Libya bozgunundan bir garip Kürt’ün portresine

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

24 Ağustos 2020 Pazartesi - 22:04

  • Libya, oldum olası Türk ırkçılığının hayallerini süsleyen büyülü bir ganimet diyarıdır. Bu büyülü diyarı ele geçirmek için, yüz yılı aşkın zamandan beri, kanlı entrika çemberleri çeviriyorlar.

 

İttihatçılar, Birinci Dünya Savaşı aşamasında, Teşkilatı Mahsusa‘nın (bugünkü MİT’in başlangıcı) personeli olan Mustafa Kemal’i, “fetih için ortam hazırlığı“ yapma göreviyle, bir ekibin (çete) başı olarak oraya göndermişti. Ekip, orada devşirilecek çeteleri kullanarak kargaşa ve kaos (terör) yaratacak, sonra Osmanlı ordusu, “denizden çıkan kurtarıcı“ kimliğiyle, Libya‘nın tepesine binecekti.

Atatürk’ün sakallı, kefiye-agelli Arap kılıklı fotoğrafları, bu döneme ait kamufle halleridir.

Ama, hiç bir şey istenildiği gibi yürümedi. Sahada, çıkar için at koşturan başka güçler, mesela İtalyanlar da vardı. Atatürk, daha ilk adımda zorda kaldı. Sonra canını kurtarma derdiyle, ganimet hayallerini, kumullara gömüp ayrıldı. Ancak Türk ırkçılığında, olaydan ders almak, had bilmek yoktu. Atatürk’ün yapamadığını İslamo Faşist iktidar, başarmaya heveslendi. Hakan Fidan, fethin akıncısı olarak öne sürüldü.

Fidan, Zilan katliamında kurbanlar vermiş, Erciş’teki “Ermeni Değirmeni“ deresinde, öldürülmüşlerini toplamış bir Kürt aşiretindendi. Kürdistanî, bir başka deyişle Kürt milliyetçi kökten...

Ailesinin savrulması, nedeniyle Hakan Fidan Ankara gecekondularında hayata gözlerini açtı. Yoksulluktan en kolay ve en kestirme yolu olarak, astsubay okuluna yazıldı. (Bir Kürt, Türk aristokrasisi havalı subay olacak değildi, ya) Çavuş rütbesiyle mezun oldu. Kiralık asker misali, iş tutmaya başladı.

Yıllar sonra, “emeklilik“ kemaline erince, ordudan ayrıldı. Lumpenlerin iktidarında, “istihbaratçı“ kadroda iş buldu. Recep Tayyip’le tanışması ise “kaderini“ değiştirdi. Bir anda “yoksulluk“ kaderini yendi.

Ve dahi, kuyruğuna füze takılmış gibi hızla yükseldi. İslamo Faşist rejimin kirli, kanlı işler kumkuması MİT’in şefi oldu. Dış operasyonlar dahil, her türlü hayat alma, yani insan avı onun elindeydi. Kürtler, Türklerin bekası için ezeli ve ebedi düşman, dolaysıyla bir hedefiydi.

Atatürk’ün bir zamanlar, sahip olduğu servetin bir kısmını yatırdığı atlarını, zar-zor satarak kaçtığı Suriye‘nin, bu bez yakılıp yıkılma pahasına olsa fethi, onun teşkilatına ihale edildi. Hakan Fidan’a, arazinin ruhuna uyum için, sakal da salıp araziye daldı. Teşkilatının (MİT), uzanabildiği her yerde ajan, ajan-provokatör ağları kurdu. Teşkilatı, dünyanın dört bir yanından gelen kiralık veya gönüllü katillerler, tecavüzcü ve ganimet avcılarının Suriye‘ye geçişini organize etti.

Türk devleti, terör üssüydü artık. Suriye bu teröristler eliyle yakıldı, yıkıldı. Bunlar olurken, Türkler sürtre gerisinde ilgisiz, habersiz havalarındaydı. Katliamlar, insan kesme törenleri, tecavüz ve talandan habersiz gibi...

