Lozan, kadın kırımının da adıdır
Dosya Haberleri —

Nilüfer Koç
- Lozan Antlaşması'nın Kürt kadınları açısından da “soykırım” anlamına geldiğini belirten KNK Dışilişkiler Komitesi Sözcüsü Nilüfer Koç, kültürel soykırımın aslında kadın kırımı üzerinden gerçekleştiğini dile getirdi.
ERDOĞAN ZAMUR
Lozan Antlaşması'nın imzalandığı tarih olan 24 Temmuz'un 100. yılına sayılı günler kalırken Kurdistani kurumların çalışmaları da hızlanıyor. Lozan’ın 100. yılına karşı güçlü bir karşı duruşu sergilemek için uzun süreden beri bir çalışma yapılıyor. KNK Dışilişkiler Komitesi Sözcüsü Nilüfer Koç, Lozan Antlaşması'nın ortaya çıkardığı sonuçları kadınlar cephesindeki yansımalarını gazetemize değerlendirdi.
Kadınlar açısından Lozan neyi ifade ediyor?
Lozan denince, 100 yıldır aralıksız bir halkı, yok hükmünde sayan bir strateji aklımıza geliyor. Bunun için uygulanan aralıksız kültürel ve fiziki soykırım… Bunun içerisinde de özellikle Kürt kültürünün kökten kurutulması için kadına karşı geliştirilen özel politikalar, yani kadın kırımı gerçekleştirildi Kurdistan'da. Yine Kurdistan'ın yeraltı yer üstü zenginliğinin yanı sıra, jeopolitik konuma sahip olması nedeniyle gerçekleştirilen doğa kırımı ve aynı zamanda demografik değişikliği akla gelmektedir. Yani Lozan Antlaşması'yla bir halkın varlığı sorunsallaştırıldı. Bu yüzyılın, hem büyük bir yalan hem de büyük bir nankörlük anlamına gelmekte Lozan. Medeniyete büyük damga vuran ve insanlığa büyük katkıda bulunan bir halkın varlığını sorunsallaştırarak nasıl haritadan silinmek istendiğinin adıdır Lozan Antlaşması. Tabi Lozan denince şunu da hatırlatmak durumundayız. Tıpkı Seyit Rıza, Şeyh Sait, Simko Şikaki, Meryem Xan, Rinde Xan ve Beselerin dediği gibi torunlarımız intikamımızı alacak dediler. Ve onlar gibi binlerce kahraman Kürt halkının özgürlüğünden taviz vermeyeceğini mücadele ederek gösterdiler. Bu uğurda binlerce şahit verdi bu halk. Lozan deyince Kürt isyanları, Kürt başkaldırısı da var. Yani özgürlüğünden hiç bir şart altında taviz vermeyen, düşmana boyun eğmeyen, diz çökmeyen anlamına gelmektedir Lozan Antlaşması. Günümüze kadar eğer bizi bitiremedilerse Lozan'a karşı aralıksız ve sistematik verilen Kürt mücadelesinden kaynaklıdır. Yine büyük önderlerimizin, “torunlarımız intikamımızı alacak” dediği gibi, en büyük torunları olarak Önder APO da bugün yarattığı milyonlarca fedai Kürt kadın ve erkekleriyle de bunun mücadelesini vermekte.
Biraz açar mısınız?
