Kürtlerin yeni “kurtarcılık" rolü 

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

3 Aralık 2021 Cuma - 23:30

  • Kürtlerin bu rejimde iktidar, ya da ortağı olma diye bir beklentileri yoktur, olamaz. İttifak ve ya onu bunu milletvekili yapma beklentileri de yok Kürtlerin. Tek beklenti, seçilmişlerin Kürt yarasını seslendirip halk adına davanın takipçisi olmaları.

Kürtlere, kendi hayati sorunlarını unutturup “Türk toplumu girdabı“na sokmayı görev bellemiş kimileri de “devrimci ruh“ adına onlara, yeni “kurtarcı“ roller biçiyorlar. Faşizmi yıkıp Türklere demokrasi getirmeleri için, görev ikram ediyorlar.

Ne kadar güzel değil mi? Bir yudum özgürlük uğruna, her yanı yara, bere içinde olan Kürt, hayallerini unutup Türk’ün faşizmi yıkma mücadelesine adanacak.

Gülmeyin ama, hangi faşizmle mücadele? Türk diyarında sistemin tüm partilerinin yüzü, artık faşizm karası. Öylesine bir kayma oldu ki, parti liderleri Recep Erdoğan’ın birer “süret“i, ruh ikizi. Recepsel faşizmin en hızlı karşıtı, adaleti tesis, Kürtlerin hak ve hukukunu teslim yerine, “Kandil dağlarını yerle bir etmezsem“ diye yemin edip ölüm tamtamları çalıyor.

Kimileri de, bu kara rejimde su başlarını tutma sırası için, “Kürt Memet nöbete“ ikramında bulunuyorlar.

Oysa tüm bunlar, Kürtleri oyalama, “düşmanının sorunları“ ile meşgul ederek hayallerinden uzaklaştırma taktikleridir.

Kürtlerin tarihsel kara yazgısıdır bu

Örneklersek: Nehrili (Şemdinli) Şêx Ubeydullah, uyuyan Ortadoğuda ilk ulusal başkaldırı ateşini yakan kişiydi. İran ve Osmanlı, Britanya imparatorluğu ile Rusya’nın yardımıyla Şêx Ubeydullah’ı esir aldılar.

Araplar onu örnek alarak Osmanlıya karşı kıpırdadılar. O sırada Kürtler, Şêx Ubeydullah’ın mirasına sahip çıkıp ulusal ruhu yayacaklarına, Osmanlı entrikacılığının başlarından aşağıya döktüğü “ağa“ ve ya “bey“ payesiyle sevindirik oldular. “Hamidiye Alayları“ denilen askeri teşkilatta toplanıp, kül rengi üniforma giydiler. Kendi halkının hayallerini bastırmak üzere, silahlı güç oldular.

Araplar o sırada, Osmanlının yarattığı darağacı ormanına rağmen, hayallerine koştular.

Birinci dünya savaşında, Osmanlı kabuğu çatladığında, altından 24 ayrı devlet çıktı. Arap yarımadasının her bölgesi birer devlet, ya da emirlikti. O iş, bu görevle! meşgul edilegelen Kürtler, bölgenin en kadim, en kalabalık halkı olmalarına rağmen, devletsiz ve “hiç bir şeysiz“ esir kaldılar.

“Ağa, bey“ diye pohpohlanarak, “Türkleri kurtarma“ davasına “kam ve ram“ edildiler. Bir şeyler verir beklentisiyle, İttihatçıların devamı Kemalistlere yamandılar.

Atatürk, Osmanlıyı saf dışı edip ayağına yer edinince, ilk iş olarak onların boynuna bindi. Örgütlenmeleri, silahı, dış bağlantısı olmayan Kürtlere Kemal’in askerleri keyiflerince kırım  yaptılar.

Kürtler, sonraki süreçte de çağdaşları olan Basklı, İrlandalı, İskoçyalılar misali “yer altında“ örgütlenip geleceğe hazırlanacaklarına, zamanın ruhuna aykırı olarak, ırkçı Türk rejimine payanda oldular.

