- Kürtlerin 27 Eylül’de Hannover’de düzenlediği anma etkinliğine yönelik polis baskınıyla ilgili olarak Aşağı Saksonya İçişleri, Spor ve Dijitalleşme Bakanlığına 11 soru yönelttik. Verilen cevap çerçevesinde şu soruyu soruyoruz: Kürtlerin onurunu, yas ve anma hakkını neden hukuk dışı görüyorsunuz?
DEVRİŞ ÇİMEN
Hannover’de 27 Eylül’de Demokratik Kürt Toplum Merkezi’ne baskın düzenlendi ve Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nde yaşamını yitirenleri anmak isteyen Kürtlerin yas ve anma hakkı engellendi. Şehit aileleri ve çok sayıda Kürdistanlının katıldığı anmaya yönelik baskın, katılımcıların yanı sıra siyasetçi ve hukukçuların da tepkisine yol açtı.
Kürdistan’da, Türkiye’de ve Avrupa’nın birçok kentinde benzer anmalar sorunsuz gerçekleştirilirken Hannover’deki müdahale, kentte Kürt siyasi örgütlenmelerine yönelik uzun süredir eleştirilen uygulamaları yeniden gündeme getirdi.
Bu gelişmeler üzerine 30 Eylül’de Aşağı Saksonya İçişleri, Spor ve Dijitalleşme Bakanlığına 11 soru yönelterek baskının hukuki gerekçesini sorduk. Bakanlığın 7 Ekim’de gönderdiği yanıtı ve anma hakkı etrafında ortaya çıkan hukuki tartışmayı kamuoyunun değerlendirmesine sunuyoruz.
***
BAKANLIĞA SORULARIMIZ
Sayın Yetkililer,
Son günlerde; Kürtlerin günlük gazetesi Yeni Özgür Politika’da, 27 Eylül 2026 tarihinde Hannover’de düzenlenen bir Kürt anma etkinliğine yönelik polis müdahalesi hakkında haberler yayımladık.
Gerek gazetemizin yayın kurulunda gerek okurlarımız arasında, gerekse eyaletiniz ve federal düzeyde çalışma yapan hukukçular ve siyasetçiler arasında, güvenlik güçlerinin müdahalesi ciddi biçimde eleştiriliyor ve anlaşılmaz bulunuyor. Kürt hareketi mensubu hayatını kaybetmiş kişilerin birlikte anılması ve yaslarının tutulması, ilgili topluluk açısından büyük önem taşıyor. Söz konusu müdahaleye yönelik yoğun eleştiriler dikkate alındığında, kamuoyunun olay hakkında bilgi edinme hakkı ve kurumunuzdan konuya ilişkin siyasi bir açıklama beklentisi de oldukça güçlüdür.
Bu çerçevede ve hayatını kaybeden kişilerin toplu olarak anılmasının da kural olarak toplantı, ifade ve din özgürlüğünün koruması kapsamında değerlendirildiğine ilişkin hukuki ilkeden hareketle, Yeni Özgür Politika gazetesi için yürüttüğümüz araştırma kapsamında aşağıdaki soruların Aşağı Saksonya İçişleri, Spor ve Dijitalleşme Bakanlığı tarafından yanıtlanmasını rica ediyoruz:
Soru 1: Polisin açıklamasına göre etkinliğin PKK ile “muhtemel bir bağlantısı” bulunuyordu. Güvenlik birimlerinin elde ettiği bilgilere göre, söz konusu anma etkinliği kamu güvenliği veya kamu düzeni açısından ne tür somut bir tehlike oluşturuyordu? Önceden planlanmış şiddet eylemleri, taşkınlıklar veya başka somut tehditlere ilişkin herhangi bir bilgi mevcut muydu? Eğer böyle bir bilgi yoksa, etkinliğin yasaklanmasını ve ardından gerçekleştirilen polis müdahalesini gerekli kılan somut tehlike neydi?
Soru 2: Etkinlikte insanlar, Kürt hareketiyle bağlantılı olarak hayatını kaybeden kişileri birlikte anmak ve yaslarını tutmak amacıyla bir araya geldi. İçişleri Bakanlığı, hayatını kaybeden kişilerin birlikte anılmasının da toplantı, ifade ve din özgürlüğünün koruması kapsamında değerlendirilebileceği görüşünü genel olarak kabul ediyor mu? Bakanlık bu çerçevede, anayasal koruma altındaki bir anma etkinliği ile Dernekler Kanunu uyarınca yasaklanan bir faaliyet arasındaki sınırı nasıl belirliyor?