Medeniyeti yaratan, insanlığa büyük hizmetlerde bulunan, Kürt kültürü de ortadan kaldırmak istediler. Kürt kültürünün esas koruyucusu da bilindiği üzere Kürt kadınları olmuştur. Yani Kürt erkeğinin dışarıyla temasları olması nedeniyle fazlasıyla asimilasyona açık hale gelirken, Kürt kadını Kurdistan coğrafyasını terk etmeyerek köyünde, kasabasına kırsal alanda özellikle bu dili ve gelenekleri, direnişin mirasını koruyarak, bu dilde ısrar ederek, şiirleri bu dilde yazarak, dengbejlik yaparak Kürt kadını da büyük bir tarihi rol oynamıştır. Ne yazık ki bu tarihimizde çok yer edinmeyen bir direniş biçimidir. Düşman, Kürt kadınına uyguladığı politikalarla esasında Kürt kültürünü ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Bizde tarih hep sözlü olmuştur. Sömürgeci güçler Kürt kütüphanelerini, yazımını, edebiyatını her zaman yasaklamıştır. Dolayısıyla Kurdistan'da tarihin akışını yeni kuşaklara kadınlar yapmıştır. Kadına karşı yapılan bu kırımda da bu amaçla yapıldı. Dersim’de ki soykırım esnasında Kürt kızlarının Türk subaylarına ganimet olarak peşkeş çekilmesi, yine Saddam rejiminin Enfal süreçlerinde Kürt kadınlarının Arap devletlerine satılması. En son bunu Şengal’de Êzîdî kızkardeşlerimize karşı da yaptılar. Bunların hepsi kadın üzerinden kökten Kürt varlığını ortadan kaldırmak amaçlıydı. Bu boyut ne yazık ki hep gölgede kaldı. Kadının dili sahiplenmesi çok da tarihsel olarak Kürt toplumunda doğal bir olay gibi ele alınarak aslında varlığımızı korumada kadının rolü görülmedi.
Kürt kadın hareketinin, Lozan’ın 100. yılında Kürt Ulusal Birliği noktasında çalışmaları nelerdir?
KNK Kadın Komisyonu olarak da en başta önümüzdeki süreçte hazırlayacağımız konferansta ve çok sayıda kadının katılmasını sağlamak istiyoruz. Lozan, Kürtler açısında ne anlama geliyor ve kadın açısında ne anlama geliyor noktasında da bazı tartışmalara ön açıcı adımlar atmak istiyoruz. Yani kadınlar, Lozan hakkında ne düşünüyor? Kurdistan’da kadına özgü olarak kullanılan yok etme politikasına karşı nasıl bakıyorlar ve bundan sonraki direniş mirasımız nasıl olacak? Bu noktada da tartışmalarımız söz konusu. Kadınların özel bir platformu olacak çünkü hep gölgede kaldı. Tarih kitaplarında ve yazımlarında hep böyle bir yan etken olarak gösterilmekte. Tabi Önder APO bunları değiştirdi. Esas sahip çıkan, Kürtlerin korucu kök hücresi olarak Kürt kadınını ele alarak bugün kadın öncülüğünde, yeni bir demokratik kültür yaratmayla Lozan’ı önemli bir oranda boşa çıkardı diyebilirim.
Kadınlar olarak nasıl bir yol izleyeceksiniz?
Soykırımlar gerçekleştirilirken aynı zamanda Kürtlerin ulusal olarak kök hücresi olan Êzîdîlere karşı da büyük soykırımlar gündeme geldi. Bu açıdan Lozan, halkları da ilgilendiren bir boyutu var. Buna karşı Kürtler ve Kürt kadınları olarak çıkardığımız sonuç; “Madem Batı hegemonyası nasıl halkları, halkların mozaiği olan Ortadoğu ve Kurdistan'da bu zenginlikleri birbirine karşı kullandıysa, düşmanlaştırdıysa, milliyetçilik hastalığı üzerinden bu zaman kadar savaştırdıysa, biz de buna karşı mücadele etmemiz gerekliliğidir." Lozan bizi yok edemedi, çünkü biz Kürtler olarak, Lozan'a karşı bir alternatif geliştirdik. Bunun da adını Önder APO, “Hakların Demokratik Konfederalizmi” olarak koydu. Biz bu çerçevede Eylül ayına kadar Lozan’a alternatif çözümleri tartışacağız. Soykırım, kadın kırımı, doğa kırımı, Kurdistan’daki yaşanan durumları ve yine diğer halkların durumlarını tartışacağız.
Eylül ayında da Lozan’da birçok sivil toplum kuruluşu ve siyasi çevrelerle beraber iki günlük çözüm üzerine büyük bir tartışma yürüteceğiz. Yine milliyetçiliğe karşı halklarla nasıl çözüm ürettiğimizi tartışacağız ve bunları tanıtacağız. Filistin halkından temsilciler gelecek, Batı Sahra insanlar olacak, Asya'nın başka ülkelerinden, Latin Amerika'nın birçok ülkesinden Lozan’a alternatif olarak halkların Konfederal Çözümüne çok sayıda sanatçı, siyasetçi, sivil toplum alanında çalışan, kadın özgürlük alanında çalışan, ekolojik alanda çalışan herkes bizimle birlikte olacak.