 Kan ve yangın denizi, sonra Türklerin ezeli ve ebedi düşmanı Kürtlere yönlendirildi. Bu da, İslamo Faşistlerin fetih haramilerin sönmesi, çağdaş deyimle haydutların sonu oldu. Kürtler, onları yendiler. Haydutların başkentlerini de ele geçirdiler.

Türkler, bundan sonra “vekaleten savaşan“ maskesini çıkarıp doğrudan alana daldılar. Hakan Fidan’ın teşkilatı yine baş roldeydi. Bozguna uğramış evrenin sabıkalılarından ÖSO ve ardından, daha fiyakalı bir isimle SMO (Suriye Milli Ordusu) kuruldu. Türk ordusu, bunların gölgesinde saldırıya başladı.

Ama onların başaramadığını Rus Putin ve Amerikalı Trump yönetimi, “ücreti mukabilinde“ başardı. Rojava’nın bir kısmını, Türklerin işgal ve talanına açtılar.

Olaylar zincirinin özünü özetlersek, kimsenin Kürtlere yapamadığı kötülüğü, karın tokluğu bedelinde, kendini satışa çıkaran Kürtler yaptı. Şeyh Ubeydullah, 1882’de Ruslara, İran ve Osmanlı‘ya değil, karın tokluğuna bile olmayan bir ücret karşılığında, arkadan dolanan Kürtlere yenildiler. Aynı karekterdeki Kürtler, benzer rolü 1925’de, Zilan’da, Dersim’de oynadılar. Kendi halkının kanına ekmek doğrayanlardan bazıları, daha sonra “keni halkına bunu yapanlar bize neler yapmaz ki“ denilerek yok edildi.Günümüzde ise elllerinde kardeş kanı olan korucular, iş başında. Ülkelerinin geleceği kurşun sıkıyorlar. Öte yandan, kendilerince gizliden faaliyet gösterip düşman hesabına kapı, pencere dinleyen, ağızlara kulak veren ajan ağı elemanları, düşmüş, yerde onuru çürümüş muhbirler zinciri.

Kürtlerin köküne kibrit suyu döküp soylarını kurutmaya yeminli İslamo Faşist rejimin dört icracısı (baş uygulayıcı) vardır. İkisi Kürttür. (Hakan Fidan ve Mevlüt Çavuşoğlu) Ücretleri dolgundur bunların. Lüksleri müemmen. Ama saygı görüyorlar mı?

Yoksa, daha arkalarını dönmeden “kendi kavmine de ihanet eden ....ğimin Kürt’ü“ küfürlerine kulak mı tıkıyorlar?..

Her neyse, bu yazıda, Libya bozgununu hikaye edecektim. Ama olmadı. Kalem de değil, klavye aldı başını, bambaşka kulvara savurdu beni. Kısaca özetliyeyim: İslamo Faşist rejinin Libya petrollerine konma hayali, Mısır, Birleşik Arap Emirlikler, Suudi Arabistan ve Fransa‘nın ve devreye girmesiyle bir kere daha kumullara gömüldü. Türk Faşizmine rağmen Varılan ateş-kes anlaşması, Türklerin bölgeye soktuğu 20 bin kişilik sabıkalılar çetesi ile Hakan Fidan’ın yönetip yönlendiren kadrolarının, ülkeyi terketmelerini ön görüyor.

Havada “katiller dışarı“ avazeleri...

Öte yandan, Güney Kürdistan’dan başlayarak Irak’ın işgali, Rojava topraklarında da zor durumdalar. Suudi Arabistan, Mısır, Arap Birliği ses sese, “işgalciler, talancılar inine çekil“ diye haykırıyor.

Rojava Savunma Güçleri Komutanı General Ebdi Kobanê Astana anlaşması garantörü devletleri, Türk saldırganlığına karşı ses vermeye çalışıyordu

Ve işgalci katiller, hırsızlar, talancılar Güney Kürdistan’ı da karıştırlar. Derinleşen açlık ve yoksulluğun etkisi yadsınmaz, kalabalıklar yönetimi “işgalcilere karşı çıkmaya“ çağırıyordu.

Maganda‘nın Trump’a ilmiklediği umutlara kar yağıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.