Soru 3: Polisin açıklamasına göre müdahalede “çok sayıda personel” görev aldı. Katılımcılar ise yoğun bir polis varlığından, etkinliğin yapıldığı mekânın çevresinin polis tarafından kuşatılmasından ve saatler süren kimlik kontrollerinden söz ediyor. Müdahalede toplam kaç polis memuru görev aldı ve hangi birimler operasyona katıldı? İçişleri Bakanlığı açısından, bu ölçekte bir polis müdahalesini gerektiren somut tehlike değerlendirmesi neydi?
Soru 4: Polis müdahalesi saat 15.00 sıralarında başladı ve polisin açıklamasına göre ancak saat 22.00 civarında sona erdi. Toplam 96 kişinin kimlik bilgileri kayda geçirildi. Polis işlemleri neden saatlerce sürdü? Etkinliğe katılan kişilerden bazıları, mekandan ayrılmalarına izin verilmeden önce içeride veya mekanın hemen çevresinde ne kadar süre bekletildi? İçişleri Bakanlığı, uygulanan tedbirlerin süresini ve kapsamını orantılı buluyor mu?
Soru 5: İçişleri Bakanlığı, kamuoyuna şimdiye kadar yansıyan bilgilere göre insanların hayatını kaybeden kişileri birlikte anmak amacıyla bir araya geldiği bir etkinliğe yönelik bu denli kapsamlı bir polis müdahalesini genel olarak orantılı buluyor mu? Bakanlığa göre, daha hafif tedbirlerin yeterli olmayacağını gösteren somut koşullar nelerdi?
Soru 6: 2025 yılından bu yana Türkiye’de Türk devleti ile PKK arasındaki çatışma bağlamında önemli siyasi gelişmeler yaşanıyor. Bunlar arasında Abdullah Öcalan’ın silahlı mücadelenin sona erdirilmesi yönündeki çağrısı, PKK tarafından açıklanan örgütün feshi ve silahsızlanmaya yönelik adımlar ile hukuki değişikliklerin de gündeme geldiği ve hayata geçirilmeye başlandığı bir siyasi süreç bulunuyor. Aşağı Saksonya’daki güvenlik birimleri, Kürt örgütleri, etkinlikleri ve anma biçimleriyle ilgili güncel değerlendirmelerinde bu gelişmeleri dikkate alıyor mu? Alıyorsa, bunları değerlendirmelerine ne şekilde yansıtıyor?
Soru 7: Aşağı Saksonya’daki güvenlik birimlerinin PKK veya PKK çevresinden kaynaklandığını değerlendirdiği tehdit düzeyi, bu siyasi sürecin başlamasından bu yana değişti mi? Değişmediyse, mevcut tehdit değerlendirmesi hangi güncel bilgi ve bulgulara dayanıyor?
Soru 8: PKK’ye yönelik faaliyet yasağı 1993 yılında, diğer gerekçelerin yanı sıra, o dönemde gerçekleştirilen şiddet eylemleri ile iç güvenlik ve kamu düzenine yönelik tehditler gerekçe gösterilerek getirildi. İçişleri Bakanlığı, bugün bu yasağı uygularken, o dönemdeki güvenlik koşulları ile günümüzdeki siyasi ve güvenlik koşulları arasında ayrım yapılmasını ne ölçüde gerekli görüyor?
Soru 9: İçişleri Bakanlığı, “PKK bağlantısı” kavramının geniş yorumlanmasının, Kürtlerin şiddet içermeyen anma ve yas tutma biçimlerinin yanı sıra siyasi görüş açıklamalarının da polis müdahalesine konu olması riskini taşıdığını düşünüyor mu? Bakanlık, Dernekler Kanunu uygulanırken ilgili kişilerin temel haklarının korunmasını nasıl güvence altına alıyor?
Soru 10: İçişleri Bakanlığı, 27 Eylül’deki müdahaleyi bugüne kadar siyasi açıdan veya idari denetim kapsamında değerlendirdi mi? Değerlendirdiyse, Bakanlık ilgili kurumların uygulamalarını -özellikle etkinliğin yasaklanmasını, görevlendirilen polis personelinin sayısını ve katılımcılara yönelik saatler süren işlemleri- uygun ve orantılı buluyor mu?
Soru 11: İçişleri Bakanlığı, Aşağı Saksonya’da gelecekte düzenlenecek Kürt anma, yas ve kültür etkinliklerine yönelik uygulamalar açısından bu müdahaleden hangi sonuçları çıkarıyor?