* * *
Süryaniler için de katliam antlaşması
- Konferans için halklara çağrıda bulunan Avrupa Süryani Ulusal Meclisi İsviçre Temsilcisi Shleymun Elber Rhawi, "Bugün Behtnahrin Ulusal Konseyi büyük bir fedakarlık yapıyor. Herkes bu fedakarlığı görmelidir. Beraber yaşayabileceği umuduyla halklarımız bu mücadeleye ortak olmalı" dedi.
Lozan’ın 100. yılı nedeniyle yapılan etkinlikleri organize eden komitenin içinde Mezopotamya coğrafyasının kadim halklarında biri olan Süryani halkını temsilen Avrupa Süryani (Behtnahrin) Ulusal Meclisi (ESU) yer alıyor. Lozan Antlaşması yapılırken dinsel kimliklerinden dolayı antlaşmanın 37 ve 47. Maddeleri'nde isimleri zikredilen azınlıkların hakları da pratikte uygulanmadı. Biz de Avrupa Süryani Ulusal Meclisi İsviçre temsilcisi Shleymun Elber Rhawi ile yapılacak konferansa ilişkin konuştuk.
Bir Süryani olarak Lozan deyince aklınıza ne geliyor?
Lozan’ı Süryani bakış açısıyla ele aldığımızda çok önemli bir noktaya geliyoruz. Lozan anlaşması esnasında çok tartışmalar oldu. Heyetler arasında gidip gelmeler oldu. Süryani halkının taleplerini elde etmek için birçok talepte bulundular. Tabii ki bu olmadı. Dar bir pencereden bakıldı. Lord Curzon genel olarak Hristiyan halklardan yana bir tavır takındı. Lozan Antlaşması'na bazı maddeler konuldu. Özellikle Antlaşma'nın 37 ve 47. maddelerde bu ortaya konuldu. Bu maddelerin içinde bütün Hristiyan halkların kültürel, insan hakları talep ediliyordu. Burada bulunan 8 garantör devlet bu hakları güvence altına alan maddeleri kabul etti. Bu ülkeler antlaşmanın uygulamasını takip edeceklerdi. Ne yazık ki bu devletler denetim görevini yerine getirmedi. Bu haklar kabul edildikten sonra, Cumhuriyetin kuruluşu ve akabinde 1924 Anayasası kabul edilip yürürlüğe girdikten sonra Hakkari’de yaşayan Asuri halkımızın üzerinde büyük bir katliam yapıldı. Yani Lozan Antlaşması'nda kabul edilen kültürel, dinsel haklar tanınmasına rağmen 1924’den sonra Lozan maddeleri gözardı edilerek halkımız üzerinde 1915'de bir soykırım, katliam ve tehcir olayı yaşandı. Lozan bizim halkımız açısında bir travma oldu ve halkımız yönelik bir katliam olarak hayata geçirildi. 1924 Anayasası'ndan sonra da bizim halkımız üzerinde beyaz bir katliam gerçekleştirildi. Yani halkımız asimile edildi. Bizim coğrafyamızdaki dağ isimleri, köy ve kent isimleri yine aileleri parçalamak için adlar değiştirildi. Buna benzer bir asimilasyon süreci başlatıldı. Sadece Hakkari tarafında soykırım yapılmadı. Urfa tarafında ciddi bir tehcir politikası uygulandı ve orada yaşayan halkımız Halep’e tehcir edildi. Tabi bu sadece Urfa’da gerçekleşmedi. Ta Tur Abidin’e kadar devam etti.
Lozan’ın 100. yılı nedeniyle bir konferans yapılacak. Bu konferans hakkında ne düşünüyorsunuz?