Bir “aferin” gülücüğü karşılığında, iktidarların inip çıkmasına  oylarıyla katkı sundular.

Bu devran 1970’lerin ortalarına kadar, “geldiği gibi“ sürdü. Dipten gelen fedai gençlerin ortaya çıkışıyla döngü değişmeye başladı.

Seçimden seçime selam verilen, hatta “sayın“ denilen, sonra sövgüye, dayak-işkence, öldürüme, yangın ve yıkıma tabi tutulan Kürtler, öncü ateşinden sonra, kendi çocuklarının kurdukları siyasi parti saflarında yer aldılar.

Bu Kürtlerin tarihinde, yeni bir devirdi. Ve o günden beri, halkın hayalleri çığırını bulmuş nehir gibi, yolunda akmaya devam ediyor.

Ancak Türklere “ram“ ve “kam“ olma sevdaları sönmedi. Onlar, Kürtlerin kaderini Türklere bağlamak için, uğraş verip enerji harcaya dursun, henüz utanma duygusuyla tanışmamış düşmanları da hala Kürtleri kullanma davasında.

Bunlar, seçimden seçime utanıp sıkılmadan, katledilmiş çocukları, yakınlarının yasını tutan, yakılıp yıkılmış yurduna yanan Kürtlerin kapısında, boynu bükük birer dilenci olarak susta duruyor, “bana bir oy“ diye yalvarıyorlar. Düşmüş, onuru ve vicdanı yerde çürümüş Kürtleri bir gülücükle, en çok üç kuruşla satın alıyorlar.

Sanıldığı gibi ana, baba ve kardeşinin kanını yadsıyan, onursuz sayısı az değildir. Ülkesini işgal eden katillerin hizmetinde olanların sayısı da...

Bunların yanında, kimileri de sanki birlikte yaşama bir yana, yana yana yürüme imkanı varmış gibi, Kürtleri rejime yamamaya çalışıyorlar.

Bunlar “hadi birlikte, faşizmi yenip Türk demokrasisini kurtarmak için işbirliği“ diyerek, aslında Kürtlerin bilincine giriyor, hayallerini ve enerjilerini saptırıp heder etmeye çalışıyorlar.

Oysa, esaretin bunca zinciri, kırım, kan sesi, yangın ve yıkımdan sonra, Kürtlerin “kendi işlerine bakma“ zamanı geçiyor.

Seçilmişin belediye makamlarından indirildiği, parlamentodan hapishane hücrelerine sürüklendiği, milletvekillerinin sokaklarda halka açık şekilde dövülüp kemiklerinin kırıldığı bir yerde, iktidara oynama havaları gülünçtür.

Hala anlamayanın anlaması gerek, artık: Avrupa da sayısız göçmen çocuğu hükümette bakandır. Ama burası Türk devleti. Türk için Kürt; yolda, belde, yargıda, askerlikte, polis karşısında düşmandır. Düşmana, Türk devleti mi teslim edilir yani...

Geçtiğimiz seçimlerde AKP sandıkta kalınca, transfer milletvekillerine de bakanlık makamı sunularak hükümet kurulmuştu. HDP listesinden seçilen biri de vardı, bu bakanlar arasında. Bakanın makam odası, tahsis edilmiş arabası, şoförü var ama görevi yoktu. Güvenlik plan ve projelerinin görüşüldüğü toplantılara alınmıyordu.

O nedenle Kürtlerin bu rejimde iktidar, ya da ortağı olma diye bir beklentileri yoktur, olamaz. İttifak ve ya onu bunu milletvekili yapma beklentileri de yok Kürtlerin.

Tek beklenti, seçilmişlerin Kürt yarasını seslendirip halk adına davanın takipçisi olmaları.

“Faşizmi yen“ narası da palavra. Hangi Faşizm? Her taraf faşizm...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.