Tarafınızdan en kısa sürede bir açıklama yapılması bizi çok memnun edecektir. Cevabınızı, haberimiz kapsamında olduğu gibi yayınlayacağız.
Yeni Özgür Politika Yayın Kurulu adına
Devriş Çimen
***
BAKANLIĞIN YANITI
Aşağı Saksonya İçişleri, Spor ve Dijitalleşme Bakanlığı adına Basın Sözcüsü Moritz Meyer’in 7 Ekim’de gönderdiği cevap:
Sayın Çimen,
Başvurunuz için teşekkür ederiz.
Aşağı Saksonya İçişleri, Spor ve Dijitalleşme Bakanlığı, başta toplantı, ifade ve din özgürlüğü olmak üzere temel haklara büyük önem vermektedir. Bu haklar, elbette Kürt kökenli kişiler için de geçerli olduğu gibi kültürel, dini ve anma amaçlı etkinlikler için de geçerlidir.
Hannover’de 27 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilen söz konusu idari müdahale, yetkili makamların elde ettiği bilgi ve bulgular ile soruşturma makamları ve yargı tarafından yapılan hukuki değerlendirmeler temelinde gerçekleştirilmiştir. Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkerên Kurdistanê-PKK), Almanya’da 1993 yılından bu yana dernekler hukuku kapsamında faaliyet yasağına tabidir. Ayrıca Avrupa Birliği düzeyinde terör örgütü olarak sınıflandırılmaktadır. Bu bağlamda, dernekler hukuku açısından yalnızca örgütün kendi faaliyetleri değil, yasaklanan bu PKK faaliyetlerini desteklemeye veya teşvik etmeye somut olarak elverişli olması kaydıyla üçüncü kişilerin eylemleri de önem arz etmektedir.
Her durumda belirleyici olan, olayın somut koşullarının değerlendirilmesidir. Faaliyet yasağı, PKK ile bağlantılı olarak hayatını kaybetmiş kişilerin her türlü anılmasının yasak olduğu anlamına gelmez. Esas olan, bir etkinliğin bütün koşullarıyla değerlendirildiğinde yalnızca hayatını kaybeden kişileri anmanın ötesine geçip geçmediği ve objektif olarak PKK’nin amaçlarını veya faaliyetlerini desteklemeye elverişli olup olmadığıdır. Bu değerlendirmede özellikle örgüte ait veya örgütle bağlantılı işaret ve sembollerin kullanılması ya da hayatını kaybetmiş PKK mensuplarının “şehit anması” niteliğinde yüceltilmesi önem taşıyabilir.
Yapılan hukuki değerlendirmeye göre, duyurusu yapılan ve Hannover Büyükşehir Belediyesi tarafından daha önce yasaklanmış olan etkinliğin PKK ile bağlantılı olduğuna ilişkin somut emareler bulunuyordu. Lüneburg Cumhuriyet Başsavcılığı da, dernekler hukuku kapsamındaki faaliyet yasağının ihlal edilmiş olabileceğine ilişkin yeterli somut emarelerin bulunduğu yönündeki değerlendirmeyi paylaştı.
Bu nedenle yetkili makamların, faaliyet yasağının olası ihlallerini incelemesi ve gerekli tedbirleri alması gerekiyordu. Bir ihlal olduğuna ilişkin yeterince somut emarelerin bulunması halinde, etkinliğin yasaklanmasına kadar varabilen kamu güvenliğini sağlamaya yönelik idari tedbirlerin yanı sıra ceza muhakemesi kapsamında öngörülen tedbirler de uygulanabilir.
Güvenlik makamlarının kararları her zaman mevcut bilgi ve bulgular, yürürlükteki hukuk kuralları ve mahkeme kararları dikkate alınarak, somut olayın bütün koşullarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda alınmaktadır.
Bakanlığımızın mevcut değerlendirmesine göre, şu anda elde bulunan bilgi ve bulgular, yetkili makamların uygulamalarının hukuka uygunluğunu veya orantılılığını sorgulamayı gerektiren herhangi bir unsur ortaya koymamaktadır. Alınan tedbirler, yürürlükteki hukukun uygulanmasını ve yasal görevlerin yerine getirilmesini amaçlamıştır.