Lozan antlaşmasının 100. yılı nedeniyle düzenlenecek olan konferans için oluşturulan komitede bizlerde yer alıyoruz. Lozan Antlaşması sonucunda yaşananları bütün dünyaya, dünya halklarına anlatılması açısında yapılacak olan konferans oldukça önemlidir. Ezilen bütün halkların, bütün renklerin yaşadıklarının gündeme gelmesi bakımında oldukça önemlidir. Bizler bu komitede yer almamıza rağmen konferansın planı, programının yeterli olduğuna inanmıyoruz. Bu konferans hazırlığında bütün halkların temsil edilme şekli yeterli değildir. Burada daha çok Kürt bakış açısı ağır basmaktadır. Tabi bu sadece Kürtlerden kaynaklanmıyor. Diğer halklar bu çalışmaya gereken desteği yeterince vermediğini de ifade etmeliyiz. Konferansa katılıp görüş öneri ve eleştirilerimizi de yapacağız. Dar bir şekilde bakmak bizi ileri taşıyamıyor. Neden bizim tarihimiz karanlıktır diyoruz? Bu karanlığın yırtıp atmanın şeklide ancak birlikte, beraberce ve eşit bir biçimde atacağımız adımlarla mümkündür. Burada Kürtler açısında yaşamış olduğumuz temel bir travmatik geçmiş var. Süryani katliamında yer almış olmalarıdır. Abdulhamitin oluşturduğu Hamidiye Alaylarında yer almış olmaları, aşiretsel çapta bu katliama destek vermelerinden dolayı halkımızda bir travma yaratmıştır. Tabi bunu bütün Kürtlere mal etmiyoruz. Ama devlet ile iş yapan işbirlikçiler var. Almanlarında bu katliamlardaki rolünü de unutmamak gerekir. Osmanlıyı da Hamidiye Alaylarını da eğitip yön veren bir noktada olmuşlardır. Kürt Hamidiye Alaylarının halka karşı oynadığı rol oldukça olumsuz bir roldür. İşte yapılacak konferans da eğer eşit katılım sağlanırsa bu hakımızın bu travmatik durumda çıkmanın bir yolu olabilir.
Konferans çözüm olacak mı?
Türkiye’de bu son seçimlerde de gördüğümüz gibi bütün oyunlar oynanıyor ve Kürt halkı üzerinde oynanmaktadır. Görünen odur ki Kürtler üzerinde yeni bir katliama gidişin yolları açmaktadır, hazırlanmaktadır. Kürt Özgürlük Mücadelesi, büyük fedakarlıklarla vermiş olduğu mücadele artık bu hakları bir araya getirmesi gerekiyor. Behtnahrin renklerinin, Mezopotamya renklerinin bir araya getirilmesi gerekiyor. Bunun en iyi modeli Kuzey Doğu Suriye’de (Rojava) yapmış olduğumuz demokratik sistemdir. Bu bütün coğrafyaya bir çözüm olur diye düşünüyorum. Lozan üzerindeki düşüncemiz bu şekildedir.
Peki halklar ne yapmalı, çağrınız var mı?
Bu coğrafyada -biz Behtnahrin diyoruz- yaşayan bütün hakların; bütün inançlar kendi isimlerimizle var olmalıyız. Çok değişik isimlerimiz var. Kürt, Türk, Asuri, Süryani ( Asuri, Keldani, Arami) ve Arap gibi isimlerimizle medeniyetin beşiği olarak anılan Mezopotamya coğrafyasında geleceğe doğru hep birlikte adım atmalıyız. Medeniyetin beşiği olan Mezopotamya coğrafyasında müthiş bir güzellik yaratma imkanımız var. Bizim tarihiniz her zaman zengin olmuştur. Böyle bir tarihimiz var ve tarihten ders alarak ülkemizi güzelleştirebiliriz. Yaşadığımız coğrafyada bulunan bütün ezilen halklar; zalim barbarların bize dayattığı bu zalimliği ortada kaldırmanın; herkesin kendi hakkına, kendi kimliğine sahip çıkması esas olması gerekir. Birbirimize karşı empati yaparak ve burada birlikteliğimizi pratikte göstermemiz gerekir. Bizim Behtnahrin olarak adlandırdığımız başkalarının farklı isimlerle adlandırdığı ülkemiz hepimize yeter. Bu ortak ruhla çabalamamız gerekir. Bizler Süryani halkımıza son bir çağrı yapıyoruz. Bugün Behtnahrin Ulusal Konseyi büyük bir fedakarlık yapıyor. Herkes bu fedakarlığı görmelidir. Bütün halkları, beraber yaşayabileceği umuduyla halklarımızı bu mücadeleye ortak olmaya çağırıyoruz.







