecilerden sonra “Türkler“le tanıştılar. Hemen sonra bin pişman oldular.

Çünkü, Kürtlerde “söz“ insan onurunun simgesi, namustu. Şerefin ortaya konmasıydı. O nedenle Kürtlerde kutsaldı. Söz asla ihanet edilip çiğnenemez, üstün değer olgusuydu.

Ve bir parantez: Yakın tarihe kadar, Kürdistan’ın pek çok yeri, mesela Serhatta alış-verişlerde çek, senet yok, “söz“ vardı.

Kürtler, bu yüzden onları da “dünya görmüş“ ve de şerefli her insan gibi “sözüne bağlı“ sandılar. Verdikleri söze inandılar. Ama bunun bedelini de ağır ödediler.

Onlarla, ilk defa Koçgiri’de karşı karşıya geldiler ve orada verdikleri “söz“e inanmanın beledilini kanlarıyla ödediler. Barbarlık kan, talan ve tecavüz üzere zincirlerinden boşaldı, Koçgiri’de. 

Kürtler, onlar için sözün bir anlamının olmadığını öğrendiler, ama çok geçti. Bu olay, büyük bir kırılmayı doğurdu. Kürtler, ilk defa bundan sonra, yollarını ayırma arayışına girdiler.

Onlar arayış içindeyken, atağa geçtiler. Kürt önderler avına çıktılar. 1925 Şubatında da Şeyh Said’in yolunda tuzak kurdular.

O günden sonra Kürt anneler, söz dinlemeyen çocuklarını “seni Türklere veririm“ tehdidiyle yola getirmeye çalışıyorlar. “Türk gibi“ diye başlayan pek çok kavramın yanında, “seni Türklere veririm“ sözü de korkuluğun adı oldu.

Tarih tanıktır ki, Kürtlerle tanıştıkları ilk günden beri, bir kerecik olsun insan ve insani olamadılar. Yüz yıldır, sadece Kürt oldukları için, kırıyorlar. Yol keserek, korkuluk canavar kesiliyorlar. Gece yarısı uykuda basıyor, yangınlarla yürüyor, ölülerini soyuyor, ölülere işkence ediyor, taşınabilir ne bulursa talan ediyor, çocukların ekmeğini çalıyorlar.

Kürt çocukları da talan malıdır. Çaldıklarını öğretmen, subay, sivil memur devşirdiler. Eski Cumhurbaşkanlarından Kenan Evren’in eşi de, Kürdistan talanında kaçırılmış bir Kürt kızıydı.

Dahası, başından beri Kürtler söz konusu ise eğer, hep haydut kesildiler. Terör çarkı, haydut çetesi olarak yürüdüler, Kürtler üstüne.

Korku yaymak için, İslami terörü kullandılar. Kiralık bombacıları kullandılar.

1990’lardan beri de, Kürt siviller, çocuk ve savunmasız kadınlara karşı kullanılmak üzere, tetikçi cellatlar, katliamcı, yıkımcı, yangıncılar yetiştirmek üzere, okullar işletiyorlar.

MHP 60 yıldan beri, bu okullara öğrenci tedarik ediyor.

İzmir’de, HDP binasında ve 3-5 zeytin, bir domatesten ibaret sabah kahvaltısının başındayken kurşunlanan Deniz Poyraz’ın katili, bu okulların birinden mezundur.

Katil, elini kolunu sallayarak HDP binasına çıktı, bir saate yakın kaldı orada. Bağırıp çağırarak, sağa sola ateş ederek kaldı, orada. Polis, tembihli gibi aşağıda sesini dinleyerek, işini bitirip inmesini bekledi. Sokaklarda kadınların saçından tutup sürükleyen, çocukları kurşunlayan polis, ona son derecede saygı doluydu. “Senin adın ne abicim“ diye karşıladılar.

Bağı, bağlantısı, şefi, müdürü tesbit edilmeden ve bu konuda çaba harcamadan, onu tatile yollarcasına hapse gönderdiler.

Bütün bunlar, Kürtlere karşı işlenen suçlarda, cezasızlık gösterileri. Suç işlemek için, geride bekleyenleri özendirme, onlara cesaret verme gösterisi. Mafya devleti, tarihi boyunca olduğu gibi, tetikçilerine sahip çıkıyor, koruyordu. Terör çarkına yakışan buydu. Onlardan insani bir duruş, davranış bekleyen yoktu. Cani, kısa süre sonra hapishaneden çıkarsa, kimse şaşmayacaktır, emir kulu ve de vicdanı kelepçeli Türk adaletinin hikmetine.

Ama, bütün barbarlıklarına rağmen, Kürtleri asla korkutup sindiremediler. Seyid Rıza’ya atfedilen bir söze nazire olarak, bu da katiller, hırsız ve tecavüzcüler güruhuna ders olsun!..

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.