Aşağı Saksonya’daki güvenlik makamları bundan sonra da temel haklarla güvence altına alınan özgürlüklerin kullanılmasını korumaya devam edecek; aynı zamanda yasaklı örgütlerin desteklendiğine veya başka hukuki ihlallerin söz konusu olduğuna ilişkin somut emarelerin bulunduğu durumlarda gerekli müdahalelerde bulunacaktır. Esas alınacak yaklaşım, her somut olayın ayrı ayrı değerlendirilmesi ve bu değerlendirmede orantılılık ilkesine uyulması olmaya devam edecektir.
Saygılarımızla,
Basın Sözcüsü
Moritz Meyer
***
İnsan onuruna dokunulmaz. Kürtlerin de…
Almanya Federal Anayasası’nın birinci maddesi, sarsılmaz ve kapsayıcı bir ilke ile başlar: “İnsan onuruna dokunulmaz.” Bu, öylesine kaleme alınmış bir metin olmayıp, Almanya sınırları içinde yaşayan herkesi, geçmişine ve kimliğine bakılmaksızın kapsayan temel bir hukuki güvencedir. Dolayısıyla soykırımın, savaşın, baskının ve sürgünün kıskacından geçerek Almanya’ya gelen Kürtlerin onuru da bu ilk ve en temel maddenin doğrudan koruması altındadır. Barış içinde birlikte yaşamanın temeli olan bu evrensel ilkeye saygı duyan Kürtlerin, kendilerine de aynı zemin üzerinden yaklaşılmasını beklemesi en doğal anayasal hakkıdır.
Ancak 27 Eylül günü Hannover’de yaşanan polis baskını ve ardından gelen anma engellemesi, bu anayasal güvencenin sınırlarının Kürtler söz konusu olduğunda nasıl esnetildiğini gözler önüne serdi. Kürtlerin Hannover’de gerçekleştirmek istediği yas ve anma etkinliği, yalnızca evrensel bir insani ritüel değil; aynı zamanda ilgili tüm devlet otoritelerinin ve güvenlik birimlerinin gözetmek, hatta korumakla yükümlü olduğu anayasal bir sorumluluktur.
Hukukun sınırı ve Kürt’ün onuru
Hukuk, her şeyden önce ortak ahlaki değerlere tabidir. Yaşamını yitirmiş insanlar ve geride kalan acılı aileler üzerinden siyasi bir karşıtlık üretmek, bu karşıtlığı da yasal bir kılıfa uydurmaya çalışmak evrensel insan ahlakının dışındadır. Hannover polisinin, "örgüt sembolleri kullanılabilir" ya da "hayatını kaybedenler yüceltilebilir" şeklindeki varsayımsal gerekçeleri; Kürtlerin hayatını kaybedenlere tarihsel bir rol atfederek onları "şehit" olarak anmasını engellemekte, doğrudan yaşamını yitirenlerin ve yakınlarının onurunu zedelemektedir. Bu engelleme girişimi, anayasayı koruma iddiası taşırken aslında Kürtleri anayasadan ve hukuktan muaf tutma çabasından başka bir şey değildir.
Kürtler, bulunduğu her yerde olduğu gibi bu anma etkinliğini de vicdan, ahlak ve onur gibi insanı insan yapan en temel erdemlerle sahiplenmiştir. Kendi özgürlüğü ve ulusal kimliği uğruna canını ortaya koyanları "şehit" olarak anmasından, onlara manevi bir değer atfetmesinden daha doğal ne olabilir?
Anayasaya uymaya davet ediyoruz
Bugün Kürt halkına yasakları ve geldikleri ülkelerin statükosundan bile daha geri bir düzeyi dayatanların, öncelikle kendilerinin korumakla mükellef olduğu anayasaya uymalarına davet ediyoruz.
Anma etkinliğin Hannover Büyükşehir Belediyesi tarafından yasaklanmış olmasını, Lüneburg Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dernekler hukuku kapsamındaki faaliyet yasağının ihlal edilmiş olabileceği varsayımıyla güvenlik makamlarını görevlendirmesini ve bu yolla baskına meşruiyet sağlamaya çalışan Bakanlığın (dolayısıyla siyasetin) argümanlarını, Anayasanın birinci maddesinin ışığında kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz. Kürt halkının, kendi varlığı için bedel ödeyenleri sahiplenmesi hukuki bir hak, vicdani bir sorumluluk ve onur meselesidir. Ve bilinmelidir ki; Kürt’ün onuru, tıpkı bu ülkede yaşayan diğer tüm halkların onuru gibi dokunulmazdır; Hannover de buna dahildir.